HafızaMeseleler

Tarihi(mizi) Kaçırmak

Siz de kimi zaman yurt dışında gezerken, kimi zaman bir filmde veya fotoğrafta aniden karşınıza çıkan tarihi eserlerimizi görünce duraksayıp düşünenlerden misiniz? “Acaba bunun burada ne işi var?” “Nasıl gitmiş?” “Kim(ler) izin vermiş?” “Gitmese ne olurmuş?” gibi daha pek çok soru aklınıza geliyorsa bu yazı tam size göre! Gelin son zamanlarda yeniden gündem olan, belki de popülerliğini hiçbir zaman kaybetmeyen, ülkemizdeki tarihi eser kaçakçılığının önlenmesine yönelik yapılan çalışmalara ve özellikle de iade süreçlerine bir göz atalım.

Öncelikle tarihi eser kaçakçılığı yerine artık kültür varlığı kaçakçılığı teriminin kullanıldığını belirterek yazıya başlayayım. Tahmin edebileceğiniz gibi kültür varlığı tanımı çok daha büyük bir grubu kapsıyor ve daha güncel…

Kültür varlıkları doğaları gereği ait oldukları bireyler ve/ya toplumlar için değerlidir çünkü en sade anlamıyla söylersek kültür insanları, insanlar da kültürlerini oluşturur. Bu kapsamda ister istemez bir taşıyıcı görevi gören kültür varlıkları da toplumları için oldukça anlamlı ve kıymetlidir. Ancak bu demek değildir ki kültür varlıkları ait oldukları yerler dışında değersizdir. Zaten bu anlayışın bir göstergesi olarak da günümüzde çokça duyduğumuz “Dünya Mirası” kavramı ortaya konularak evrensel değerin altı çizilmiştir. Yine aynı nedenlerle pek çok uluslararası sözleşmede de (mesela 1954 Lahey Sözleşmesi) vurgulandığı gibi kime ait olunduğuna bakılmaksızın, kültür varlıklarına karşı işlenen suçların aslında tüm insanlığın kültürüne karşı bir saldırı olduğu kabul edilmiştir.

Görsel 1: ©SelçukDemirel

Gidenler, götürülenler, gönderilenler

Yurt dışında bulunan ülkemiz kaynaklı eserler üzerine az çok hepimizin bir fikri vardır, kimimiz gitmelerine üzülse de koruma ve bilinirlik gibi gerekçelerle “iyi ki gitmiş” derken, kimimiz de bu yer değiştirmeyi sade bir “talan” veya “hırsızlık” olarak görüp, geri getirilmelerini istemektedir. Böylesine ciddi ve aslında epey politik bir konuda toptan bir karara varmadan önce hatırlamak gerekir ki her eserin yurt dışına çıkış öyküsü yine her eserin biricikliği gibi kendine özgüdür ve ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.

Görsel 2: Kaçak kazı sonucu yurt dışına götürülen ancak 2011 yılında ABD’den iadesi sağlanan Yorgun Herakles Heykeli’nin üst kısmı ile Antalya Perge’deki arkeolojik kazılar sırasında bulunan alt kısmının yeniden birleştirilmiş hali Antalya Müzesi’nde ziyaretçilerini beklemektedir. Kaynak: Levent Tökün


Bu durum elbette sadece bizim ülkemize veya tahmin edebileceğimiz gibi bizim zamanımıza özel değil, ne yazık ki dünyanın her coğrafyasında ve her döneminde görülmektedir. Sanılanın aksine, gelişmiş ülkelerde de kültür varlığı kaçakçılığı ve iade konuları ciddi boyutlarda bir sorundur ki bu durumu COVID-19 salgınının başlarında
Almanya ve Hollanda müzelerinden arka arkaya gelen hırsızlık haberlerinde de görmek mümkündür. Kimi eser savaş ganimeti (savaşlar nedeniyle gidilen coğrafyalarda kalan ve günümüzde pek çok farklı koleksiyonda sergilenen objeler) veya hediye (ülkelerin resmi ziyaretlerinde veya yöneticilerin değişmesi halinde gönderilen nesneler) gibi yasal, kimisi de kaçak kazı (Yorgun Herakles Heykeli) veya hırsızlık (Adana Ulu Camii Çinileri) gibi yasa dışı yollarla, ait oldukları ve bizlerin şu an yaşadığı topraklardan yıllar içerisinde gitmiştir. İster yasal ister yasa dışı olsun tüm yerinden edilmeler elbette ki uzun zaman içerisinde oluşmuş bu toplu ve ortak kültürü bir şekilde zedelemiş ve gerek bilgi gerek bağlam kayıplarına sebep olmuştur. Ancak biraz sonra daha ayrıntılı göreceğimiz gibi iadeye konu olan eserler sadece yasa dışı yollarla kaynak ülkesinden koparılanlardır. Tabii bir de şunu belirtmek gerekir ki yeni açıklanan 2021 verilerine göre yaklaşık 65 milyar $ olan uluslararası “yasal” sanat piyasasındaki işlemlerin ne kadarının hangi oranda yasal olduğunu belirlemek de oldukça zor ve bu sebeple dikkat edilmesi gereken bir olgudur.

Ülkemizdeki duruma bakınca ise söylenecek pek çok şey var ancak ben görece daha az söylenenlerden bahsetmek istiyorum, mesela kaçakçılıkla mücadelede yapılanlar ve eser iadesi konusu.

Eve Dönüş

Kültür varlıklarının iadesi meselesi de aslında yeni bir kavram olmamakla birlikte son yıllarda özellikle Türkiye gibi bolca medeniyetin yaşadığı topraklara sahip ancak bu değerlerinin bir kısmını zaman içerisinde biraz önce bahsettiğimiz yollarla veya başka şekillerde kaybeden ülkelerin, ki bunlara kaynak ülke denir, girişimleri sonucu artan bir hızla gündemimize gelmekte. Kimi çabalar başarısız olsa da buradaki amaçlardan konunun bilinirliği ve buna bağlı iade lehine kamuoyu oluşturulması her şekilde ulaşılabilen bir hedef olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü bazen ülkeler bazen de kurumlar eserlerin iadesinde gönülsüz ve hatta karşı olsalar da hemen hemen her toplumda yasa dışı yollarla ülkelerine gelmiş kültürel varlıkların iadelerinin gerçekleşmesini isteyen geniş bir kitle bulabiliyoruz.

Türkiye olarak aslında bu konuda epey iyi bir konumdayız diyebiliriz çünkü hem ülkemiz topraklarından bir şekilde, ama yasa dışı yollarla, gitmiş eserlerin hem diğer devletlerin yasa dışı olarak ülkemizde bulunan eserlerinin iadesinde aktif ve başarılı bir performans göstermekteyiz. Ancak ne yazık ki, belki de her konuda olduğu gibi, sadece olumsuzlukları görme veya kötü örneklere odaklanma alışkanlığımız yüzünden biraz sonra aktaracağım bilgileri ya göremiyor ya da önemsemiyoruz.

Birkaç istatistik paylaşmak gerekir diyerek sadece son üç yılda evine, ülkemize, getirilen eser sayısının 3.000’in üzerinde olduğunu, 2022 yılında ise daha dört ay bile bitmemesine rağmen 1.100’den fazla eserin iadesinin gerçekleştiğini belirtmek isterim. Her ne kadar sadece sayıların bir şey ifade etmeyeceğini bilsem de söz konusu her bir eserin kültürel önemini de hesaba katarsak, bu rakamların değeri bir kez daha anlaşılacaktır diye düşünmekteyim. Bu konuda daha fazla bilgi almak isteyenler Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sürekli güncellenen iade listesine de bakabilir.

Görsel 3: 10 Mart 2022 tarihinde Hırvatistan’dan iadesi sağlanan 1059 parça kültürel varlığın bir grubunun fotoğrafı. Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı

Daha önce belirttiğim gibi, ülkemize dönüşlerin yanı sıra bizden de geldikleri topraklara giden eserler mevcut. Bu konu Türkiye’de her ne kadar yeni bir durum olsa da yasa dışı şekilde ülkemiz topraklarında bulunduğu tespit edilen yabancı ülke kaynaklı kültürel varlıkların da iadesine artan bir özenle devam edilmektedir. Bu kapsamdaki yakın zamanlı bir örnek 2019 yılında Irak’a gerçekleştirilen eser grubu iadesidir. Ardından aynı yıl Çin’e teslim edilen iki adet arkeolojik eser bunu takip eder niteliktedir.

Ayrıntılı bilgilerine linklerden ulaşabileceğiniz bu iadelerin ortak bir özelliği olarak Türkiye’nin süreçleri kendi inisiyatifi ile başlattığını belirtmek gerekir ki bu diğer ülkelerde pek de bulunmayan bir iyi niyet göstergesidir. Ek olarak bu makale yazılırken gerçekleşen bir diğer iade örneği olarak İstanbul Havalimanı’nda yakalanan ve Kazakistan’a ait olduğu tespit edilerek 31 Mart 2022 günü yetkililere teslim edilen tarihi kılıç verilebilir.

Ülkelerarası ilişkilerde gittikçe önemli bir yer tutan kültürel varlıkların iadesi konusunda önemli adımlardan bir başkası da ikili anlaşmalardır. Bu çerçevede halihazırda Türkiye’nin, en sonuncusu ABD ile 2021’de olmak üzere, toplamda 9 ayrı ülke ile kültür varlığı kaçakçılığının önlenmesi ve iadesinin sağlanması kapsamlarında imzalamış olduğu kolaylaştırıcı anlaşmalar bulunmaktadır.

Evinde Koruma

Görsel 4: Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan “Biri Arkeolog mu dedi?” adlı çocuk kitabının kapak görselleri. Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı

Uluslararası çalışmaların yanı sıra ülkemiz içerisinde gerçekleştirilen koruma ve bilinçlendirme faaliyetleri de olması gereken ve tamamlayıcı roldedir ki burada yine son yıllarda epey artan sayıda ve nitelikte örnekler görmekteyiz. Özellikle 2021 yılında çıkarılan “Biri Arkeolog mu dedi?” adlı çocuklara yönelik resimli hikaye kitabı ile yine aynı sene sosyal medyada geniş yer bulan kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve kaçakçılığın önlenmesi konularında yayımlanan 4 farklı kamu spotu bu alanda ilk defa yapılan çalışmalar arasındadır.

Güvenlik birimlerinin gerçekleştirdiği operasyonlar da bir başka incelenmesi gereken alan olmakla birlikte uzun uzun anlatarak zaten hemen hemen her gün gördüğümüz bilgileri tekrar etmek istemem. Sadece belki en güncel rapordan alıntı yaparak 2020 yılında Türkiye genelinde gerçekleştirilen 700’ün üzerinde operasyonda 1.200’den fazla kişinin gözaltına alınarak yine bu operasyonlar kapsamında 132.000’den fazla kültür varlığının yurt dışına kaçırılmadan yakalandığını belirtmek gerek diye düşünüyorum.

Bitirirken

Tüm bunlara bakıldığında ülkemiz uzun yıllardan beri aslında hem kendi eserlerinin iadesi hem de başka toplumların değerlerinin korunarak ait oldukları topraklara dönmeleri konusundaki çalışmalarıyla hem tutarlı hem iyi niyetli bir çizgi çizmektedir. Ancak bunlar demek değildir ki Türkiye’de kültürel varlıkların korunması konusunda sorun veya eksik yapılan işler yoktur. Elbette ki uzun yıllardır kanayan bir yara olarak gerek kaçakçılık gerek başka yollarla hala bizlerin ortak değerlerine zarar verilmesine devam edilmekte ve tüm bu anlatılan çalışmalar ile toplumumuzun gerekli bilinçle davranan bireylerine rağmen kültürel varlıklarımızın geleceği, yani geleceğimiz tehlikeye atılmaktadır.

John Berger’in ünlü kitabı Görme Biçimleri’nde de söylediği gibi:

“Kendi geçmişinden kopmuş bir halk ya da sınıf, seçmede ve eyleme geçmede tarih içinde kendi yerini bulmuş bir sınıf ya da halktan çok daha az özgürdür.”
(Berger, 1986, s. 33).

Sonuç olarak belirtmek isterim ki diğer alanlarda da olabileceği üzere burada bahsettiğimiz konularda da oldukça eksik ve/ya hatalı bilgiler her zaman mevcut. Bu yüzden bizlerin bir sorumluluğunun da doğru bilgilerin aktarılması olduğuna inanarak, hepimize düşen koruma ve bilinçlendirme sorumluluklarını yerine getirmeye devam etmekten başka şansımızın olmadığının altını çiziyorum. Bir kez daha her eserin kendi topraklarında güzel olduğunu belirtip, ki bu cümle Türkiye’nin bir nevi iade konularında mottosudur, yazıma son veriyorum. 


Kapak Görseli: Levent Tökün

Levent Tökün
Koç Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’ndeki lisans eğitiminin ardından, Brandenburg Teknik Üniversitesi Cottbus-Senftenberg Dünya Miras Çalışmaları ve Deakin Üniversitesi Kültürel Miras yüksek lisans programlarını eş zamanlı olarak “Yasa Dışı Yollarla Yerlerinden Edilmiş Kültürel Varlıkların İadesi: Türkiye Cumhuriyeti’nin Stratejileri” başlıklı tez çalışmasıyla tamamladı. 2021-22 yılları arasında ilk defa seçilen Avrupa Mirası Genç Elçileri'nden biri olan Levent, Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM), Europa Nostra ve Avrupa Kültürel Miras Öğrenci Topluluğu (ESACH) üyesidir.

Bir Cevap Yazın




Kavaklıdere sineması Kent

Kavaklıdere Sineması’nın sessiz direnişi ve bugünü

Sinemaya gitme deneyiminin geçmişten günümüze oldukça değiştiğini gözlemlemek mümkün, 60’lı yılların apartmanlı sinemaları bugün yerini alışveriş merkezi sinemalarına bıraktı. Alışveriş merkezi sinemalarının artması, bağımsız sinemaların...