Pusu'laSergiRöportaj

Özlem Dengiz Uğur ile Müze Kumbaram üzerine

Serinin bu yazısında sizleri belki de sadece ismiyle bile şaşırtacak bir müzeye, Türkiye’nin ilk kumbara müzesi Müze Kumbaram’ı keşfetmeye davet ediyorum. Müzenin yöneticisi Özlem Dengiz Uğur ile yaptığımız bu röportajda, ilgi çekici koleksiyonlarının yanı sıra eğitim ve farkındalık projelerini de öğrenirken müzelerinin aslında sadece fiziksel bir mekanla sınırlı olmadığına da tanık olduk. Aynı zamanda müze eğitimcisi olan Özlem Hanım’ın diğer ülkelerdeki müzelerden ve müzecilik uygulamalarından da örneklerle zenginleştirdiği sohbetimizde sürprizler sizi bekliyor. Mesela sanat ve tarihle dolu Müze Kumbaram serüveniniz için 1 kuruşunuz yeter!

Merhabalar Özlem Hanım, öncelikle sizi tanıyarak başlamak isterim.

1993 yılında Anadolu Üniversitesi Mimarlık Bölümünden mezun oldum. Yirmi iki yıl özel sektörde proje ve uygulama alanlarında çalıştıktan sonra 2015 yılında Ankara Üniversitesi Disiplinlerarası Müze Eğitimi Yüksek Lisans Programına başladım. Müzeler çocukluğumdan itibaren her zaman ilgi alanım olmuştu. O tarihe kadar Türkiye’de ve yurt dışında pek çok müzeyi araştırıp önceden çalışarak gezmiş, fotoğraflamış, zaman zaman da yazılar yazmıştım. Sanat tarihi, mimarlık tarihi ve arkeoloji konulu pek çok eğitim programına katılmıştım. Bir yandan da TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesinde Çocuk ve Mimarlık Çalışma Grubunun bünyesinde çocuk ve gençlerle gerçekleştirilen aktivitelerde proje yürütücülüğü yapıyordum.

Yüksek lisans yaptığım dönem, bütün bunları birleştirmek ve bilimsel bir tabana oturtmak adına benim için müthiş bir fırsat oldu. “Mimarlık Öğrencilerinin Yaşadıkları Kentin Tarihi Mekanlarını Müze Eğitimi Bağlamında Deneyimlemelerine Yönelik Eğitim Paketi: Ankara Örneği” isimli tez çalışmam, aynı zamanda Ankara’da Cumhuriyet Dönemi mimarlık tarihi ve kent kimliğine odaklanmamı sağladı.

Müze eğitimi yüksek lisans programı Türkiye’de sadece Ankara Üniversitesi’nde yer alıyor ve yıllar içinde çok güçlü yapılanan; yereli, ülkeyi ve dünyayı güncel olarak çok sıkı takip eden uygulama ağırlıklı dersler içeriyor. Program bana çok şey kazandırdı. Müzemizin kurucusu Ali Armağan Daloğlu ile mimarlık eğitimini birlikte aldığımız gibi yıllar sonra müze eğitimi yüksek lisans çalışmalarımızı da birlikte yaptık. Armağan Bey müze kurma yolculuğuna çıktığında büyük bir keyifle desteklemeye çalıştım. Hazırlıklar belli bir aşamaya geldiğinde küresel salgın başlamıştı. Hızımızı kesmedik, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvurduk. Bu süreçte müze tutkum ağır bastı ve yöneticilik teklifini tereddütsüz kabul ettim.

Yan yana görmeye çok da alışık olmadığımız müze ve kumbara kelimeleri elbette zihnimizde bazı şeyler canlandırıyor ancak bir de sizden dinlemek isterim Müze Kumbaram’ın hikayesini.

Kumbara, biriktirme kültürünü temsil eden güçlü bir simge. Kumbara koleksiyonumuz çok geniş ancak müzelerin kültür ve bellek biriktiren birer kumbara işlevi gördüğü kabulüyle çoğu kez kumbarayı metafor olarak kullanıyoruz. Kurucumuz mimar ve müze eğitimcisi Ali Armağan Daloğlu’ndan bahsetmiştim. Küçük yaşlardan itibaren kendisinin, ailesinin, çevresindekilerin kişisel doküman, obje ve eşyalarını biriktiren, aynı zamanda koleksiyonlar yapan biri. Armağan Bey’de 1999 depreminden sonra dijital arşivleme ve sanal müze fikri oluşmuş. 2015 yılında başladığı müze eğitimi yüksek lisans programında hazırladığı bir ödev ise onu kumbara müzesine yönlendirmiş. Çocukluğuna dair hazırladığı ödev için seçtiği ilk nesne, ilkokulda katıldığı resim yarışmasında kazandığı bir bankanın ahşap ev formundaki kumbarası olmuş. Ahşap evle birlikte birkaç kumbara daha dahil ederek tasarladığı poster, takip eden süreçte kumbara toplama ve biriktirme tutkusunun çıkış noktası olmuş. Üstelik sadece kumbara da değil, beraberinde finans kültürüyle ilgili geniş bir nesne çeşitliliği de eklenmiş. Müze kurmaya karar verdiğindeyse bu koleksiyon başta da söylediğim müzelerin adeta birer kumbara olduğu metaforunda karşılık bulmuş ve Müze Kumbaram’ı kurmak üzere yola çıkmış. Başvurumuzun ardından 12 Nisan 2021 tarihinde de Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan onay aldık. Böylece Türkiye’nin ilk kumbara müzesi açılmış oldu.

Sizin de dediğiniz gibi ülkemizdeki ilk kumbara müzesi olma özelliğini taşıyan Müze Kumbaram’ın dünya sahnesindeki rolü nedir peki? Diğer coğrafyalardaki kumbara veya benzer temalardaki müzelerle işbirlikleriniz var mıdır?

Yurt dışında başka kumbara müzeleri var ancak sınırlı sayıda. En fazla Japonya’da var, üç taneydi sanırım. Danimarka’da var, İtalya’da Tasarruf Müzesi adıyla görüyoruz. Bir de ülkemizde de olduğu gibi banka müzelerinin kumbara koleksiyonları var. Yurt dışında farklı türde müzelerde de kumbara koleksiyonları yer alıyor.

Diğer coğrafyalardaki kumbara müzeleriyle henüz doğrudan ilişkiye geçmedik. Yapmak istediklerimizi ve rotamızı tam olarak şekillendirdikten sonra fiilen ziyaret etmek ve birlikte projeler yapabilme olasılıklarımızı gözden geçirmek istiyoruz. Kumbara özelinde olmaksızın müze eğitimini odağımıza aldığımız uluslararası girişimlerimiz başladı. O aksta biraz yol aldıktan sonra kumbara müzeleriyle ve hep yakın ilişkide olduğumuz oyuncak müzeleriyle işbirliklerimizin daha güçlü olacağını düşünüyoruz.

Oldukça merak ettiğim bir konu olarak, Müze Kumbaram gibi bir tür eşya üzerine uzmanlaşan müzeniz ve de bir müzeci olarak sizin anlayışınızda obje nerede konumlanıyor? Bir başka deyişle, koleksiyondaki herhangi bir kumbaraya nasıl yaklaşıyorsunuz?

