KentHafızaRöportaj

Orhan Veli’nin Ankara’daki izlerinin peşinde bir yazar: Tolga Aydoğan

Behçet Necatigil, Kitaplarda Ölmek şiirinde şöyle der:

Adı, soyadı
Açılır parantez
Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti
Kapanır parantez. (…)

Parantezin içindeki çizgi
Ne varsa orda
Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci
Ne varsa orda.

İstanbul’da doğup, İstanbul’da vefat eden Orhan Veli için o parantezin içi hiç şüphesiz 36 yıllık ömrünün büyük bir kısmını geçirdiği Ankara’dır. Ankara, onun aşık olduğu, parasız kaldığı, dostlar edindiği ve en önemlisi şair olduğu şehirdir. Buna karşın Orhan Veli’nin Ankara için taşıdığı anlam üzerinde bugüne kadar pek de durulmamıştır. Şanslıyız ki artık elimizde Orhan Veli-Ankara ilişkisini ayrıntılı şekilde işlemiş bir kitap var: Orhan Veli’nin Ankara’da İzleri. Yazar Tolga Aydoğan’ın Yapı Kredi Yayınları’ndan bu yıl çıkan kitabının, Orhan Veli’yi Ankara tarihinde hak ettiği yere oturttuğunu düşünüyorum. Kitap vesilesiyle Tolga Aydoğan’a merak ettiğim soruları sordum, kendisi de içtenlikle cevapladı.

Kariyerinizde senaryo yazarlığınızın yanı sıra özellikle Atatürk ve Ankara konusunda kitaplar yazdığınızı biliyoruz. Sizi Orhan Veli hakkında bir kitap yazmaya yönlendiren neydi?

Yirmi yıla yakın bir süredir birçok TV dizisine senaryo yazdım. Yayımlanmış 17-18 kitabım mevcut. Bunların bir kısmı edebiyat alanında; 12 Eylül, 6-7 Eylül gibi toplumsal olayları da ele alan romanlar kaleme aldım, Ankara’da geçen Yalnızlık Mevsimi, Yabancı gibi romanları da…

Öte yandan son yıllarda edebiyat dışında bilhassa Ankara ve Atatürk üzerine araştırmalar yapıyorum. 2020 yılında Bilgi Yayınevi’nden Atatürk’ün İzindekiler yine aynı yayınevinden 2021 yılında Bağımsızlık Yolu adında Atatürk ile ilgili kitaplarım çıktı. Yine 2021 yılında Atatürk’ün Nutuk eserini çocuklar ve gençler için uyarlayarak kitaplaştırdım ve Çankaya Belediyesi kitabı Ankaralılara ücretsiz dağıttı. Geçen yıl Milli Mücadele döneminden başlayarak Ankara’ya gelen diplomatik misyonların tarihçesini konu alan bir projenin kitap ve belgesel yazımını üstlendim. Yine Ankara’daki “Diplomatik Misyonlar” projesi kapsamında yurtiçi ve yurtdışı sergilerine katkı sağladım. Bunun yanı sıra Ankara’daki meclis binaları, Atatürk’ün Ankara’daki günlerine ilişkin hazırlanan kitaplara yazım ve editörlük desteği verdim.  Orhan Veli ile yolumun kesişmesi ise işte bu Ankara ve Atatürk araştırmaları sırasında oldu. Edebiyat tarihine de meraklı olduğum için Orhan Veli de dahil olmak üzere birçok yazarın Ankara’daki izlerini sürerek edindiğim bilgileri bir kenarda biriktirdim. Zamanla Orhan Veli’ye dair bilgiler çoğaldı ve bu kitap ortaya çıktı.

Kitapta çok sayıda fotoğrafa yer vermişsiniz. Acaba hangi fotoğraf sizi kitabı yazma konusunda daha fazla teşvik etti?

Aslında birkaç fotoğraf oldu. Şöyle ki bir müzayedede Orhan Veli’nin 1929 tarihli fotoğrafını fark ettim. Ankara Erkek Lisesi olarak İzmir’e yaptıkları bir seyahatte Orhan Veli toplu öğrenci fotoğrafının içinde belli belirsiz fark edilebiliyordu. Hemen aldım. Bir hafta sonra başka bir müzayedede yine Orhan Veli’ye dair bir fotoğrafa denk geldim. 1931 yılındaki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına ilişkin bu fotoğrafta Orhan Veli’nin kardeşi Adnan Veli Atatürk’ün önünden izcilerle birlikte bisikletle geçiyordu. Fotoğrafın arkasında ise Adnan Veli, Orhan Veli’ye imzalı bir not yazmıştı:“Benim ağabeyime! Cumhuriyet Bayramı hatırası 26-11-1931 Perşembe Adnan Veli”

