Kentİnsan

Resimle ve sevgiliyle bir ömür: Muhteber Demirtaş

Ressam Muhteber Demirtaş son zamanlarda renkli mi renkli, harika kadınlar boyuyor. Bazen fırçayı bir kenara bırakıp ellerini yağlı boyaya batırarak! Eserlerine bayılmamak elde değil. Bu renk cümbüşünün altında yatanı sordum. Yanıt kısa ama anlamlı oldu:

“Kadın özgürdür!”

muhteber demirtaş 1

Bir kasaba

Kasaba Beşikdüzü. Biz kasabadan çıkan bir öğrenciyi konuşacağız, adı Muhteber. İlk kez teste girecek, çok heyecanlanmış. Başarısız olma korkusuyla ne yapsam endişesi yaşarken, belki de hayatının dönüm noktasını yakalamış, resim atölyesini görmüş. Boş kaldıkça gitmiş. Derken ilk sınav gelmiş çatmış. Sonuç 8!

Resimleri duvarlara asılmaya başlamış, kendine güveni gelmiş. “Yılın sonunda İstanbul’da resim seminerinde sınava sokalım,” demişler. Yatılı, aile uzakta, kendi karar vermiş; “Olur!” demiş, kazanmış. Bazıları “Ne işiniz var?” diye sorsalar da bir keyifli öğretmen varmış, İsmail Gümüş, gitmesi için ısrar etmiş.

Keyifli öğretmen

“8 kız gittik, hepimiz kazandık!” diyor ressam.

Harika değil mi?

Bu yüzde yüz başarının ardından Beşikdüzü’nden bir daha kız öğrenci gelmemiş. Yetenekli ve istekli öğrenci yokmuş diye düşünülebilir ama önemli bir ayrıntı paylaşalım, İsmail Gümüş adlı öğretmenin tayini çıkmış.

Üzücü değil mi?

Bir kent

Beşikdüzü nere, İstanbul nere? İstanbul, kocaman! “Gitsek mi, gitmesek mi?” diye düşünmeye başlamışlar. “Giderseniz galeri, sergi gezeceksiniz, kaldınız burada ne göreceksiniz?” sorusu son motivasyon olmuş. Gümüş, yıllarca kollamış öğrencilerini. Baba olmuş, yıllarca sergilerine gelmiş. Ailelerin haberi yok, İstanbul’da yatılı başlamışlar.

Öğretmenleri Selahattin Hüsnü Taran ve Hamdi Dicle’yi de anmadan geçemiyor. Öğretmeni Dicle ile hala görüştüklerini söylediler. Görüştük, öğrencisinden övgüyle söz etti. Keyifli öğretmenler iyi ki varlar. Erkekler içinde sıkılanlar, nasıl benden yüksek not alırsın şaşkınlıkları yaşayanlar… Muhteber çabuk uyum sağlamış, “Erkeklerle okumak çok iyi oldu,” diyor.

Restorasyon yaparken yok etmek

Bilenler vardır, seminerler Çapa’da başlamış, Ortaköy’e taşınmış, tekrar Çapa’ya dönmüş. Muhteber, Ortaköy’de eğitim görmüş. Okulunu anlatmakla bitiremiyor. Koridora bağlayan camlardaki vitrayları anlatıyor örneğin. Bir de dış cephede 2×3 metrelik dev bir rölyef. Bugün çoğu sanatçı, o günün liselilerinin eseri. Altında “2A 1970” imzalı. Yarım yüzyıl kadar durmuş.

Ah! Kaş yaparken göz çıkarmak mı denmeli, rölyef restorasyonla yok edilmiş! Yıllar sonra geziye gidince hevesle duvara bakmış, içi acımış.

Başkent

İzmir, Samsun kazanmış gitmemiş. “Doğru zamanda, doğru yer” dediği Gazi’yi kazanmış. Çoluk çocuk derken, resme ara vermiş ama fırsatını yakalayıp lisansı tamamlamış, bir daha ara vermeden resme dönmüş. 9 yıl mecburi hizmet sırasında Bahçelievler Ortaokulu’nda çalışmış, aynı zamanda kurslar vermiş.

muhteber demirtaş 3

Herkes için ders!

