Sinema

Trende Bir Şiir: İşe Yarar Bir Şey

Bazen Ankara’da öyle olur, hatırası acılaşmış eski dostluklar, sökükleri dikilemeyen kalp meseleleri Barış Bıçakçı’yı hatırlatır. Derdine bir çare bulmak umuduyla değil, anlaşılacağını bilerek çalarsın kapıyı. İşe Yarar Bir Şey de böyle bir kapı aralar.

Yazar nahif ve yetenekli bir anlatıcıdır, kesinlikle ama bence her şeyden önce iyi bir dinleyicidir. Görünürlükten uzak olmasını da buna bağlarım. Şehre, şehrin insanlarının göz bebeklerine içten bakış, bu göz bebeklerinden ruhun boşluklarına doğru bir seyir, ancak bilinmemekle mümkündür. Barış Bıçakçı, çehresi yabancılık veya aşinalık uyandırmayan bir gözlemcidir, bizden, kalabalıkta sıradan bir yüz. Alaladeliğimizle karşısındayızdır, saklamadan, sakınmadan. Anlatırız, anlar, sonra bir gün çıkıverir tanıdık hikâyelerle. İşe Yarar Bir Şey de biraz öyledir. Bilindiktir. Meraktır. Vazgeçiştir. Hevestir. Ve en çok şiirdir.

Bir Mustafa Kutlu cümlesidir sanıyorum: “Bütün hikâyeler trenle başlar.” Yataklı vagondan biletinizi alın. Rayların ritmini yakalayan, beyaz perde yerine cam kenarında akıp giden bir seyir bu. Birazdan içeri Şair Leyla girecek, çantasında kitapları ve sürekli notlar alıp çizimler yaptığı defteriyle. Gözlerinde görüp geçirmişliğin ve hiç büyümeyen genç kızlığın izleri vardır. Bakışları koyudur, derindir. Sırlıdır. Böylelerini zamanla tanırsın, hemen açık etmezler kendilerini.  Canan öyle mi? Tedirginliği gözlerinden, ellerinden okunur. Sonra diline vurur hemen. Dökülür satır satır, ikinci yol arkadaşınızdır. Hırsları parıldar ışıldayan gözlerinde, kalbi de güzeldir lakin, kusurlarını toyluğuna verin. Biri daha var, adı sık geçecek, o sizi son istasyonda bekliyor.

Tünellerden geçip gideceksiniz. Pencere bir aydınlanacak, bir kararacak. Konuşacak konuşacak, sonra susacaksınız. Sessizlik daha çok şey anlatacak. Leyla iki mısra mırıldanacak, siz uzaklara dalacaksınız. Leyla iki satır yazacak, siz bir benzerlik bulacaksınız kendinizden, belki bulmak isteyeceksiniz. Canan’ın yükünü omuzlayacaksınız beraber, birdenbire üstelik, önce merakla sonra yol arkadaşlığının gerektirdiği büyük mesuliyetle.

Ayrıntılara düşkünsünüz, bir başına uzun yolculuklara. Etrafı gözlemeye, anlatılana kulak kesilmeye… Öyle olmasa uçağa atlar gelirdiniz, en azından otobüse binerdiniz. Ama siz trendesiniz. Sizi temin ederim, pişman olmayacaksınız. Pelin Esmer’in kamerası, kaçırmak istemeyeceğiniz detayların üzerinde geziniyor. Bir bakış, bir jest, duvarda kırık bir ayna. Üzerine düşündükçe çoğalacak anlamlar, doğru yanlış herhangi bir cevabı olmayan sorular.

İki kişilik bir metin, Pelin Esmer ve Barış Bıçakçı’nın, uyum ile birlikte, farklı bakış açılarıyla zenginleştirdiği. Hem yönetmenin önceki filmlerinden, hem yazarın kitaplarından aşinalıklar kurulacak, gülümsenecek, bu gülümseyiş filmin sonlarına doğru buruklaşacak. Önce Leyla’ya, sonra Başak Köklükaya’ya âşık olacaksınız. Onun ortaokul anısına benzer bir anı da sizin hafızanızda canlanacak, yerine, unutmak için attığınız köşeye geri göndermeye çalışacaksınız. O buluşmadan korkacaksınız, sizin  de ayaklarınız geri geri gidecek. Canan’ın sorusu sinir uçlarınızı zorlayacak, sizi rahatsız edecek. Ancak Yiğit Özşener’in tabii oyunculuğunda Yavuz sizi sakinleştirecek. Bir edebiyat sohbetine dahil olacak, yeryüzünün gelip geçiciliği aklınıza gelecek, sonra sarı çiçeği hatırlayacak, Cortazar’a selam göndereceksiniz.

104 dakikayı bir hisle anlatmak gerekseydi eğer; karlı bir kışı günü bir kahvehaneden içeri girdiğinizi, avuçlarınızı soba üzerinde ısıtırken, yan masadaki muhabbete daldığınızı, ama bu huzurlu anın da bir hatıraya dönüşeceğinin acısını duyumsadığınızı düşleyin, derdim. İşe Yarar Bir Şey, öyle bir his, öyle bir film. Bir rüzgar esecek, içinizdeki boşlukları dolduracak, sonra siz Büyülü Fener’den adını koyamadığınız bir hâl ile çıktığınız o akşamı hatırlayacaksınız.

https://www.youtube.com/watch?v=Tm-y7iphRZo


Kapak Fotoğrafı

Diğer Görseller

NN
okur, düşler, borgessever | Lavarla Editörü | nureddinturk@lavarla.com

    1 Comment

    1. Filmden sonra duygu ve düşüncelerimizi yansıtan güzel bir yazı okudum. Mutlu oldum aynıpencereden bakan insanlar olması guzel bir neden daha sunuyor hayata

    Bir Cevap Yazın

    ahlat ağacı film sahnesi Pusu'la

    Ahlat Ağacı, Yaşam Ağacı

    Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmenliği haricinde senaryo ve kurgusunu da üstlendiği 71. Cannes Film Festivali’nde ilk gösterimi yapılan Ahlat Ağacı filmi, Akın Aksu’nun Bir Taşra Köpeği...

    Pusu'la

    Hep ‘Küçük Şeyler’ Bizi Usandıran*

    Babamın Kanatları filmiyle tanıştığımız Kıvanç Sezer’in ikinci filmi Küçük Şeyler vizyona girdi. Gezici Festivali kapsamında Ankara’da izlediğimiz filmin akabinde film ekibiyle kısa bir sohbet gerçekleştirdik. Dünya...

    Pusu'la

    Behzat Ç. Geri Döndü

    “Sahici bir sarsıntı sahte bir dengeden iyidir.” Behzat Ç. 4. Sezonu ile geri döndü. Dizi ve Ankara severleri heyecanlandıran bu dönüşü hatırlayarak konuşacağız. Yazı, bu...

    Pusu'la

    Kurtlarla Koşan Kadınlardan, Sibel

    Geçenlerde Damla Sönmez’in başrolünü oynadığı, Çağla Zencirci ile Guillaume Giovanetti’nin yönettiği Locarno ve Adana Film Festivallerinde ödüller alan 2018 yapımı Sibel filmini izledim. Altın Portakal, Uçan...