Bu sorunun cevabına kumbara özelinde iki grubu paylaşarak başlamak iyi olabilir. Bizim koleksiyonumuzda da olduğu gibi birinci grup finans kumbaraları yani bankaların müşterilerine dağıttığı promosyon amaçlı kumbaralar. Bu tür kumbaralardan çoğu kez birden fazla bulmak ve koleksiyona dahil etmek mümkün. Bir diğer grup ise süs eşyası, hediyelik eşya statüsüyle üretilen kumbaralar. Bu grupta çeşit çok fazla. Başta yabancı bankaların da tercih ettiği domuz figürü, her türlü hayvan, çizgi film ve animasyon karakterleri, aklınıza gelebilecek her biçimde kumbara bulmak mümkün. Mesela koleksiyonumuzda 20. yüzyılın başlarına tarihlenen nadide döküm kumbaralar var. Piyasa değerleri oldukça yüksek. Ancak öyle bir an geliyor ki tematik bir sergi hazırlıyoruz, at figürlü kumbaralar seçiyoruz, kronoloji ya da malzeme yönüyle sıradan diyebileceğimiz bir kumbara bir anda bizim için çok kıymetli olabiliyor. Örneğin Kültür ve Turizm Bakanlığı envanterine birinci sıradan kayıtlı kumbaramız böyle bir kumbara. Sallanan Atta Çocuk isimli kumbaramız henüz müze onayımızı almadan Ankara Oyuncak Müzesi ve BirKültür Girişim Platformu ile birlikte hazırladığımız Kumbaramdaki Oyuncaklar Oyun Bahçemde sergimizde yer almıştı. Bakanlık onayı aldığımızda müze envanterine kayıtlanan grupta bu kumbaraya birinci sırada yer verdik. Henüz ikinci bir kopyasına da ulaşamadık. Seramikten, muhtemelen Çin’de üretilmiş bir kumbara ama bizim çok kıymetlimiz. Bunun gibi her kumbara bizim için önemli ve tek bir kumbara bile onlarca eğitim etkinliği planlamak için ilham kaynağı. Müze alanımızda sınırlı sayıda kumbara ve bağlantılı objeleri sergilerken mutlaka bir kurgu yapıyoruz. Sergileme devam ederken bu kurgu bazen evriliyor ve içinden yeni temalar çıkıyor. İlave gelen nesneler, bir süre gözden uzaklaştırdıklarımız, özel günlere mahsus anlık teşhirler derken kesin olan bir şey var ki sergilerimiz her daim dinamik.

Müze Kumbaram

Takip edebildiğim kadarıyla ve sizin de bahsettiğiniz gibi müzeniz sadece bir koleksiyonun sergi mekanı değil, aksine bünyesinde pek çok farklı etkinlik ve proje de gerçekleştiriliyor. Örneğin bunlardan “Müze Kumbaram Araştırma Fonu” ilgimi çekenlerden. Bizlere bu fonu ve diğer çalışmalarınızı anlatabilir misiniz?

Müze Kumbaram Araştırma Fonu yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin başvurusuna açık bir hibe programı. Birincisini Müze Kumbaram’ın kuruluşunun ilk yıldönümünde ilan ettiğimiz programın ikincisini 12 Nisan 2023 tarihinde duyurduk ve 1 Temmuz 2023’te kazananı açıkladık. Her yıl bir tema belirliyoruz. Çok sayıda disipline hitap etmesi için kapsamını mümkün olduğunca geniş tuttuğumuz programın her yıl seçici kurulu da değişiyor. Kazanan araştırmacıya on beş ay süresince maddi destek veriyor, yanı sıra zorlandığı kaynaklara ulaşmada, ilgili etkinliklere katılımda desteklemeye çalışıyoruz. Tezini tamamladıktan sonra uluslararası bir hakemli dergide makalesi yayımlanırsa ilave bir hibemiz daha oluyor. Araştırma merkezleri, vakıf ve enstitülerin bu tür hibe programlarının olduğunu biliyoruz ancak yeterince araştıramamakla beraber bir hibe programı olan sanırım ilk müzeyiz.

Diğer çalışmalarımıza gelince, etkinlik odaklı bir müzeyiz ve okul öncesinden yetişkinlere uzanan geniş bir yelpazede başta eğitim olmak üzere etkinlikler planlıyoruz. Süreli sergilerimiz gelen talepler, bizim bitmek bilmeyen heyecanımızla birleşince süreli ama seri sergilere dönüşüyor. Kumbaramdaki Oyuncaklar Oyun Bahçemde sergimizi, Kumbaramdakiler ve Kumbaralar Müzede sergileriyle Ankara Oyuncak Müzesi işbirliğiyle devam ettirmiştik. Ekim ayında dördüncüsünü açıyoruz.