Hangi branştan olursa olsun, İstiklal Marşı’nı mandolinle çalamayan, öğrencilerine söyletemeyenin öğretmen olamadığı dönemlerde yetişmiş öğretmenden ders niteliğinde cümleler:

“Eşit davrandım, hiçbir çocuğu küstürmedim, bu çok önemli.”

“Yapabilirsin demek, o çocuğu kazanmak.”

“Öğretmenin öğretmenliği sevmesi gerekiyor.

Her iş için geçerli, yoksa ‘mış’ gibi olur.”

“‘Bu paraya bu kadar’ diyemezsiniz.’’

muhteber demirtaş solda

(solda) Muhteber Demirtaş. Kaynak: egeninsesi.com

Sanat yolculuklu atölye

Emekli ikramiyesiyle kurulan bir atölye. Emek’te, giriş kattaki bir dairede. Sokak kapısının açıldığı hol, uzun bir koridor. Soldaki en büyük oda Muhteber Demirtaş’ın. Koridoru kat ederken sağda kendisinin, solda eşinin tabloları eşlik ediyor. Tablolar, sizi bir güzel atölyeden diğerine adeta sanat yolculuğuyla götürüyor.

muhteber demirtaş 2

Resimle ve sevgiliyle bir ömür

Eşinden sevgiyle söz ediyor, “Ortak konumuz çok, şansımız,” diyor. Aynı evde, aynı atölyedeler. Sergilere gidiyorlar, “Okuduklarımızın yanında görmek gerek. Besleniyoruz!” diye tanımlıyor.

Diğer köşedeki atölyede, odanın çoğunu kaplayan baskı makinasıyla mutlu, “Hep yapmak istedim” dediği gravürlerini üreten Yusuf Demirtaş var. Evde salondaki yemek masası baskı yeri, diğer köşede şövale. Resim yaparken, “Bir baksana!” diyerek konuşmalar, okuduğu kitabı paylaşmalar…

Demirtaş çiftine evlat-torun-sevdikleriyle uzun yıllar sağlık, mutluluk ve sanatçı olan, olmayan tüm çiftlere böyle bir yaşam dileklerimle.

Necati Yalçın
İletişim, eğitim, tarih, sanat ve kent üzerine akademik yazılarının yanında gazete, dergi ve internet sayfasında köşe yazarı. Halkla İlişkiler, Milli Mücadele, Cumhuriyet’in Açıkhava Müzesi Ankara, Yazdığım Ankara, Gezdiğim Ankara, Keyifli Öğretmenlik, Keyifli Öğretmenlik 2, Sevdiğim Ankara ve Mehmet Tunçer-Savaş Sönmez ile Kaybolan Ankara kitaplarını yazdı.

    Bir Cevap Yazın

    Müzik

    Uçan Şef: Musa Göçmen

    Besteci ve orkestra şefi Musa Göçmen’i ve senfoni orkestrasını ilk kez Senforock konserinde izlemiştim. Rock müziğin büyüsüne kapıldığımız konserde maestronun enerjisi, farklı tarzı, orkestra ve...

    carl sagan Müzik

    Karanlık bir dünyada Sagan’ın yolu

    Yönetmen ya da senarist künyesinde ismi yer almamasına rağmen, Steven Spielberg olmasaydı, sinema tarihinin mihenk taşlarından biri olan Geleceğe Dönüş filmini muhtemelen izleyemeyecektik. Hatta izleseydik...

    İnsan

    42

    Büyüdüğümüz evde, salonda kocaman bir pencere vardı. Çocukken oradan sola baksak amcamların evinin ışığını, kafamızı sağa çevirsek Gülten Akın’ın balkonunu görürdük. Dündü. Bizim için, çoğu...

    Müzik

    Bir Ankara efsanesi: Süleyman Bağcıoğlu

    Süleyman Bağcıoğlu. Ankara müzik camiasının en önemli ve efsane isimlerinden biri. Kızılay Gölge’de ve ardından Olimpos Gölge’de gözümü kırpmadan izlediğim, her seferinde sanki ilk kez dinliyormuşçasına...