MeselelerYaşam

Pandemide Üretkenlik Meselesi III: Önder Aydın ve Kürşad Yılmaz

Bir tablo, kelimesiz bir şiirdir.
Horace

Okuduğunuz, dizinin üçüncü yazısı. İki ressamla devam ediyoruz.
Tablolarıyla kelimesiz şiir yazan iki konukla!

7750 yıl önce kadının bereketle bir tutulduğu, kutsal görülüp sayıldığı Anadolu’mda, bu saygınlığın şahidi toprak heykelinin (Bereket Ana Heykelciği MÖ 5750) Anadolu’nun bağrındaki müzesinde (Anadolu Medeniyetleri Müzesi) sergilendiği topraklardan aldığı güçle eserlerinde Anadolu Uygarlıklarını konu eden Ressam Önder Aydın.

Ve medeniyetin(!), soyunun canına ot tıkadığı kızılderililerin resimleriyle aldığı haklı unvanla, memleketin tek Kızılderili Ressamı Kürşad Yılmaz.

Önder Aydın – Ressam

Bir türlü bitmeyen, ne zaman biteceği kestirilemeyen pandemi öncesinde ne yapıyordunuz?

Pandemi öncesinde, ressam olduğum için atölyemde resim yapıyordum. Aradan bir yılı aşkın bir süre geçti ve ben hâlâ resim yapıyorum. Hem de zaman yetmeksizin. Ressamlar yalnız insanlardır ve yaratım süreçlerinde atölyelerindedirler. Çünkü ressamlık bireysel bir eylemdir. Kolektif bir üretim söz konusu değildir. Resme bir kişi başlar ve bir kişi bitirir.

Pandeminin ilk zamanlarında ne hissettiniz, çalışmalarınıza etkisi nasıl oldu?

Pandeminin hiçbir döneminde, öncesinden daha farklı bir şey hissetmedim. Sadece sosyal aktivitelerim zorunlu olarak sona erdi. Örneğin sanatsal etkinlikler yapılamadığı için, o mekânlara gidemez oldum. Meslektaşlarımı göremez oldum. Ama kendime daha çok zaman kaldığı için, daha çok ve daha titiz ürettim.

Pandeminin ilk günlerinden bugüne, yaptıklarınızda bir değişiklik oldu mu?

2020-2021 Sanat dönemindeki kişisel sergilerimi iptal etmek durumunda kaldım. Ben çalışmaya başlamadan önce yapacağım resimlerde konuları önceden eskizler çizerek beynimde oluşturduğum için, sonrasında en az yarı yarıya ne yapacağımı, nasıl yapacağımı bilirim. Geriye kalan yüzde ellilik bölüm ise duygu, anlık tepkilerim ve resmin omurgasının ortaya çıkmasından sonra, resimden etkileşimime bağlı olarak belirlenmiş olur. Pandemi olsa da, olmasa da bu böyledir. Pandemi hiçbir sanatçının yaratım sürecini belirleyemez, yok edemez. Sadece bir miktar, psikolojik olarak etkiler ve o etkileşimde sosyal yaşamdan uzak kalmanın etkileridir. Üretmek isteyen sanatçı atölyesi yansa yine üretir. Tüm yaşamı pandemi dönemi gibi geçen Van Gogh dünyanın en üretken ressamlarından birisiydi.

Salgın, sizin yaşama bakış açınızda moral değerler açısından ne gibi etkiler yarattı?

İnsani ve toplumsal ilişkilerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Yaşamın ve zamanın, telafisi olmayan tek şey olduğunu öğrendik. Hurafelerle değil de bilimle yönetilen ülkelerin en büyük toplumsal salgında bilim yuvalarının çalıştırılarak, üç-beş yılda ancak hazırlanacağı söylenen aşıları gece gündüz çalışıp bir yıla sığdırmalarına tanık olduk. Bizim gibi, Atatürk döneminde kurulan ve aşı üreten sağlık merkezlerini hiçbir mantıkla açıklanamayacak bir anlayışla kapatma ahmaklığının da, topluma can ve maddi olarak nelere mal olduğunu acı biçimde öğrenmiş olduk. Bir kez daha emperyalizmin “Kâğıttan Kaplan” olduğunu ve ABD sağlık sisteminin dünya sıralamasında 38. sırada yer aldığını, trilyon dolarlarına rağmen yoksul halkını ölüme terk edişini de öğrendik.

“Şu pandemi bir bitse, şunu yapacağım!” dediğiniz planlarınız neler?

Ailemle birlikte korkusuzca ve sakınmadan yeni yerlere gitmek. Özgürce sokaklarda dolaşabilmek. Sevdiğim insanları görebilmek. Meslektaşlarımla bir araya gelebilmek ve birlikte üretmek. Sinema ve tiyatroya gidebilmek. Sergilerimi açabilmek ve sanatın dostlarını davet edebilmek. Yaşamda plan biter mi, zincirin halkaları gibi sürer gider. Bir süre sonra pandemi de yok olur ve insanlık yeniden bencil yapısına kısa sürede tekrar kavuşur.

 Krizin plastik sanatlar ortamına etkileri nasıl olacak? Hem şimdi hem de salgın sonrası insanların kendi aralarında ve sanat piyasasındaki ticari ilişkileri nasıl şekillenecek?

 Önce şunu belirtmeliyim ki; sanat dünyasında pandemi benzeri bir kriz hep vardı. Ülkede her hangi bir alanda olası bir kriz bile, tasarrufun her zaman sanattan başlatılmasını dayattı. ”Tasarruf” önce sanat yapıtı almamakla başlatıldı. Bunu hem devlet, hem özel sektör ve kişiler de böyle algıladı. Oysa “tasarruf” denilen ve sanat yapıtı almama uygulaması, virüsün yol açtığı bir sonuç değildi. Çünkü sanat yapıtı tüketecek bir toplum yaratılamadığı için, ressamlık ve heykeltıraşlık meslek olarak bile kabul görmedi. Bu nedenledir ki, kriz döneminde, sadece adı var olan ekonomik dayanışma tedbirleri içinde sanat insanlarına yine yer yoktu.

Peki, virüs döneminde, sanat piyasasında sadece sanatçılar mı zarar görürler? Elbette hayır. Sanat piyasasının üç önemli ayağından birisi olan sanat galerileri de zorunlu olarak kapatıldı. Sergiler davetlilerle açılamadı. Pek çok sanat etkinliği iptal edildi. Krizin en ağır faturası böylece yine üreten sanatçıya kesildi. Atölye kirası, üretimde kullandığı ve ithal olan malzemelere gelen yüzde 15 ithalat zammı sanatçıyı üretmekten soğuttu, hatta üretemez hale getirdi. Bu durum sanat piyasasında da mutlaka karşılığını bulacaktır. Ticari yanı bir tarafa bırakılacak olursa, sanatın halka yaygınlaştırılması ortamı da aksayabilir hale gelecektir. Bunun siyasi ve toplumsal karşılığı da her zaman olduğu gibi seçim sandıklarından çıkar. Ülkemize ve dünya insanlığına pandemisiz, sağlıklı, sanat dolu aydınlık günler dilerim.

Kürşad Yılmaz – Ressam

Bir türlü bitmeyen, ne zaman biteceği kestirilemeyen pandemi öncesinde ne yapıyordunuz?

Sanat galerimde ders veriyordum, resim yapıyordum ve sanatçı sergileri düzenliyordum, ondan bir iki sene öncesine kadar da üniversitede görev yapan ya da emekli olmuş akademisyenlere sanat üzerine söyleşi düzenliyordum.

Pandeminin ilk zamanlarında ne hissettiniz, çalışmalarınıza etkisi nasıl oldu?

Pandemi dönemi ile resim kurslarımı bitirdim, devam eden bir sanatçı sergisi vardı onu toplayıp, galeriyi kapattım. Bu bir sanatçı için bitişin başlangıcı demekti. Bundan biraz sıyrılma adına resim çalışmalarıma evde devam etme kararı aldım. Tüm etkenlerin neden olduğu olumsuzluklar nedeniyle çok yoğun bir resim çalışması sonucu sağ kolumda tenisçi dirseği oluştu ve hala tedavi görüyorum.

Pandeminin ilk günlerinden bugüne, yaptıklarınızda bir değişiklik oldu mu?

Tedaviden dolayı resim yapamadığımdan travmalar oluştu.

Salgın, sizin yaşama bakış açınızda moral değerler açısından ne gibi etkiler yarattı?

Olumsuz etkiler yarattı ve devam ediyor.

“Şu pandemi bir bitse, şunu yapacağım!” dediğiniz planlarınız neler?

Pandemi gittiğinde ilk yapacağım galerimde kişisel sergimi açmak. Pandemi sürecinde 9 -10 yıllık öğrencim olup haftada üç gün gelen çok sevdiğim bir öğrencimi Covid sebebiyle kaybettiğim için, bir daha galerimde kurs başlatır mıyım kararsızım. İçimi çok yaktı.

Pandemi süreci ve sonrasında sürecin sanata ve sanatçıya etkileri nelerdi?

Yaşadığımız pandemi sürecinde; görünümde “Dünya da her şey eskisi gibi olmayacak” köklü bir değişim olacak düşüncesi ağır basıyor. Pandemi öncesi Türkiye’ de yaşanan siyasi etkinin getirdiği olumsuzluklar ve ekonomik durumun yarattığı olumsuzluklara ilave olarak bu krizin de getireceği yeni ağır ekonomik sorunlar, sergi mekânlarının azalmasına neden olacağı gibi, eserlerin satın alma gücünü azaltacak ve bu durum da sanatçıyı direk olarak büyük bir şekilde etkileyecektir. Benim sanat anlayışımda; sanatçının hem yaşamsal hem de sanatsal sorunlara yeni çözümler bulması, yeni düşünce ve yeni görsel ifade biçimleri üretmesi üzerine kurulmasından geçecektir, belki bu durum sanatçıya büyük yükler yükleyecektir. Sanatçılar da doğal olarak bu değişimin öncüsü olmak durumundadırlar.

Sosyal medya, yıllardır çok popüler olmasından kaynaklanan, alternatif bir platform olarak günümüze yerleşmiştir. Gerek sanatçı profilinin tanınması, gerekse yapılan işlerin tanıtılması yönünde büyük faydalar sağladı. Tatbikî sanat galerileri için de büyük bir avantaj sağladı, sergi açılış haberlerinin duyurulmasını, posta davetiyelerinden daha fazla kişiye ulaşma yönünde imkân yarattı. Alıcı-satıcıyı da bir araya getirmesi yönünden olumlu olmuştur. Bu platform bizde sadece “iyi sanat nedir” hususunda karışıklıklar yarattı. Bu konuyu ayrıca ele almak gerekiyor.

Sanat galerileri, sanat dernekleri ve sanat vakıfları ile devletin sanatsal mekanizmaları kriz anlarında en hızlı geçişi sağlayan ve bu konuda öncülük etmesi gerekenler olması gerekirken fakat ne yazık ki krizlere hazırlıklı olmadıklarını, kendi yapıları ve takvimlerinin ötesinde, yaratıcı bir refleks göstermeye yeterli olmadığını gösterdi.

Çoğu müzenin kendi başına yapamayacaklarını yaptı, online dünyayı kontrol eden mega şirketlerden biri olan Google zaten uzun zamandır “Google Arts & Culture” projesi adı altında 2000’den fazla müzeyi sanal gezilebilecek bir şekilde en son teknolojileri kullanarak bir platform oluşturdu. Bu kriz döneminde sanat adına olumlu bir kazanımdır.

Bu da bize şunu gösteriyor ki, bu eksende kısıtlı imkanları nasıl avantaja çeviririz ve içinde bulunduğumuz ve bizleri evlere hapseden, birbirimizden uzak durmamızı gerektiren bu yeni radikal durumda, sanatı online ile eşzamanlı olarak nasıl yeniden ilişkilendirebiliriz ve acilen nasıl hayata geçiririzi gündeme taşımamızı getirdi.

Pandemiyle beraber eğer dünya değişecekse, sanatın da değişecek olması çok doğaldır. Sanal ortama kayma kesinlikle olacaktır ancak bu demek değil ki tüm etkinlikler tamamen sanal olacaktır. Sanat bir görsellikse bu mutlaka halkla iç içe olmak zorundadır. Eserin bir iletişim aracı ya da bir ara yüz gerektirmeden bir araya gelmesi elbette ki sanatın vazgeçilmezidir. Yirminci yüzyıl başlarında gelişen ve değişen dünyada sanatçılar, gelişen sanayi ve makinelerin, teknolojinin, modern mimarinin ilerlemesiyle biz de bu çağı yakalayan işler yapacağız dedikleri gibi, dünyayı kökten etkileyen pandemi sürecinin ardından da bilim adamlarına ve sanatçılara daha çok ihtiyaç olacağı ortadadır.

Necati Yalçın
Dr. Necati Yalçın 1964, Artvin doğumlu. Gazi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği’nde lisans, Marmara Üniversitesi İngilizce İnsan Kaynakları’nda yüksek lisans, Ege Üniversitesi İletişim’de doktora yaptı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde, teğmen-albay rütbelerinde; Kuleli, Maltepe, Harbiye ve Kara Havacılık Okulu ile Lefke Avrupa Üniversitesi’nde öğretmen ve öğretim görevlisi olarak çalıştı. İletişim, eğitim, tarih, sanat ve kent üzerine akademik yazılarının yanında gazete, dergi ve internet sayfasında köşe yazarı. Halkla İlişkiler, Milli Mücadele, Cumhuriyet’in Açıkhava Müzesi Ankara, Yazdığım Ankara, Gezdiğim Ankara kitaplarını yazdı.

    Bir Cevap Yazın

    botanik parkı lavarla Meseleler

    Gittin Gideli III | Avuntu

    Kopmak, bağlanmak kadar doğal değil mi? Bilge Karasu /Altı Ay Bir Güz Sen gittin gideli, döndüğün günün hayalini kurarak geziyorum Ankara’nın limonlu kolonya kokan sokaklarında....


    Güvenpark Meseleler

    Gittin Gideli II | Terk Edilmiş Şehir

    Dostlar da çekilip gidiyorlar hayatımdan Yürüdükleri yollarda arıyorum onları, sevdikleri kızların gözlerinde Kendi sularınca boğulan bir denizim ben Kendi taşlarınca zaptedilen bir kale Ahmet Erhan...

    Meseleler

    Gittin Gideli | Güneşli Bank

    Sen gittin gideli ilk defa dışarı çıkıyorum. Eğer merak ediyorsan şehir hâlâ aynı duruyor. Sanki birazdan Karanfil’in girişindeki büfenin ardından çıkacaksın, kalabalıklar arasında gözlerimiz birbirini...