Bir diğer sergi serimiz Ankara Kumbaram… Bu sergi, müze eğitimi ve sonuç ürünlerinin mükemmel bir karşılığı. Hacettepe Üniversitesi Seramik Bölümü öğrencilerini hocaları seramik sanatçısı Füsun Kavalcı’yla birlikte müzemizde ağırlamış, gün boyu etkinlikler yapmıştık. Bu müze deneyiminden ilhamla Füsun Hocamızın dönem boyunca öğrencileriyle çalışmaları ve beraberinde eski kuşak öğrencilerini de dahil etmesiyle Ankara temalı desenler ve kumbaralardan oluşan bir sergi çıktı. 7 Ekim–7 Kasım 2022 tarihleri arasında Çankaya Belediyesi Fikret Otyam Sanat Merkezi’nde sergilenen proje, bir seçkiyle 22 Haziran 2023 tarihinden bu yana müzemizin bulunduğu binada diğer bir salonda, Kızılcaşar Galeri’de sergileniyor. Serginin tamamı Kasım 2023’te de bir sempozyum kapsamında başka bir mekanda tekrar sergilenecek.

Öğrencilerle, özellikle Gölbaşı’ndaki öğrencilerle ve dezavantajlı gruplarla düzenli eğitim çalışmaları yürütebilmek için bu sefer biz hibe programlarına projeler yazıyoruz.

Internet sayfamızda görmüşsünüzdür, “Atlıkarınca Kuruluyor” duyurumuz var. 2024 yılında açılacak sergimizin hazırlıklarını ziyaretçilerimize  açık ortamlarda yürütmeye devam ediyoruz. 2023 sonunda ismini duyuracağımız atlı oyun, oyuncak, kumbara ve ilişkili pek çok unsuru ve faliyet alanlarını içeren, uzun soluklu bu sergimizi bir aşamadan sonra yurt dışıyla da ilişkilendirmeyi planlıyoruz.

Projemiz çok, daha fazla uzatmadan şöyle bağlayabilirim. Biz bir vitrin müze değiliz. Çağdaş müzeciliğin gereklerini yerine getirmeye çalışırken yapmaya çalıştıklarımız ve yapmak istediklerimizin ICOM’un 2022 yılında onaylanan müze tanımıyla çokça örtüşüyor olması en büyük motivasyon kaynağımız diyebilirim.

Müzenizde teknolojiyi ve bilgiyi pek çok zaman birleştirip hem kurumsal olarak kullandığınızı hem de ziyaretçilere sunduğunuzu biliyorum. Biraz da bu politikanız hakkında bilgi verebilir misiniz?

Müzemizin teknolojik altyapısından bahsedebilmem için sizi BirKültür Girişim Platformu’yla tanıştırmam gerekiyor. Müzemizin kurucusu Armağan Bey’in müzeden önce kurmuş olduğu bu platform, başlangıçta tamamen dijital hedeflerle yola çıkmış. 1999 depreminden söz etmiştim. Deprem sonrası bölgede dolaşırken insanların geçmişlerinden bir nesne, bir fotoğraf ya da hatıra herhangi bir şeye ulaşabilmek amacıyla çabaları Armağan Bey’i dijital arşivleme konusuna yöneltmiş. Bu alanda araştırma ve çalışmalarını, kurduğu BirKültür Girişim Platformu’yla faaliyete geçirmiş. Müze Kumbaram’ın dijital veri girişleri tamamen bu platform tarafından yapılıyor. Bir tür taşeronluk hizmeti alıyoruz diyebilirim. Platformun ayrıca kendi sanat koleksiyonu, efemera ve farklı alanlarda arşivi var. Müze Kumbaram’ın katıldığı bütün sergiler yanı sıra onay veren pek çok sanatçı ve kurumun geçici sergilerininher daim ziyaret edebileceğiniz üç boyutlu kalıplarından oluşan sergi koleksiyonuna da bu platformdan ulaşmak mümkün. Sorunuza dönecek olursam, BirKültür müzemizin bütün koleksiyonunu bir sistem dahilinde dijital olarak arşivliyor ve açık erişimde. Bugüne kadar gerçekleştirdiğimiz tüm sergilerimizi de internet sayfaları üzerinden gezebiliyorsunuz.

Dijital kayıtlamayı önemsediğimizden ziyaretçi bilgilerini de izinleri dahilinde ve görüntüleriyle birlikte arşivliyoruz. Internet sayfasından ziyaret için randevu oluşturmak ve etkinliklere kaydolmak da işleyişte kolaylık sağlayan unsurlardan oluyor.

Teknoloji ve dijital dünyada günceli takip etmeye çalışıyoruz ama bir konuya da vurgu yapmak isterim; paranın ilk kez kullanıldığı varsayılan bu coğrafyada aynı zamanda müzelerimiz muhteşem sikke koleksiyonlarını barındırırken Türkiye Cumhuriyeti’nin para birimi “Lira” nın ve “Kuruş” un metal para olarak varlığını sürdürmesini önemsiyoruz, kültürel değer olarak görüp sahip çıkmaya çalışıyoruz.

Bu sebeple müzemize 1 kuruş ile gelen ziyaretçiler indirimli biletlerden yararlanarak ilave bedel ödemiyorlar.

kumbara

Bir de kütüphane ve arşivinizi konuşmak isterim. Bizlere hem amacından, hem içeriğinden hem de nasıl erişilebileceğinden bahsedebilir misiniz?

Kütüphanemiz de BirKültür Girişim Platformu’nun bünyesinde ve ihtisas kütüphanesi. BirKültür İhtisas Kütüphanesi sanat tarihi, mimarlık tarihi, müzecilik, müze eğitimi, eğitim tarihi konularında kitap, periyodik yayın, broşür ve her türlü basılı yayını koleksiyonuna katmaya çalışıyor. Henüz dijital erişimi için çalışmalar tamamlanmamış olsa da koleksiyon zenginleşmeye devam ediyor.

Peki müzenizin takipçi ve ziyaretçilerinden nasıl geri dönüşler alıyorsunuz? Özellikle de sizlerden en çok talep ettikleri konu(lar) nedir?

Müzemizi ziyaret edenlerin büyük bir çoğunluğu küçük bir müze alanıyla karşılaşmak, fiziki olarak koleksiyonun küçük bir kısmını görmek ama anında dijital ekranlardan çeşit çeşit sergiler gezip, koleksiyondan çok sayıda nesneye ulaşabilmek neticesinde şaşkınlıklarını paylaşıyorlar. Çok etkileniyorlar. Randevulu ziyaretlerde özellikle dijital ekranlarımızı kullanarak konuklarınıza süprizler hazırlamaya çalışıyoruz. Tüm bunlardan çok olumlu dönüşler alıyoruz. Ancak çok sayıda kumbarayı dizi dizi raflarda göreceğini tahmin ederek gelen bir kesim de oluyor. Onların “Neden tüm kumbaraları aynı anda sergilemiyorsunuz?” sorusuna da ziyaretin sonunda kendiliğinden yanıt vermiş oluyoruz. Bu gruptaki ziyaretçilerimizi de müzemizden mutlu gönderiyoruz.

Merakla sormak isterim, tüm bu çalışma alanlarınızı da dahil ettiğimizde bizleri gelecekte Müze Kumbaram’da neler bekliyor?

Gelecekte sizleri ve bizleri öncelikle işbirliklerine önem veren katmanlı sergiler ve projeler beklesin istiyoruz. Akademi, sivil toplum örgütleri ve diğer kuruluşlarla, yerelde ve ulusalda ufak ufak başladığımız işbirliklerini aynı zamanda uluslararası ortaklıklara taşıyabilelim istiyoruz.

Röportajımızı bitirmeden genel bir soru da yönelteyim. Bir mimar ve müze eğitimcisi olarak baktığınızda, ülkemizdeki ve dünyadaki müzecilik uygumalarında ve koleksiyonlarında sizce daha ne(ler) geliştirilmeye muhtaç?

Müzecilik genelinde dünyayı takip etmeye çalışıyorum ancak farklı coğrafyalarda uygulamalar öylesi farklı seviyelerde gerçekleşiyor ki soruya genel anlamda müzecilik ve müze mimarisi perspektifinden cevap verecek olursam çok uzun bir değerlendirme olacak. Neredeyse başlı başına bir röportaj konusu. Siz de uygun bulursanız sorunuzu müze eğitimi özelinde cevaplamaya çalışayım.

Dünya müzelerinde bu farklı seviyelerde uygulamaların içinde, müze eğitimi çalışmalarını uzun yıllar önce oturtmuş, geliştirmiş ve bugün artık profesyonel ve gönüllü ekipleriyle bulundukları ülkenin eğitim sistemi içine entegre olmuş olarak devam eden çok başarılı müzeler azımsanmayacak kadar çok sayıda. Ülkemizde müze eğitimi çalışmalarının en büyük eksiği henüz eğitim sistemimizle entegre olmayışı. Evet, okul müfredatlarında kültürel miras ve korunmasıyla ilgili konu başlıkları var. Belli dönemlerde müze ziyaretleri de yapılıyor. Ancak bu ziyaretler üç dört sınıf bir arada, aynı günde birkaç müzeyi ziyaret şeklinde planlanmış gezilerde öğrencilerin yeterince görmeden, bazen ne işe yaradığını bile anlamadıkları nesnelerin yer aldığı vitrinlerin önünden sıralı şekilde geçmelerinden öteye gidemiyor. Dünyadaki örneklerinde ise her eğitim seviyesinde öğrencinin yıl boyunca ziyaret edeceği müzeler ve müfredatlarına paralel olarak o müzelerde öğrenecekleri içerikler önceden planlı. Okuldaki öğretmenlerin yanı sıra müzelerde okul gruplarından sorumlu müze eğitimcileri mevcut. Ülkemizde bu konuyu geliştirebilmek için Milli Eğitim Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın birlikte çalışarak program geliştirmesi şart. Tabii bir de müzelerde müze eğitimcisi kadroları olmalı. Özellikle devlet müzelerinde başka birçok görev tanımlanmış, aynı zamanda bağlantılı kazılardan da sorumlu arkeolog ve sanat tarihçilerinden aynı zamanda müze eğitimi çalışmaları yapmalarını beklemek gerçekçi ve verimli sonuç vermeyecektir.

Son olarak da hem şehirleri hem de müzeleri gezmeyi çok sevdiğinizi bildiğim için en keyif aldığınız müze deneyim(ler)inizi öğrenmek isterim.

Müze eğitiminin en etkili unsurlarından birisi deneyimlemek. Ben de hangi müzede olursa olsun farklı bir deneyim yaşadığımda, bir duruma ya da etkinliğe dahil olduğumda o müzeyi, gördüklerimi, edindiğim bilgileri çok daha net ve uzun süreli hatırlıyorum. Bu yaz Hollanda’da onu aşkın müze gezdim. Artık en klasik, ülkenin en eski müzelerinde bile ziyaretçilerine farklı deneyimler yaşatma adına küçüklü büyüklü sürprizler hazırlanıyor.

Rembrandt’ın Müze Evi’nde belirli noktalarda hazırlanan teşhirlerde sanatçının gravürlerine dokunup iğne izlerini hissedebiliyor, koklayıp boyanın kokusunu alabiliyorsunuz. Van Gogh Müzesi’nde de üzerine sanatçıyla ilgili düşüncelerinizi yazıp oluşturulan duvara bağlayabilmeniz için rengarenk kurdeleler vardı. Amsterdam Müzesi’ndeyse geçici sergilerde kimi yemek tarifi soran kimi en çok etkilendiğiniz eseri öğrenmek isteyen özel tasarlanmış not kağıtları bulunuyordu. Ama beni en çok etkileyen, moda tasarımcılarının küratörlüğünde hazırlanan çok yönlü el işleri uygulamalarının yer aldığı sergideki bir masaydı. Üzerinde renkli ipler, örgü şişi ve tığlar duruyordu. Duvardaki açıklamada da mazlemeleri kullanarak örgü örebileceğimiz ve tavandan sarkan iplere ördüklerimizi asabileceğimiz yazılıydı. Bir örgüsever olarak Amsterdam’da bir sergiye çiçek motifimi bırakarak geldim. Bir de çok zaman oldu ama farklı deneyim denilince hemen anımsarım; Salzburg Oyuncak Müzesi’nde iki kat arasındaki kaydırağı çocuklarla birlikte kullandığımda çok eğlenmiştim.

Bu röportaja vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederim Özlem Hanım.

Levent Tökün
Arkeolog ve sanat tarihçi. Halen Campania Luigi Vanvitelli Üniversitesi İş Ahlakı ve Sanat ve Antikalar Piyasasında Suç Önleme UNESCO Kürsüsü'nde doktorasına devam etmekte.

Yorumunuzu yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir