Meseleler

Pandemide Üretkenlik Meselesi VII: Şükran Pekmezci ve Nermin Berkmen

Sanat ne yaptığınız değil, başkalarına ne göstermek istediğinizdir.
Edgar Degas

Pandemi süreci ilk tahminleri yıktı geçti.
Artık bitişine dair çok net bilgi de verilemiyor.
Hepimiz etkilendik, etkileniyoruz ama yarınlara ümitle bakmak istiyoruz.
Degas, sanat için söylediği sözde, sanatçının mesajını yaptıklarıyla verdiğini vurgulamış ama sanatçılar bu süreçte ne yaptılar, yapıyorlar, mesajlarını doğrudan soralım istedik.
Pandemide Üretkenlik Meselesi yazı dizisinin konukları 2 ressam: Şükran Atay Pekmezci ve Nermin Berkmen.
İkisini de Ankara’dan tanırım.
Doğaya ve insana duyarlılıkla yaklaşan eserleriyle tanıdığım sanatçılar. Yazının hazırlandığı günlerde ikisi de Akdeniz kıyılarındaydı.
Selam ve sevgiyle.

Şükran Atay Pekmezci– Ressam

Bir türlü bitmeyen, ne zaman biteceği kestirilemeyen pandemi öncesinde ne yapıyordunuz?

Pandemi öncesi evimizdeki atölyemde her gün düzenli çalışıyordum. Özellikle de yoğun olarak ARTANKARA vardı gündemimizde. Elbette başka sergiler de karma sergiler de her zaman aklımızda ve yapacağımız işler arasında önemli yer tutuyordu. Kalede ve bazı galerilerde açılan sergilerde açılışlarda topluca buluşma olanağı yaşıyorduk. Bu konuda Ankara çok şanslıdır, ulaşım, zaman açısından; sanatla uğraşanlar, sanat dostlarının buluşma yerleri sayılır, sergi açılışları… Bunları severek, hazla yerine getirmeye çalışıyorduk.

Bir yandan da Berlin’de doğum yapacak kızımızın yanına gitme planları yapıyorduk. Onun orada yalnız olması bizim üzerimizde önemli bir baskıydı. En azından doğum süresince orada olmak istiyorduk. Salgın bunların tümünü dağıttı, yapılamaz, yaşanamaz hale getirdi.

Pandeminin ilk zamanlarında ne hissettiniz, çalışmalarınıza etkisi nasıl oldu?

İlk sıkıntımız kızımızın yanına gidememek yüzünden onu yalnız bırakmada yaşandı. Bir ana olarak ne kadar azap çektiğimi anlatmak zor…

Sonra yakın çevremizde görülmeye başlayan salgının acı haberleri gelmeye başlayınca işin vahameti daha iyi anlaşılmaya başlandı. Bu baskılar öyle anlaşılmaz duygular, öyle karmaşık düşünceler yarattı ki herkesin yarın için düşünceleri kaos denecek kadar karmaşıklaştı. Biz de ister istemez bu bilinmezlik içinde eli kolu bağlı beklemeye başladık. Önlem almak elbette gerekliydi, almaya çalıştık ama bu belanın nereden, nasıl çarpacağı da belli olmuyordu. Herkes birbirinden uzak durmanın telaşını yaşadı. Çocuklarımızla görüşemez olduk. Sadece telefon vardı iletişimde.

Salgının yaşattığı kapalı hayat nedeniyle Ankara yakınlarındaki Çamlıdere’ye gittik. Bu aynı zamanda benim astımım için de bir çözüm yolu sayılır. Orada resim adına doğadaki bitkileri, özel-yerel bitkileri incelemeye ve onların desenlerini çizmeye başladım. Bu da çok ilgimi çektiği için salgının kazanıma dönüşmesi sayıyorum. Çok sayıda endemik bitki çalışması yapabildim. Orada Mehmet Emin Bora Bey’in kurduğu, bir anlamda Kültür ve Sanat Evi’nin zengin kitaplığından çok yararlandım,  üzerinde çalıştığım mitolojiyle ilgili kapsamlı çalışmalar yaptım. Dağ ve doğal hayat tutkunu Bora ailesiyle bizim için apayrı macera olan dağ ve köy gezileri bu kapalı dönemi anlamlandıran etkinlikler oldu.

