MeselelerYaşam

Pandemi’de Üretkenlik Meselesi II: Hikmet Çetinkaya ve Işıl Acaray

Pandemi’de Üretkenlik Meselesi yazı dizisinin ikincisi. Özellikle gelincik resimleriyle tanıdığımız, son zamanlarda Türkiye kadar Kanada’da da yaşayan, eserleri Türk Patent ve Marka Kurumu’ndan tescilli ressam Hikmet Çetinkaya. Ve bir tiyatro sanatçısı… Çolpan İlhan & Sadri Alışık Tiyatrosu bünyesinde oyunculuk yapıyor. Yılların sanatçısı, Işıl Acaray.

Hikmet Çetinkaya-Ressam

Bir türlü bitmeyen, ne zaman biteceği kestirilemeyen pandemi öncesinde ne yapıyordunuz?

Pandemiden sadece atölyem olarak, atölyemde derslerim aksadı. Haftanın her günü ders verdiğim gruplarım, arkadaşlarım vardı. Hep beraber resim çalışıyor, onlara resim yapıyordum, aynı zamanda da ben ortaya bir çalışma çıkartmış oluyordum. Arkadaşlarıma yeni bir şeyler anlatacağım diye kitap okuyordum, araştırmalarda bulunuyordum. Kendimi yeniliyordum, bunlardan geri kaldım. Bunun yanı sıra kendi çalışmalarım yeni bir boyut kazandı, farklı bir çalışma şekline girdim.

Pandeminin ilk zamanlarında ne hissettiniz, çalışmalarınıza etkisi nasıl oldu?

Bu derece büyük boyutta olabileceğini düşünmemiştim. Aşı olayı yoktu, insanların çaresizliğini gördüm. Bunun yanı sıra etrafta dolaşan bilgi kirliliğini gördüm. Her taraftan farklı sesler çıkıyordu. Bunun yanı sıra diğer ülkelerdeki durumları, neler yaptıklarını gözlemledim. Pandemi döneminde neler yapabileceğimi gözden geçirdim, yeni projeler geliştirdim.

Pandeminin ilk günlerinden bugüne, yaptıklarınızda bir değişiklik oldu mu?

Atölyem olarak, yani öğrencilerime ders verdiğim atölye ortamı pasifize oldu. Tam kapanma olmadı ama büyük oranda insanlar evlerine kapandı. Ancak diğer bir iş kolum olan kendi özel atölyem yani kendim için çalışmalarımı yürüttüğüm atölyem tam olarak devam etti. Hız kesmedim. Daha verimli çalıştığımı söyleyebilirim. Çünkü yapacak başka işim yoktu. Bütün enerjimi kendi çalışmalarıma verdim. Kendimi emekliye ayrılmış olarak gördüm bir yerde. Sabah kalktığımda günlerden ne olduğu önemli değildi. Her gün aynıydı. O yönden sıkıcıydı. Yeni bir ortama hazırlandım, interneti, sosyal medyayı daha fazla kullanmaya yöneldim. Bu yönde yeni bir kadro kurdum, değişime ayak uydurmak durumundaydım. En büyük değişiklik sosyal medyanın yaşamımıza daha fazla girmiş olmasıydı.

Salgın, sizin yaşama bakış açınızda moral değerler açısından ne gibi etkiler yarattı?

Öyle çok fazla, panik olacak düzeyde bir şey olmadı. Tek yaptığım şey, diğer ülkeleri gözlemlemek, neler yaptıklarını izlemekti. Özellikle çok sık gidip geldiğim Kanada’yı gözlemledim. Yeni bir boyut kazanmıştı sanat ortamı. Sosyal Medya. Kabuk değiştirdik adeta. Dışa açılmak gerekiyordu. Benim yapabileceğim bir şey değildi, sosyal medyayı iyi kullanan bilirkişilerden profesyonel destek almalıydım. Bunun programlamasını yaptım. Yeni bir kadro kurdum, mükemmel bir sonuç yakaladım. Pandemi öncesine göre daha fazla üretim ve gelire sahip oldum.

“Şu pandemi bir bitse, şunu yapacağım!” dediğiniz planlarınız neler?

Sadece ve sadece atölyeme, ders verdiğim gruplara, atölye arkadaşlarıma kavuşacağım. Bunun dışında hiçbir değişiklik yok, isteğim de yok. Beklentim de yok. Ailemin, eşimin, çocuğumun yanına istediğim zaman gidemiyorum, bunun özlemi var. Pandemi öncesinde çok rahat, istediğim zaman Kanada/Toronto’ya gidebiliyordum.

Bu soru sizin, istediğinizi sorun ve yanıtlayın! (Pandemi sanat ortamında ne gibi değişiklikler getirdi?)

Pandemi çok uzun yıllar devam edeceğe benziyor. Mutasyonlu, evrim değiştirmiş olarak hep karşımıza çıkacak. Pandemiyle beraber yaşamaya alışmalıyız. Sanat ortamı da yeni bir şekillenme içerisine girecek. Online, internetten etkinlik, sanat sergileri, bilgisayarı daha fazla kullanma ve özellikle sosyal medya dediğimiz oluşumu daha fazla kullanacağız. Bu yeni oluşumu öğrenmeliyiz veya bilen kişilerden destek almalıyız. Bu bir yarıştır, bu yarış ve değişim çok hızlı ilerliyor. Zamanın gerisinde kalmak bir yerde yarıştan kopmak, dışlanmak demektir. Satrancı doğru oynamak, en etkili hamleyi yapmak gerekir. Atölyelerimizde yaptığımız çalışmalarımızı dış âleme sunmanın tek ve en etkili yolu sosyal medyadır. Yaşamımıza hoş geldin online, sosyal medya.

Işıl Acaray – Tiyatro Sanatçısı

Bir türlü bitmeyen, ne zaman biteceği kestirilemeyen pandemi öncesinde ne yapıyordunuz?

Pandemi öncesinde özgürdüm çok faaldim, adeta boş zamanım yoktu. Provalar, audition çekimleri, oyunlar, kamu spotları, dizi çekimleri, dost sohbetleri, kızlarımla içtiğim keyif kahveleri, ailemle birlikte geçirdiğim sonsuz sandığım anlarım vardı.

Pandeminin ilk zamanlarında ne hissettiniz, çalışmalarınıza etkisi nasıl oldu?

Başlarda biraz keyif almadım dersem haksızlık olmaz. Kendime zaman ayırdım. Resim yaptım, aile büyüklerimin hatıralarını yazdım, ekmek yaptım, daha çok kitap okudum, çiçeklerime yenilerini ekledim. Bol bol festival filmleri izledim. Pandemi bitince hayata geçireceğim projelere hazırlık yaptım. Sevdiklerimle online görüşmeler yaptım. Kendi alanımı yarattım. Ama süreç uzadıkça özgürlüğümün kısıtlanması; ailemle, sevdiklerimle, kızlarımla geçirdiğim anların sınırlanması; tiyatro provalarının, çekimlerin durması beni adeta bir girdabın içine çekti. Ben çalışmayı, üretmeyi, yorulmayı seven bir insanım. İlk zamanlardaki “eh biraz dinlenirim bahaneyle, olsun evde de bir şeyler yapabiliyorum, online çalışırım, sevdiklerimle bu şekilde görüşürüm hiç yoktan iyidir” gibi bahaneler, iyi niyetli söylemler, kendimi rahatlatma çabalarım giderek uzayan süreçte beni mutsuz etmeye başladı. Paslandığımı hissetmeye başladım. Bu da beni tedirgin etti. Son derece aktif bir çalışma hayatından sonra evde kısıtlanmak zordu benim için. Atlattım, çünkü hayat devamlılığı var ve ben bunu sürdürmek zorundayım.

Pandeminin ilk günlerinden bugüne, yaptıklarınızda bir değişiklik oldu mu?

