KentHafıza

ODTÜ’nün büyülü sahnesi, Mimarlık Amfisi’nin kırmızı kadifeden perdesi: ODTÜ Tiyatro Şenliği

ODTÜ Tiyatro Şenliği bugün ODTÜ’nün en büyülü mekanı Mimarlık Amfisi’nde 55’inci kez perde açıyor. ODTÜ’nün ilk öğrenci topluluklarından “ODTÜ Oyuncuları” 1960 yılında üniversitenin ilk yerleşkesinde, TBMM’nin arkasındaki barakalarda “METU PLAYERS” adıyla kuruldu ve öğrencilerin dil becerilerini geliştirebilmeleri açısından İngilizce oyunlarla çalışmalarına başladı. İlk şenlik ise 1966 yılında düzenlendi ve 1989 yılında “Amatör Tiyatrolar Şenliği” ismini alarak sadece üniversite öğrencilerini değil amatör ve yerel tiyatro topluluklarını da konuk eden ulusal düzeyde önemli bir buluşma zeminine dönüştü. 12 Eylül Askeri Darbesi ya da COVİD-19 salgını gibi dönemin getirdiği özgün koşullar nedeniyle faaliyetleri kesintiye uğrasa da, ODTÜ Oyuncuları kuruluşundan itibaren her yıl en az bir oyun çıkarıyor. Bu yıl, Bernard Shaw’un Androcles ile Aslan (1912) metninden uyarlama Gökyüzüne Çıkan Kökler oyununu sahneye taşıdılar. 22 diğer oyunu da içeren şenlik bu oyunun prömiyeriyle bugün başlıyor.

Bu yılki şenliği müstesna kılan ise, tiyatroseverlerin kütüphanede bulunan Furuzan Olşen Sergi Salonu’nda, 15-21 Mayıs tarihleri arasında açık kalacak Oyuncular sergisiyle karşılanıyor olması. Topluluğun bu uzun 60 yılda arşivinde birikenlerin aynasından kendine baktığı sergi kolektif olarak hazırlanmış. Bu yıl böyle bir sergiye ihtiyaç duyulmasının sebebi, özellikle COVİD-19 salgınıyla başlayan uzaktan eğitim döneminde toplulukların devamı açısından hayati önemdeki “kuşaklar arası etkileşim”in örselenmiş olması. Daha genel bir nedense son yıllarda, memlekette yaşananların bir yansıması olarak, ODTÜ’nün gündeminin yeni kuşaklar açısından oldukça yorucu geçmiş olması. ODTÜ Oyuncuları okulda gelişen gündemlerle de yakından ilgili bir topluluk. Birçok protestoya kendi usul ve üsluplarıyla destek olurlar. Topluluk hakkında, biri ODTÜ Medya Topluluğu diğeri kendileri tarafından hazırlanmış iki tanıtım videosundan daha fazla bilgiye ulaşılabilir.

Dolayısıyla sergi, bir hatırlatma, silkelenme ihtiyacından doğru şekillenmiş. Peki sergi bize ne anlatıyor? Aslına bakarsanız sergi, ODTÜ Oyuncuları’nın arşivinden çıkan fotoğrafların 1960’lardan günümüze, yıllara göre zamansal olarak bir sıraya dizilmesi ve finalde farklı dönemlere ait şenlik afişlerinden oluşan bir kolaj gibi oldukça basit bir içeriğe dayanıyor. Fakat söz konusu olan, dönemine tanıklık etmiş 60 yıllık bir birikim olunca bu basit içerik oldukça farklı bir derinlik kazanıyor. Söz gelimi, ben sergiyi gezerken 1990’ların ilk yarısında toplulukta bulunduklarını anladığım bir çift de tesadüfen oradaydı. Kendi dönemlerinin fotoğrafları başında, fotoğraftan seçtikleri tanıdıklarının şimdi nerede olduklarından oyunları sahnelerken yaşananlara uzanan bir seyahate çıkmışlardı. Aslında yanlarına sokulup birkaç soru sormak istedim ama bu özel anı korumanın benim kimi meraklarımdan daha önemli olacağına karar verdim.

12 Eylül’den önceki son şenlik

ODTÜ içinde kendi başlarına birer cemiyet olarak gördüğüm diğer bazı köklü topluluklar hakkında olduğu gibi ODTÜ Oyuncuları konusunda da beni meraklandıran ve her dile getirdiğimde ihlal edilmemesi gereken bir sınıra yaklaştığım konusunda nazikçe uyarıldığım konular var. Böyle yazınca çok gizemli oldu. Basitçe, her yıl sahnelenecek oyuna nasıl karar verildiği beni yıllardır meraklandırır. Kendi öğrenciliğimden beri her yıl sahnelenen oyunun o yılın memleket gündemine ince, ilginç ve/ama incelikli bir şekilde dokunduğunu düşünmüşümdür. Bu farkındalıkla alınan bir karar mı yoksa kendine özgü erginleme ritüelleri de olan bu özel topluluğun üyesi memleket gençlerinin bir yıl boyunca, haftanın birçok günü sabahtan akşama kadar yaptıkları yoğun çalışma sürecinde olgunlaşan kolektif bir duyumsama mı? Bilmiyorum. Belki de cevaba ihtiyaç duymayan bir sorudur. Yine de dışarıdan bir göz olarak, şenliği uzun yıllardır takip eden ve tiyatroyla kendi öğrencilik döneminde ilgilenmeye başlamış Fatih Önal’a danıştığımda bu konuyu şöyle yorumladı.

“Üniversite tiyatrosu, bizim için ticari kaygıların dikkate alınmadığı bir uygulama ortamı. Seyirci kaygısının yerini gençlerin toplumsal politik alana ilişkin duygu ve düşüncelerini serbestçe tartışabileceği; aynı sanatsal özgürlük genişliğinde deneysel çalışmaların yapılabildiği bir mecra.”

Fatih Önal dünya tiyatrosundaki biçemsel eğilimlerin şenlik programından izlenebilir olduğu kadar memleketin siyasal ikliminin de oyun tercihlerinde hissedildiğini düşünüyor. Söz gelimi, 2013 yılında oynanan, Demir Perde yıllarında Macaristan’da muhalif bir entelektüel olan Gyula Hay’ın hapisteyken yazmaya başladığı At (1960) oyunu totaliter bir sistem eleştirisidir ve sahnelenmesinden kısa süre sonra Gezi Parkı Eylemleri başlar. Alfred Jarry’nin bir yüzyıl önce benzeri bir eleştiri olarak kaleme aldığı Kral Übü (1898) ise 2022 yılında sahnelenir. Bu iki oyunun hemen aynı yıllarda Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Tiyatro Topluluğu tarafından da sahnelendiğini hatırlatıyor, Önal. Benim hissiyatım bu yoruma yakın. Nitekim, 1969 yılından sonra 1977’ye kadar düzenlenmeyen şenliğin açılış oyunu ODTÜ Oyuncuları’nın yazdığı Gelin Görün olur. Oyun, Hasan Tan döneminde ODTÜ’de yaşananları konu alıyordu ve bu dönemdeki direnişe bir destek olarak sahnelenmişti. Bu içeriğiyle Türkiye’de farklı yerellerde de sergilenerek kamuoyunu ODTÜ’de yaşananlar konusunda bilgilendirmek üzere bir işlev de kazandı. Basına yansıyanlardan, tarihe notlananlardan tesadüf ettiklerim de şenliğin, ismindeki “amatör” vurgusuna karşın her daim bir öğrenci etkinliği olmanın ötesine taştığını gösteriyor.

Söz gelimi, Ayşegül Yüksel, 12 Eylül’den sonra ilk kez 1982 yılında düzenlenen şenliğin, 12’si üniversite ve 4’ü özel tiyatro topluluğu tarafından sahnelenen 20 oyuna ev sahipliği yaptığını yazıyor. ODTÜ Oyuncuları ise iki oyun çıkartmış bu yıl: Yunan Bir Kız Aranıyor (Friedrich Dürrenmatt, 1955) ve Ay Masal Vay Masal (Ahmet Önel). Bir çocuk oyunu olan ikincisi için yüzlerce ilkokul öğrencisinin kampüse geldiği anlaşılıyor Yüksel’in yazısından. Bu yıla dair bir diğer not ise Ankara Yarı Açık Cezaevi Tiyatro Kolu’ndan Basamak Oyuncuları’nın Kemal Tahir’in 72. Koğuş (1952) oyunuyla sahne almış olması (Cumhuriyet, 18.05.1982). Bu oyunun o dönem ilgi gördüğüne dair başka notlar da var elimizde. Gülşen Karakadıoğlu’nun Türk Dili dergisine yazdığı yazıda, oyun sonrasında “Tutuklu insanlara, tiyatro sahnesinde de tutukluluğu oynattırmak, bunun provalarını, iç hazırlıklarını yapmalarını istemek acımasızlık değil mi?” sorusu? üzerine söyleştiklerini okuyoruz. “Üzerinde çok tartışılacak, düşünülecek bir tiyatro olayı 72. Koğuş,” cümlesiyle bitiriyor Karakadıoğlu yazısını (Temmuz 1982).

Ayşegül Yüksel, “Türkiye üniversite tiyatroları buluşması” olarak gördüğü 1995 yılında şenlikte ODTÜ Oyuncuları’nın Hizmetçiler (Jean Genet, 1947) ve Godot’yu Beklerken (Samuel Beckett, 1948) oyunları üzerine şunları not etmiş: “Hemen, çarçabuk sahneye bir şeyler atıvermek gibi bir yaklaşımları yok bu toplulukların. Çalışmalar şenlik sırasında da sürüyor. İlk oyunda izleyicilerin tepkisini ve sahne görüntülerini inceleyen görevliler, ikinci oyunda birtakım yararlı değişiklikler yaptılar. Böylesine canlı bir tiyatro üretimi sergilendi ODTÜ Amatör Tiyatrolar Şenliğinde” (Cumhuriyet, 07.05.1995). 1997 yılında sahnelenen Üç Kuruşluk Opera (Bertolt Brecht, 1928) oyunu üzerine ise şunları not etmiş: “Çevre, giysi, makyaj, ışık, hareket ve müzik tasarımlarının vuruculuğu ile amatör bir ‘süper yapım’ söz konusu” (Cumhuriyet, 12.06.2007). Şenliğin, sahnelenen oyunların ardından düzenlenen soru-cevap ve davetli konuşmacılarla düzenlenen atölye kısımları bu anlamda önemli bir geleneğin taşıyıcılığını yapıyor. Oyuncular da şenliği takdim ederken bu önemin altını çiziyor: “Seyirci toplama kaygısının biçimlendirdiği Özel Tiyatrolar ve misyonları giderek belirsizleşen Ödenekli Tiyatrolar’ın ağırlığını koyduğu günümüz tiyatro ortamından kaygı duyan herkes için, ODTÜ Tiyatro Şenliği’nin bir platform oluşturmasını istiyoruz.”

ODTÜ Oyuncuları’nın etkinliklerinden haberdar olmak ve Şenlik’23 programına ulaşmak için sosyal medya hesaplarını takip edebilirsiniz. İyi seyirler.


Kaynaklar

Ayşegül Yüksel’in, Cumhuriyet gazetesi için kaleme aldığı 18 Mayıs 1982, 07 Mayıs 1995 ve 12 Mayıs 2007 tarihli yazıları.

Gülşen Kadıoğlu, (1982). “ODTÜ Amatör Tiyatrolar Şenliği 82 ve Ankara Yarıaçık Cezaevi Tiyatro Kolu.” Türk Dili. 31-367, ss, 53-55.

Besim Can Zırh
Besim Can Zırh, ODTÜ Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi, İstanbul doğumlu Ankaralı, Ankara'ya dair yazılanları okumayı, Ankara'ya bakmayı seviyor. Kavaklıdere Mahallesi sakini, reklam olmasın diye adını vermek istemediği birkaç Ankaralı mekanın müdavimi

Bir Cevap Yazın




Hıdırlıktepe ABB Kent

Ankara’nın yeni zirvesi Hıdırlıktepe

Başkent Ankara, coğrafi yapısıyla dikkat çeken bir şehir. Şehrin tam merkezinde manzarası ve tarihiyle öne çıkan Hıdırlıktepe, Ankara’nın göbeğindeki en yüksek tepe. Bir üçgen gibi...