Bu salgın belasına rağmen sağ olsunlar bazı dostlarımız orada bizleri ziyaret ederek yalnızlığı, yalıtılmışlığımızı paylaşıma dönüştürdüler. Havalar soğumaya başlayınca Ankara’ya gelmek zorunda kaldık. Bir anlamda da kurallı, ev hapsi gibi yaşamak ayrı bir psikolojik baskı yaratıyordu.

Bu belirsizlik resim çalışmalarımızı da etkiledi doğal olarak. Hasan atölyesine gidemedi, ben de evde olmama rağmen aklım Berlin’de ve Ankara’daki kızımızda, damadımızda, torunlarımızda kaldığı için resme odaklanmada sorun yaşadım. Çünkü onlar sürekli işlerinin başında, insanlarla iç içe olmak zorundaydı. Bu durum aile olarak eşimi de beni de çok tedirgin ediyordu. Hatta kendimizden çok onları düşünerek.

Çok geçmeden küçük de olsa bu belalı günlerin resimlerini tuval resmi olarak çizmeye, boyamaya başladım. Çok sayıda kitap okudum. Bazı konuşmalarımın sunularına çalıştım.

Bu arada sanal sergiler, Zoom ve Meet programlarıyla söyleşiler başladı, çok sayıda söyleşiye konuk olduk ve sergiye katıldık. Üniversiteler sanal söyleşiler yapmaya başlayınca onlarla da oldukça yararlı söyleşiler yaptık.

Bunlar pandemi öncesinde olmayan etkinlikler anlamında bir bakıma yeni bir çözüm sayıldı. Bizim için de salgının olumsuz etkisinin olumluya çevrilmesine neden oldu.

Pandeminin ilk günlerinden bugüne, yaptıklarınızda bir değişiklik oldu mu?

Yaptıklarımı daha bilinçli yapmaya, daha bilinçli sorgulamaya başladım. Neden, nasıl olmalı sorularına yanıtlar gibi.

Yaşadığımız her günün bir kazanç olduğunu, sağlığımızın bir salgınla nasıl darmadağın oluverdiğini sorgulamaya başladım. Aile, komşu, dost, genç, yaşlı insan denen varlık olma duygusunun çeşitli kademelerde insan üzerinde bıraktığı kaygıları düşünme fırsatı bulduğumu sanıyorum.

Resim yapmaya başladım, özellikle aşıdan sonra. Aşı önemli bir moral kaynağı oldu.

Önlemleri almada ben Hasan’dan çok daha titiz ve kuralcı davrandım. Çocuklarımızı bile görmemeyi kabullendim. Çünkü bu belanın şakası yoktu ve yan komşumuzu genç yaşta alıp götürdü.

Salgın dönemi de bizim gibi eğitimci insanlar açısından olumlu işlerin de yapılmasına fırsat yarattı. Büyüklerin, gençlerin, üniversitelerin yanında ilkokul öğrencileri ile birlikte Meet programıyla söyleşiler yaptık. Bunlar da bana göre koşullar karşısında yeni çareler arama açısından olumlu etkinliklerdi.

Salgın, sizin yaşama bakış açınızda moral değerler açısından ne gibi etkiler yarattı?

Elbette insan olarak, hele hele duygusal yönden bir ana olarak olaylara, ölümlere, kayıplara, işsiz kalanlara bakış açısı olarak çok etkilendiğimi, kimi zaman karamsar olduğumu belirteyim. Karamsarlığım daha çok başka yaşamlar üzerindeki ağır koşullar ve olumsuzluklar nedeniyleydi.

Başka bir açıdan da yaşamın bir salgına nasıl teslim oluverdiğinin büyük devletler kavramının ne kadar kâğıttan aslan-kaplan olduğunun sorgulaması vardı. Dünyanın bekçisi Amerika bile neredeyse teslim bayrağını çekti. Hiçbir çözüm üretme güçlerinin olmadığı meydana çıktı.

“Şu pandemi bir bitse, şunu yapacağım!” dediğiniz planlarınız neler?

Elbette bitsin derken sadece kendim için değil, iş alanları, ekmek kapıları, evine ekmek götüren anaları, babaları düşünerek diyorum. Bitsin biz de sergilerimize, birlikte konferansları, kültür ve sanat hareketlerini birebir izleme –katılma olanağı bulalım.

Bu soru sizin, istediğinizi sorun ve yanıtlayın!

Pandemi insanlara, ülkelere, ülkelerin yöneticilerine gereken dersleri verdi mi? Onlar ders almasını bildiler mi? Toplum kendini yönetenlerin böylesi olaylar karşısında bocaladığını fark etti mi?

Soruları beynimi kurcalıyor. Ben nedense pandemi sonrası yaşananların kısa sürede unutulacağından  “eski tas, eski hamam” oyununa dönüleceğinden kuşku duymuyorum. Başka toplumları bilmem ama bizde gereken derslerin alınmayacağını düşünüyorum.

Salgın karşısında bile hurafelerden medet bekleyen bir toplum, bilime, kültüre, sanata sırtını dönen bir toplum yine hiçbir ders almadan bunlara devam edecektir, diye düşünürüm. Dilerim ben yanılayım.

Salgın dönemi sanayi, ekonomi, sağlık gibi sistemler elbette çok ağır hasar gördü, ama en tehlikelisi eğitim sistemi çöktü. Çocuklarımız, gençlerimiz evlere tıkıldı kaldı. Sistemsiz, plansız, hatta ne olduğu belirsiz sanal eğitim denemesinin oyuncakları oldular. Devlet erkleri bu gibi konularda da ne yaptığını, ne yapacağını bilmez durumda kaldı. Çok çelişkili kararlar, uygulamalar yaşandı. Bir eğitim sistemi ancak bu kadar dejenere edilebilir gibi bir örnek yarattılar.

Bu sorunların yakın gelecekte daha büyük sorunlara yol açması en büyük kaygımdır benim.

Nermin Berkman – Ressam

Bir türlü bitmeyen, ne zaman biteceği kestirilemeyen pandemi öncesinde ne yapıyordunuz?

Pandemi öncesi her sanatçı gibi ben de günlük işlerimden sonra atölyemde resim çalışmalarımı yapıyordum.

Pandeminin ilk zamanlarında ne hissettiniz, çalışmalarınıza etkisi nasıl oldu?

Pandemi başladığında açık söylemek gerekirse, medyadaki yayınlar beni çok korkuttu…

Sevenlerimi nasıl korurum çabasına düştüm ve bu beni çok yıprattı. Ruhsal durumumun bozulmasına izin veremezdim. Kısa sürede kendimi topladım ve elimde olan materyallerle takılar, heykeller ve kıyafetler yaptım.

Pandeminin ilk günlerinden bugüne, yaptıklarınızda bir değişiklik oldu mu?

İlk günlerde sıkıntılı bir süreç olduğu için çok verimli oldum diyemem ama aşılarımı olduktan sonra çok beğendiğim resimler yaptım.

Salgın, sizin yaşama bakış açınızda moral değerler açısından ne gibi etkiler yarattı?

İlk günler moralim çok bozulmuştu ama sonraları aşının yaygınlaşması üzerine tedbirlere harfiyen uyarsam bu salgından korkmamam gerektiğine inandım.

“Şu pandemi bir bitse, şunu yapacağım!” dediğiniz planlarınız neler?

Pandemi sırasında iki sergim iptal oldu. Sergiler için çalışmalarım devam edecek.

Bu soru sizin, istediğinizi sorun ve yanıtlayın!

Pandemi bana ne öğretti dersek.
Hayatın ve yaşamanın çok güzel olduğunu.
Paylaşmanın ne kadar değerli olduğunu.
Sağlığın değerini.
Özgürlüğün değerini.
Ve en önemlisi tüm insanlık için virüsün zengin ve fakiri ayırt etmediğini öğrendim.


Serinin bir önceki yazısı: Pandemide Üretkenlik Meselesi VI: Metin Yurdanur ve Nevzat Can

Kapak Resmi: Şükran Pekmezci

Necati Yalçın
İletişim, eğitim, tarih, sanat ve kent üzerine akademik yazılarının yanında gazete, dergi ve internet sayfasında köşe yazarı. Halkla İlişkiler, Milli Mücadele, Cumhuriyet’in Açıkhava Müzesi Ankara, Yazdığım Ankara, Gezdiğim Ankara, Keyifli Öğretmenlik ve Mehmet Tunçer-Savaş Sönmez ile Kaybolan Ankara kitaplarını yazdı.

    Bir Cevap Yazın