Yakın zamanda gerekli şartların sağlandığından emin olduğum projelere katıldım. Uyku ve dinlenme zamanlarımı pandemiye göre ayarladım. Teknolojiyle barıştım. Ekmek yapmayı öğrendim. Özlemenin nasıl bir özlem olduğunu anladım. Ben Pollyannacılık oynamayı seviyorum. Kendi alanımı yarattım. Umutsuzluğa kapılmadım.

Salgın, sizin yaşama bakış açınızda moral değerler açısından ne gibi etkiler yarattı?

Aslında bu salgın, elimizdekilerin, sevdiklerimizin, hayatımızın, işimizin, aşımızın zamanımızın değerini bir kez daha ispatladı. Ben bu değerlerin zaten farkında olan bir insanım. Sadece kısıtlanmak moralimi bozdu. İnsanın özgürlüklerinin, birilerine bir takım kurallara bağlı olması yaralıyor, moral bozuyor motivasyonu düşürüyor. Ben bir oyuncuyum, sahneler, provalar, çekimler bitti. Biz hala sahnelerimize dönemedik. Sektörümüz çok yara aldı Bu yaralar henüz sarılamadı. Biz çabalıyoruz, sahnelerimize geri döneceğiz. Şunu da çok iyi anladım ki; hayata, sevdiklerimize, işimize, elimizdekilere sımsıkı sarılmalıyız. İkinci bir hayat yok.

“Şu pandemi bir bitse, şunu yapacağım!” dediğiniz planlarınız neler?

Kızlarıma doya doya sarılıp ailemle doğaya sığınacağım. Sonra da yarım kalan projelerimi bitireceğim.

Bu soru sizin, istediğinizi sorun ve yanıtlayın! (Pandemi sürecinde tiyatro oyuncuları ne yaptı?)

Maalesef hiçbir şey yapamadılar. Pandeminin vurduğu birçok kesim gibi tiyatro oyuncuları da işsiz kaldı. Günlük oyunlara, işlere giden, küçük sahnelerde de olsa oyun sergileyen oyuncular bu süreçte çok yara aldılar. Cüzi desteklerle ayakta kalabilmeleri çok zor. Bir an evvel perdelerin açılmasını bekliyoruz. Sahnemizi ve seyircimizi çok özledik…

Necati Yalçın
Dr. Necati Yalçın 1964, Artvin doğumlu. Gazi Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği’nde lisans, Marmara Üniversitesi İngilizce İnsan Kaynakları’nda yüksek lisans, Ege Üniversitesi İletişim’de doktora yaptı. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde, teğmen-albay rütbelerinde; Kuleli, Maltepe, Harbiye ve Kara Havacılık Okulu ile Lefke Avrupa Üniversitesi’nde öğretmen ve öğretim görevlisi olarak çalıştı. İletişim, eğitim, tarih, sanat ve kent üzerine akademik yazılarının yanında gazete, dergi ve internet sayfasında köşe yazarı. Halkla İlişkiler, Milli Mücadele, Cumhuriyet’in Açıkhava Müzesi Ankara, Yazdığım Ankara, Gezdiğim Ankara kitaplarını yazdı.

    Bir Cevap Yazın


    botanik parkı lavarla Meseleler

    Gittin Gideli III | Avuntu

    Kopmak, bağlanmak kadar doğal değil mi? Bilge Karasu /Altı Ay Bir Güz Sen gittin gideli, döndüğün günün hayalini kurarak geziyorum Ankara’nın limonlu kolonya kokan sokaklarında....

    Güvenpark Meseleler

    Gittin Gideli II | Terk Edilmiş Şehir

    Dostlar da çekilip gidiyorlar hayatımdan Yürüdükleri yollarda arıyorum onları, sevdikleri kızların gözlerinde Kendi sularınca boğulan bir denizim ben Kendi taşlarınca zaptedilen bir kale Ahmet Erhan...

    Meseleler

    Gittin Gideli | Güneşli Bank

    Sen gittin gideli ilk defa dışarı çıkıyorum. Eğer merak ediyorsan şehir hâlâ aynı duruyor. Sanki birazdan Karanfil’in girişindeki büfenin ardından çıkacaksın, kalabalıklar arasında gözlerimiz birbirini...