İşte bunlar beni yazmaya teşvik ederken yine süreç içinde bir başka Orhan Veli fotoğrafını daha buldum. Orhan Veli’nin beşinci sınıfa gittiği zaman çekilmiş bir okul fotoğrafına yine bir başka müzayedede denk geldim. 13 Ekim 1925 tarihinde çekilen fotoğrafta şapkalı öğrenciler arasında Orhan Veli ve Oktay Rifat da yer almaktaydı. Fotoğrafın arkasında ise “Gazi İlk Numune Erkek Mektebinde muallimlerimizle bir grup 13 Teşrinievvel 1341” yazıyordu. Bu görsel malzemelerle birlikte Orhan Veli’nin Ankara’daki hayatına ilişkin bilinmeyen birçok bilgi kitapta ortaya çıktı diyebilirim.

Orhan Veli Ankara Erkek Lisesi’nde.

Kitap için hangi kaynaklardan yararlardınız ve araştırma yönteminiz neydi?

Araştırma kitabı hazırlamanın yorucu ama zevkli bir süreç olduğunu düşünüyorum. Kesinlikle yeni bilgiler ediniyorsunuz ve bu sizi daha da geliştiriyor. Eğlenceli olduğunu da söyleyebilirim. Öte yandan ciddi bir emek verirken zaman da hızla geçiyor, ayrıca maddi ve manevi olarak her şeyinizi bu araştırmaya döküyorsunuz. Ben bu süreci biraz yorucu ama eğlenceli bir şekilde geçirdim. Kitabı hazırlarken çok sayıda kaynaktan yararlandım. Geçen gün kaynakların listesini çıkardım, kitabı hazırlarken 109 kitap, 45 makale, 1933 ile 1950 arası Ankara telefon rehberleri, 68 dönem dergisi ve gazetesi, 52 internet kaynağından istifade etmişim ve otuza yakın kişiyle görüşmüşüm.

Bunun yanı sıra kitapta iki yüzden fazla görsel kullandım. Yıllardır Ankara üzerine fotoğraf, kartpostal ve efemera biriktiriyorum. Zamanla naçizane bir koleksiyon oluştu. Kitapta kullanılan eski Ankara fotoğraflarının neredeyse tamamı kendi arşivimden. Arşivimde olmayan görselleri ise Koç Üniversitesi VEKAM, SALT gibi arşivlerden temin ettim. Ayrıca Devlet Arşivleri, Marmara Üniversitesi Taha Toros Arşivi, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Arşivi, İstanbul Üniversitesi Açık Erişim Arşivi, Siyasal Bilgiler Fakültesi Arşivi, Türk Tarih Kurumu Kütüphanesi, İnönü Vakfı Arşivi gibi diğer kamu ve özel arşivlerden faydalandım. Filiz Ali, Aydın Ilgaz, Emin Çölaşan, Ozan Sağdıç gibi pek çok isimle yüz yüze görüştüm ve Orhan Veli’ye dair bilgi aldım. Kitap bu şekilde zenginleşti. Arşivlerden yaralanma, görsel malzeme kullanma, birebir görüşme, dönem kaynaklarını ve anıları okuma kitabın hazırlanışında ana kaynaklar oldu.

25 yıl Ankara’da yaşadığı için “Beykozlu” değil “Ankaralı” olduğunu vurgulamak lazım, Ankara kenti ile özdeşleştirmek lazım.

Orhan Veli’yi Ankara’daki hangi mekanla özdeşleştirirsiniz?

Örneğin, Yenişehir’de dönemin popüler bir pastanesi var: Özen Pastanesi. Nurullah Ataç ile özdeşleşmiştir. Çünkü sürekli oraya gider. Öte yandan Posta Caddesi’nde yer alan Şükran Lokantası Cahit Sıtkı Tarancı ile özdeşleşmiştir. Çünkü Tarancı anılarda da yer aldığı üzere bu meyhaneden çıkmaz. Çevirilerini bile Şükran’da yapar. Orhan Veli’nin anılarda Özen ve Kutlu Pastanesi’ne gittiği, hatta Kutlu’da Yaprak’ın bazı sayılarını hazırladığı da bilinmektedir. Posta Caddesi’ndeki “Yeni Hayat Lokantası” yani nam-ı diğer “Kürdün Meyhanesi” ve “Şükran Lokantası”ndan hiç çıkmaz. Çankırı Caddesi üzerindeki Emre Palas’ın girişindeki “Yeşil Fıçı” nam-ı diğer “Macar’ın Lokantası”nı da pek sever. “Üç Nal Lokantası” ise lise arkadaşı Şinasi Baray’ın sahibi olduğu bir içkili lokantadır. Orada da sık sık görürüz Orhan Veli’yi.

Ulus bölgesinde birçok otelde, Yenişehir bölgesinde birçok evde kalmıştır. Ulus ve Yenişehir bölgesinde her yerde anılarını, kaldırımlarında izlerini bırakmıştır. O nedenle Orhan Veli’yi tek bir mekanla değil “Ankara” kenti ile özdeşleştiriyorum ben. 25 yıl Ankara’da yaşadığı için “Beykozlu” değil “Ankaralı” olduğunu vurgulamak lazım, Ankara kenti ile özdeşleştirmek lazım.

Orhan Veli’nin Ankara’daki yaşamındaki en önemli kişiler kimlerdi?

Orhan Veli 1925’te Ankara’ya babasının görevi nedeniyle gelir ve Gazi-Latife Mektebi’nde okumaya başlar. Oktay Rifat da aynı okuldadır. Asıl arkadaşlıkları Ankara Erkek Lisesi yani Taş Mektep döneminde gelişir. Melih Cevdet ile Ankara Erkek Lisesi’nde tanışırlar ve o da aralarına katılır. Orhan Veli’nin, şiirinde de belirttiği üzere, en yakın arkadaş Melih Cevdet ile Oktay Rifat’tır. Ankara’daki yaşamında bu iki isim hep ön plandadır, Garip Akımı’nı birlikte kurarlar, hatta kimi zaman aynı kıza aşık olurlar, tiyatro yapar, şiir yazarlar.

Bunların haricinde bir de Nahit Hanım vardır. Orhan Veli’nin hayatında çok önemli bir yer tutar. Şiirinde “Bir de sevgilim vardır pek muteber/ ismini söyleyemem / edebiyat tarihçisi bulsun” derken Nahit Hanım’ı kasteder. Nahit Hanım ile olan gönül ilişkisi o dönem herkesin bildiği fakat dillendirmediği bir sevdadır. Nahit Hanım’ın evi ise önemli bir edebiyat durağıdır. Her cuma akşamı evinde edebiyat sohbetleri düzenlerken Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat, Nurullah Ataç, Necati Cumalı, Cahit Külebi, Ahmet Hamdi Tanpınar, Rıfat Ilgaz, Sabahattin Eyüboğlu, Sabahattin Ali, Hasan Ali Yücel ve daha birçok ünlü isim katılır. Orhan Veli bu sohbetlerde yer alırken Nahit Hanım’ın onun hayatında en önemli kişi olduğunu görürüz. Çünkü Orhan Veli’yi şair olması için desteklemiş, maddi ve manevi olarak tüm desteği vermiş bir kimsedir. O nedenle Orhan Veli için hem Ankara’da hem de yaşamındaki en önemli kişi Nahit Hanım’dır diyebiliriz. Öyle ki Aşk Resmi Geçidi şiirinde Nahit Hanım’ı “Ona bağlandığım kadar hiçbirine bağlanmadım. Sade kadın değil, insan. Ne kibarlık budalası, ne malda, mülkte gözü var. Eşit olsak, der, Hür olsak, der. İnsanları sevmesini de bilir, Yaşamayı sevdiği kadar” diye betimleyecektir.

Nahit Hanım.

Kitapta ilk defa ortaya çıkartılmış bilgiler var. Mesela Orhan Veli bir trafik kazası geçiriyor, ölümden dönüyor, hatta 20 gün komada kalıyor. Bu kazaya dair ne söylemek istersiniz?

Evet, Orhan Veli Çubuk Barajı’na giderken bir trafik kazası geçiriyor. Şöyle ki Adnan Veli, 1953’te yazdığı Orhan Veli İçin adlı kitapta ağabeyi Orhan Veli’nin bir kaza geçirdiğini ve yirmi gün komada kaldığını söyler. Orhan Veli de bir şiirinde bu kazadan bahseder. Ben bu olayı deşmek istedim. Yine bu da Orhan Veli üzerine yapılan araştırmalarda bugüne kadar es geçilmiş bir konuydu. Dönemin gazetelerini incelerken bu havadise denk geldim. Arabada kimler olduğunu tespit ettim, meğer o gün direksiyonda Melih Cevdet varmış! Melih Cevdet’in kullandığı araba şarampole yuvarlanıyor. Polis, Melih Cevdet’i tutukluyor, öyle ki ehliyeti de yok. Orhan Veli komadan çıkınca Melih Cevdet serbest bırakılıyor, adli tahkikat bir süre sonra sonlanıyor. Buna dair ayrıntılar da kitapta ilk defa ortaya çıkmıştır.

Bir başka yapı ise Orhan Veli’nin yaşadığı ilk evdi. Güçlükle bulduğum bu yapı maalesef birkaç ay önce yıkıldı. Yani Orhan Veli’nin Yahudi Mahallesi’nde yaşadığı ilk ev anılarıyla birlikte tarihe karıştı.

Orhan Veli’nin Ankara’da izlerini bugün görebiliyor muyuz?

Çalıştığı iki bina bugün ayakta, biri Evkaf Apartmanı yani Küçük Tiyatro binası, diğeri Tercüme Bürosu. Kürdün Meyhanesi ve yanındaki Şükran Lokantası da Kudret Han’ın alt katında boş dükkanlar olarak kiralanmayı bekliyor. Keşke Ankara Büyükşehir Belediyesi bu iki yeri kiralayıp müze olarak Ankaralıların beğenisine sunsa. Ne iyi olur. Posta Caddesi’ndeki bu iki yapı kültürel anlamda oranın yaşamasını, canlanmasını sağlayacaktır.

Bir başka yapı ise Orhan Veli’nin yaşadığı ilk evdi. Güçlükle bulduğum bu yapı maalesef birkaç ay önce yıkıldı. Yani Orhan Veli’nin Yahudi Mahallesi’nde yaşadığı ilk ev anılarıyla birlikte tarihe karıştı. Bunun haricinde Orhan Veli’nin nadiren de olsa gittiği Ankara Palas da ayakta. Karpiç, Üç Nal, Kutlu, Özen, Macar’ın Lokantası ve gibi nice yapı yıkılıp gitti. Buralar yıkılmış olsa da yine de Orhan Veli’nin izlerini bu kitapta ve Ankara kaldırımlarında görebilmekteyiz.

Orhan Veli’nin Ankara’daki hayatının sizin kitabınıza kadar detaylı araştırma yapılmamasının nedeni sizce ne olabilir?

Aynı soruyu ben de sordum kendime. Neden bugüne kadar Orhan Veli ile ilgili bir çalışma yapılmadı, diye düşündüm. Çünkü şair 36 yıllık yaşamının neredeyse 25 yılını Ankara’da geçirmiş ama “Beykozlu” olarak nam salmış! Örneğin, Beykoz Belediyesi Orhan Veli ile Beykoz ilişkisini anlatmak için bir kitap hazırlamış, o kitap benim kütüphanemde de var. Ama Ankara’da ne bir belediye bununla ilgili bir çalışma yapmış ne de bir araştırmacı bunu kaleme almış. En azından 30-40 yıl önce Orhan Veli’nin Ankara’daki izleri araştırılsaydı hayatta olan tanıklardan bilgi alınabilseydi araştırma çok daha derin olabilirdi. Çünkü bilgi verebilecek tanıklar hayatta olacaktı. Örneğin, Üç Nal Lokantası’nın sahibi olan Şinasi Baray hayatta olabilir, o bilgi verebilirdi. Belki Melih Cevdet, belki Oktay Rifat, belki Nahit Hanım… Ama yapılmamış böyle bir araştırma. Ben bu kitapta 92 yaşındaki Sayın Ayten Aygen’den bilgi aldım. Orhan Veli’nin Ankara’daki yaşamına dair çok önemli bilgiler verdi, hatta onu son gören isimlerden biriydi. Son tanıklardan biriydi ve röportajdan 15 gün sonra vefat etti. Huzurla uyusun… Daha birçok isim maalesef yıllar içinde göçtü bu dünyadan, onların vereceği bilgiler çok kıymetli olacaktı ve Orhan Veli’ye dair kim bilir daha ne ayrıntılar çıkacaktı.

Ayten Aygen ve Tolga Aydoğan

Röportaj için kendisine teşekkür ediyorum. Kitabı incelemek için tıklayın.

Özgün Türkeli
Kaç Kişi Kaldık Ankara'da kitabının yazarı.

    Yorumunuzu yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir