KentYaşam

Sevgi Çiçeğinin Operalı, Baleli Masalı

Sevgi çiçeği.
Bir Ankara endemiği.
Her sene olduğu gibi, ilk çiçeğini 23 Nisan‘da açtı!
“Bugün bayram!” dercesine.

Bozkır Ankara

Ankara.
Bozkırda bir başkent.
Tam 33 endemik çiçeği var.
Bilirsiniz, “endemik” terimi sadece bir yerde yetişen, bulunan çiçek, hayvan için kullanılıyor.
Görüldükleri alan bir ülke, bölge veya kentin coğrafi sınırlarıyla sınırlı olabiliyor. Ankara’nın, sayısını verdiğim endemikleri çeşitli ilçelerinde, hatta onların da daracık alanlarında kalmış durumdalar.
Öylesine azlar ki, soyları tükenme tehlikesiyle karşı karşıya.
Biri, farklı.
Yeri Gölbaşı.
Sevgi çiçeği.
Veya yanardöner.
Veya Centaurea tchihatcheffii.
İçinde opera ve bale de olan bu yazı, bence masal, çiçeğe ve çiçeğe emek verenlere ithafen yazıldı.

Opera ve Baleli Masal

Evvel zaman içinde…
Memleketin birinde güzel bir göl varmış.
Bir de, gölün iki yanına sürülerini getiren iki çoban.
Biri Zeynep diğeri Mehmet.
Kız fakir. Mehmet, zengin oğlan.
Aşkları, en az, iyi bildiğimiz efsane âşıklarınki kadar
Gerisi bildik!
İstememiş zengin baba.
Buluşamamışlar bu dünyada.
Gömülmüşler Gölbaşı’nın iki kıyısına.
Çiçekler dolmuş mezarlarının etrafına…

Bolca Açarmış

Çiçek yeryüzünde başka hiçbir yerde yetişmezken, Gölbaşı’nda bolca yetişir, açarmış.
Gölbaşı’nda bir de Devlet Opera ve Balesi’nin arsası varmış. Orada da açarmış.
Kırmızıymış.
Açtı mı her yeri kırmızıya boyarmış.
Çiçeğin rengi güneşle biraz değişir gibiymiş.
Bilim insanları çokça ismi olan çiçeğe yanardöner demişler.
Çiçek, Gölbaşı’nın her yerindeymiş, hem güzel hem de bolmuş.
Hal böyle olunca bolca toplanırmış.
Hatta kent merkezinde bile, şimdilerde, bir yerde bile korumadığımız ama bolca diye soğanıyla söküp sattığımız Ankara çiğdemi gibi, demet demet satılırmış.

Hırs

Çiçek, Gölbaşı’nın hemen her yerinde demiştik ya hani?
Hırs da!
Uygun olan olmayan her yere nasıl olsa satılır düşüncesiyle bina yapma veya ekmesem de benim olsun diyerek tarla açma hırsı gibi…

Binalarla Tarlalar

Gel zaman git zaman Gölbaşı’nın merkezi binalarla, şimdilik bina dikilemeyen yerleri tarlalara dönüştürülmüş.
Çiçeklere ömrünü veren ve bence adı Anadolu Çiçeklerinin Babası olan Prof.Dr. Mecit Vural, çiçeğin nerdeyse bir tek bu arsada kaldığını görmüş;
“Aman!” demiş.
Nasıl demesin? Çiçek bitecek!
Başvurmadık yer bırakmamış.
Arsayı ilgili bakanlığa da devrettirmiş, çitle çevirtmiş. Bir de resimli ve açıklamalı bir tabela diktirmiş.
Arsa, çiçeğin korunduğu yani sığındığı tek alan olmuş.

Sadece Birkaç Çiçek!

Gel zaman git zaman, yine çiçek açma mevsimi gelmiş.
O da ne!
Görenler gözlerine inanamamış.
Masal bu ya!
Başka bir yerde açma şansı bulamayan çiçek arsada birkaç tane açmış.
Birkaç tane!
İpucu vereyim! Masalın bu kısmı da gerçek.
Doğma büyüme Gölbaşılı, çocukluğunda çiçeği Gölbaşı’nın her yerinde gören ve bence adı Sevgi Çiçeğinin Babası olan Hulusi Gürpınar (yazıdaki tüm fotoğraflar, konum ve ulaşım bilgileri ondan), o birkaç çiçeğin başına oturmuş.
Ağlamış.
“Olmaz!” demişler.
“Ya olursa!” demiş, almış o birkaç çiçeğin tohumunu.
Bahçesine ekmiş.

Ertesi Sene

Ertesi sene olmuş.
Çiçek, korunduğu alanda ve Gürpınar’ın bahçesinde açmış.
Unutmadan, Gürpınar ile aslında yöreye sivrisinek için gelen ama tanışmasının ardından çiçeğe gönlünü veren Prof.Dr. Ayşe Boşgelmez;
“Çiçeğin çok adı var!” demişler.
Benim tespit edebildiklerim; peygamber çiçeği, kırmızı peygamber çiçeği, gelin düğmesi, türbe çiçeği ve hasırcı çiçeği.
“Bundan sonra adı sevgi çiçeği olsun!” demişler.

Belediyenin Kocaman Parkı

Masal bitmedi!
Gürpınar’ın bahçesinin yanında bir yol varmış.
Yolun diğer tarafında kocaman bir park. Belediyenin.
Her yerde yok olan çiçek, sevgi gördüğü bahçede çıktıktan sonra yolun karşısındaki parkın kenarında da çıkmasın mı?
Gürpınar çıkmış Gölbaşı Belediye Başkanı’na.
Böyleyken, böyle demiş.
Başkan da kocaman parkın Gürpınar’ın bahçesine bakan tarafını çiçeğe vermiş.
O taraf, ferforje çiçek desenli demir parmaklıklı, iki taraftan kilitli, parsellere bölünmüş, ortasında mermer heykelli gen bahçesi olmuş.

Masalın Sonu?

Gökten dört elma düşmüş…
Mutlu son!
Ankara’nın 33 endemiğinden biri, sevgi çiçeği – yanardöner yok olmaktan kurtulmuş.
Her sene belediyenin gen bahçesinde düzenlediği törenlerle, törenlere katılan her yaşta insanlarla, toprakla buluşur olmuş.
Bir de Büyükşehir Belediyesi, Mogan Parkı’nda Sevgi Çiçekleri adası oluşturdu. Bu sene adaya adının veren çiçekler açmaya başladı.

Yerinde Koruma

Çiçek, bugün birkaç alanda birden, yerinde korunuyor. Bu önemli bir nokta.
Çitle çevrili.
Kuş, böcek giriyor.
Çit, bizden koruyor!

Bugün

Çiçeği bugün Gölbaşı’nda pek çok yerde ve formda görebilirsiniz.
Değirmen, tabela, marka hatta sokaktaki lamba gibi.
Geçen sene tescillendi ve coğrafi işaret belgesi aldı.

Birkaç isim daha

Kum Resim Sanatçıları Şerife ve Mustafa Kumcu çifti, karayolu köprüsünün altınını çiçekle süslemişler. Çiçeği, belediye tesislerinde isteyene kumdan yapmayı öğretiyorlar. Gönüllü.
Rahmetli Ressam Mehmet Halis Bozkurt, çiçeğin harika tablolarını bıraktı.
Heykeltıraş Prof.Dr. Mümtaz Demirkalp, andezit taşından yapmış. Gölbaşı girişinde.
Şair Ünal Yıldız, çiçeğe haftada, olmadı ayda bir tane şiir yazıyor.
Duayen Ressam Yaşar Çallı, tablosunda çiçekle Atatürk’ü buluşturmuş. Her konferansımda kullanıyorum!
Prof.Dr. Bilgehan Gülcan, Turizm Fakültesi öğrencileriyle her tohum atma törenine katılıyor.
Törene Gölbaşı’ndan ilk-orta-liseler de katılıyor. Pandemi öncesiydi, son yapılan törene Uğur Ekiz Öğretmen aldı getirdi okulunu. Batıkent’ten.
Nazmi Bilgin, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı. Gölbaşı’ndaki Bizim Çatı’da uluslararası resim çalıştayları yapıyor. Sanatçılardan mutlaka biri, çiçeği çalışıyor.
“Bu sene de yapacağız,” demişti. Korona çıktı, soramıyorum.
Kaymakam Tülay Bilgihan ile belediye başkanları; Ramazan Şimşek, Fatih Duruay, Yakup Odabaşı ve Abdulnasır Haşnak. Benim bildiğim en az 4 belediye başkanı.
Çiçek için yapılanları hepsi hep destekledi, destekliyor.
Ve bahçıvan Mehmet Horuz. Belediye, gen bahçesinin sorumluluğunu ona vermiş.
Horuz sorumluluğu almış başının üzerine koymuş!
Mesai başlamadan çiçeklere koşuyor.
Her parselde farklı gübre deniyor.
Çiçeği, doğadaki boyunun iki katına çıkardı!
Son buluşmamızda elinde metre vardı!

Bir de öneri

Büyükşehir mi yapar Gölbaşı Belediyesi mi bilmem…
Sevenler, özel yerleri seviyor.
Paris’teki Pont des Arts, asılan aşk kilitleri yüzünden çöküyordu, kilitler söküldü.
Zeynep ile Mehmet’in mezarları ihya edilse.
Köprü de olur mu bilmem ama sevenlere özel bir yer çıkacağı kesin.
Tarihi alt yapılı, çiçekle bağlantılı.
Çökme riski de yok!

Mutlaka Yapın

Çiçek açmaya başladı.
Gidin Gölbaşı’na!
Çiçeğin bir fotoğrafını çekin.
Yaslanın arkanıza, çektiğiniz fotoğrafa bakın!
Bu yazıyı buraya kadar okuduğunuza göre göreceğiniz sadece bir çiçek olmayacak!
Masalın mutlu sonunu, hırsın yenildiğini, sevginin kazandığını da göreceksiniz.
Darısı tüm endemiklerin başına.
Adını andığım, anamadığım, tüm emek harcayanlara selamla…

Ulaşım bilgileri:

Cevdet Kara Parkı’nın üst kısmında.
Elinizle koymuş gibi bulun diye işte koordinatları: 39°47’28.8″N 32°49’49.5″E
Arabam yok diyorsanız, 195-1 numaralı Gölbaşı otobüslerine binip, Şehit Ahmet Özsoy Devlet Hastanesi durağında indiniz mi, 50 metre uzağınızda.

Necati Yalçın
İletişim, eğitim, tarih, sanat ve kent üzerine akademik yazılarının yanında gazete, dergi ve internet sayfasında köşe yazarı. Halkla İlişkiler, Milli Mücadele, Cumhuriyet’in Açıkhava Müzesi Ankara, Yazdığım Ankara, Gezdiğim Ankara, Keyifli Öğretmenlik kitaplarını yazdı.

    Bir Cevap Yazın

    Pusu'la

    Woodlife Sweden in Turkey

    Woodlife Sweden in Turkey, ahşap mimari üzerinden sürdürülebilir kalkınma ve iklimsel etkinin azaltılması konusunda farkındalık yaratmak amacıyla; şehir planlama, mimarlık ve tasarım disiplinlerinden profesyonelleri bir...

    Kent

    Maruz Yürümek

    “Yürümek hem bir araç hem de bir amaç, hem yolculuk hem de varış noktasıdır” [1]. Yürümeyi merkeze alan kitaplar, yazılar ve söylemler son yıllarda giderek...

    Hemhüm Mescidi (Cami) Kent

    Ankara’da An’ı Yakalamak

    “Ankara’nın en çok İstanbul’a dönüş yolunu sevdim.” Yahya Kemal Beyatlı Her Ankaralının ömründe en az bir kez maruz kaldığı bir sorudur: “Ankara’da deniz yok, nasıl...