Pusu'laSergi

ODTÜ’den sergi izlenimleri 3: “Oyun”

“Hayat, sanat ve ruh… Hayat ruhu döver ve ezerken, sanat bir ruha sahip olduğunuzu hatırlatır.”
Stella Adler

ODTÜ Tasarım Fabrikası’nın Sanat Danışmanı Murat Akın, Heykeltıraş Burhan Alkar (sevgiyle anıyorum) sergisiyle başladığı sanat hamlelerine 3. Karma sergiyle devam ediyor. Karma sergileri yazmaya çalışıyorum. Hal böyle olunca “ODTÜ’den sergi izlenimleri” bir seriye dönüştü. İlk ikisini paylaşmıştık, birinci sergiyi buradan, ikincisini ise buradan okuyabilirsiniz.

Engelsiz Fotoğraf Derneği (ENFOD) ile yaptığımız “Adım Adım Ankara” etkinlikleri kapsamında serginin 3 sanatçısıyla buluştuk. Bu etkinliklerin sonunda bir fotoğraf sergisi açılıyor ve gezilen yerlerde çekilen fotoğraflar sergide yer alıyor. Sanatçılarla eserlerinin başında sohbet etmek, elbette etkinliğin en keyifli yönüydü. Yazıda, buluştuğumuz sanatçıların eserleriyle, sanatçılarının duygu ve düşüncelerini bulacaksınız.

Oyun

Diane Ackerman “Oyun, beynimizin en sevdiği öğrenme şeklidir” demiş, Akın ve sanatçı dostları da Cumhuriyetin 100. yılına adadıkları sergilerinin adını “Oyun” koymuş, ODTÜ Öğrenci Merkezi’nin içinde ve bahçesinde çeşitli oyunlar oynamışlar. Baktıkça düşündüren, düşündükçe dalıp geçmişe götürecek eserlerle…

İşte! 5 Şubat 2024’e dek 100 gün boyunca açık kalacak sergiye katılan sanatçılar: Aykut Öz , Ayşenur Sarı, Caner Yedikardeş, Eda Arısoy, Nur Gökbulut , Senem Çınarbaş, Doğan Karakılıç, Esra Koruç, Murat Akın, Sibel Aktaş, Özge Gökbulut, Sadullah Kocaman, Özgür Ballı, Ozan Uygan, Yıldırım Yazganarıkan, Fatma Çiftçi, Saltık Doğa Özsar.

Özge Gökbulut Özdemir

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İşletme Bölümü’nde doçent, İngiltere’de Liverpool John Moores University Business School’da misafir araştırmacı.

Akademisyen olarak ilerlediği alanda lisansını aldığı Hacettepe’de, ayrıca Güzel Sanatlar’da resim ve fotoğraf dersleri almış. Akademik çalışmalarını sanata yakınlığıyla birleştiriyor. Sanatın girişimcilik ve işletmeye katkısı üzerine kafa yoruyor, konferanslar verip, makaleler üretiyor. Sanat ödülleri, bilim ödüllerini (5’e 2) geçmiş durumda!

Sergide üç çalışması var: Doğa Serisi, ilk çalışma, İçi Dışı Resim: İçi Dışı Kadın ve Yaşam Üçgeni: Bilim, Sanat ve Doğa.

İç mekanda, “Sınırsız kompozisyon ve kombinasyona sahip doğa ile insan duygu ve düşüncesinin sınırsızlığı birlikte düşünerek, birini diğerinin yerine kullandığım soyut çalışmalarımdan…” diye tanımladığı Doğa Serisi isimli tuval üzerine gerçekleştirdiği çalışmalarından ilki yer alıyor.

Serginin hemen girişinde yer alan İçi Dışı Resim: İçi Dışı Kadın isimli çalışmasını ise şöyle anlatıyor: “Soyut resmimi bir amaç ve bir kavram odağında bir performans olarak gerçekleştirdiğim çalışmanın çıkış noktası; toplum olarak, insanlık olarak üst üste yaşadığımız acılardı. Pandemiyle başlayan, savaş, ekonomik kriz ve deprem ile devam eden bu karanlık zamanı vurguladığım İçi Dışı Resim: İçi Dışı Kadın isimli bu çalışmayı, 9. ARTANKARA Çağdaş Sanat Fuarı’nda performans olarak gerçekleştirmiştim. Siyah tuvallerle çevrili bir küpün içinde ve dışında resim yaptığım bu performansta 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününe atıfta bulunarak tüm kadınlar adına karanlığı boyadığımı belirtmiştim. Kamuya açık alanda gerçekleşen bu performans çalışması, ARTANKARA’dan sonra Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Esenboğa Havalimanı gibi alanlarda da sergilendi.”

Bahçede, üç adet büyük üçgen ve izdüşümünden oluşan Yaşam Üçgeni: Bilim, Sanat ve Doğa isimli enstalasyonla izleyicinin görsel ve düşünsel yolculuğuna devam etmeyi amaçlıyor.

“İnsan duygu ve düşüncesinin doğanın hareketine benzer devinimini vurguladığım iç mekandaki soyut çalışmalarımı, bu kez doğanın içinde bir enstalasyon ile farklı bir disiplinde şekillendiriyorum. ODTÜ için, Oyun sergisi için, özel olarak tasarladığım bu çalışmanın kavramsal vurgusu yine yaşam, yine doğa, yine insan.

Serginin ismine atıfla, rengarenk boyadığım üç ahşap üçgen, doğandan insan eliyle, insan aklıyla dönüşen bir malzeme olarak, bulunduğu alanla hem kontrast hem de bütünlük oluşturacak şekilde birleşiyor.

Nefes alan ağaçtan üretilen ve bir başka amaç için doğasından çıkarılan, ahşaba dönüştürülen ağaç; doğal-yapay ve doğa-insan olgusunu yeniden sorgulamaya açarken; her bir kenarı farklı renge boyanmış üçgenler ve iz düşümleri doğanın içinde yarattıkları karşıtlıkla zihnimizde yeni görüntüler, yeni düşünceler yaratma sürecini başlatmayı hedefliyor. Çalışmadaki üç boyutlu görsel ve kavramsal yapı yanında üçgenin tüm kenarları da bir düşünce için birleşiyor: bilim, sanat ve doğa. Kurtarıcı, koruyucu ve yaratıcı bir yaşam üçgeni…”

Bahçeye çıkmışken! Yolun ötesinde ODTÜ’lülerin iyi bildiği, yeni başlayanların 10 Kasım 9.05’te gölgesinde “Ata” yazısı çıkıyor diye aldatılmasıyla adı Ata’ya çıkan, üç renkli bloktan oluşan, Rolf Westphal imzalı bir heykel var. Sanatçıyı internette takip edecek olursanız, Gökbulut Özdemir’in habersizce yaptığı heykelin bir benzerini Westphal’ın da Amerika’daki Lawrence Üniversitesi’nde yaptığını bulabilirsiniz. Bu hoş tesadüfü yazıya eklemek istedim.

Sadullah Kocaman

Aile hekimi. Uzmanlığını almış ama Kocaman’ın başka bir tutkusu da fotoğraf. Tıpta aldığı uzun eğitimin verdiği bir alışkanlıktan olsa gerek fotoğrafta aldığı ön lisansla yetinmemiş, bir de üstüne İstanbul Üniversitesi AUZEF Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü’nü bitirmiş.

Pandemiyle bir kez daha gündeme gelen doktorluğun zorlu koşulları ve gündemden hiç düşmeyen doktorların yaşadıkları zor günleri göğüslemeyi sanatla başardığını düşündüğüm Kocaman, sergide üç eseriyle yer alıyor: Oyunbozan, Sentez ve Dönüşüm.

Oyunbozan, serginin bahçe kısmında yer alıyor. Köşelerinde kukalar, “olay yeri inceleme” şeritleriyle kapatılmış, içerisinde tebeşirle çizilmiş sek-sek oyunu çizgileri ve bir çift ayakkabı… Kırılmış, ezilmiş tebeşir parçaları, oyuna dönük ayakkabı ve yan ayakkabıya bulaşan tebeşir bazı ayrıntılar. İç mekanda yer alıyor. Kocaman anlatıyor:

“Oyun oynama hakkı, vazgeçilmez çocuk haklarındandır. Bedensel ve ruhsal yönden sağlıklı gelişme, zorlu hayat yolculuğuna hazırlanma, toplumun bir üyesi olma egzersizleri, hayal dünyasının gelişimi, kendini ve çevresini tanıma fırsatları oyunlarla imkan bulur, perçinlenir. Ancak çocuk oyunlarını da içeren çocuk hakları başta savaşlar olmak üzere çeşitli yetişkin oyunlarının mağduru olmaktadır.

Okuma yazma sevmeyen toplumlarda mağduriyetler gazetelerin üçüncü sayfalarında görünmez halde kalırken; savaş gibi aşırı karşılaşılan durumlarda duyarsızlaşma ve tepkisiz kalmaya yol açmaktadır. Sanatsal ifadelerde ise eser ve izleyen arasında kişisel bir duyarlılık ve etkili bir iletişim kurulabilir.

Aristoteles, Ay’ı referans noktası alarak evreni “ay üstü ve ay altı alem” olarak ikiye ayırmıştır. Yeryüzü “ay altı alem” olarak değersiz görülürdü. Her şey oluş ve bozuluşa tabiydi. Ölüm, çaresizlik, bozulma, fanilik vardı. Ay altı her şeyin ana maddesi olarak düşünülen 4 ana madde (ateş, su, hava, toprak); 4 mevsim, dörtkenarlı şekil olan kare ile sembolize ediliyordu. Gökyüzü ise (ay üstü alem) kutsalların mekanıydı. Orada oluş ve bozuluş yoktu. Sonsuzluk vardı, fanilik yoktu. Gezegenler kutsaldı ve en mükemmel şekil daireydi.

Leonardo Da Vinci’nin Vitrivius Adamı eseri insanın her iki dünyaya –ay altı ve ay üstü aleme– ait olduğunu anlatır. İnsan bedenen ay altı dünyaya aitken; ruhu ay üstü aleme aittir ve kutsaldır. Bu yüzden insanın kendisi kare ve dairenin içine yerleştirilir. Çünkü her iki alem de bir yönüyle insanın içindedir.

Seksek oyununda temsilen kişi, yeryüzünde hayatına başlar ve çizgilere yani şeytanın tuzaklarına basmadan ilerlemesi gerekir. İlerlediğimiz her kare bizi daireye daha çok yaklaştırır ve dolayısıyla kutsal olana daha çok yaklaşırız. Seksek oyununda en ilerideki yarım daireye varıp tekrar yeryüzüne yani ilk kareye dönmek, Mesih inancının tekrarı gibidir. Kişi gökyüzüne çıkar ve oyunu başarması için yeryüzüne dönmek zorundadır.”

Sentez isimli esere ilk bakışta gözler göze çarpıyor. Yaklaştıkça dudak, çene derken suratlara ulaşıyorsunuz. Eser, rübik küp (her yüzeyinde 6 farklı renkteki 9 kareden oluşan, bir arada ama yer değiştirilebilen bulmaca türü) biçiminde. Renk sayısı kadar portre, bir yüzeydeki kare sayısı kadar parçaya bölünmüş. Küpün alt iki parçası sabit, üst parçası 45 derece hareketli. Sanatçı, “Güncel sanatın interdisipliner etkileşimlerine örnek olarak heykel ve fotoğrafın birlikte kullanımı (bir çeşit asamblaj) olarak tanımlanabilir,” diyor ve ekliyor: “Eserin ana fikri, ‘Gördüklerimiz (burada insan kişiliği özelinde çalışıldı) gerçeği yansıtmayabilir, doğrulara ulaşmak için kendi zekâmızı kullanarak, verileri sentez etmemiz gerekir’ fikrinden yola çıkılarak yapılmış bir çalışma oldu.

Yeni medya ortamında bilgiye ulaşmak ve iletişim kurmak eskiye nazaran çok daha kolaylaştı. Ancak bilgi kirliliği içerisinde doğru bilgiye ulaşmaksa bir o kadar zorlaştı. Doğruya ulaşmak için sadece okumak, bakmak gibi duyusal algılarımıza güvenmek yerine  “okuryazar” olmak (medya okuryazarlığı; görsel okuryazarlık vb) yani algıladıklarımızı aklımızı kullanarak sentez etmemiz gerekir. “Hakikati aramak” ise gerçek ve doğru kavramlarının ötesinde insanoğlu var oldukça devam eden felsefi bir sorunsal olarak varlığını devam ettiriyor.”

Dönüşüm isimli eseri bahçede. Yine tanıdık malzemelerle ancak aşılmadık biçimde birliktelik oluşturmuşlar. Bir tahterevalli var ama yarısı tahta, diğer tarafı metal, oturma yeri ve tutma kolları aşağıya bakıyor. İnşaat kukası üzerinde! Bir yanda ağaç kökü ama o da ters, diğer yanda bisikletten olduğunu fark edebileceğiniz parçalar. Dairesel bir metal kaideli, altın varaklı ve tekerlek yerine neon ışık döşenmiş şeffaf boru takılı bisiklet tekeri…

Sanatçının yorumundan önce anlatmaya çalıştığım eserin fotoğrafına bakmanızı öneriyorum.

“Sanayi devrimiyle beraber hızlanan üretim süreci, sistemin devamını ağlamak için tüketim toplumu oluşumunu da beraberinde getirdi. Doğayı yaşamın kaynağı ya da bir parçası olarak görmek yerine teknolojik dönüşümün ham maddesi olarak gördü. İnsan merkezci bir bakışla kurgulanan dönüşüm dengesi doğayı yok sayarken; küresel ısınma ve yol açtığı değişiklikler, çevre kirliliği ve tüketim kültürünün biyo-psiko-sosyal iyilik haline etkileri endişe verici durumlara yol açmıştır.

Sanat eseri sanatçının elinden çıktıktan sonra kendi yaşam döngüsü içerisine girer.

Dönüşüm isimli enstalasyon, yapımı ve anlatımı gereği baştan hatalı kurulmuş bir dönüşüm dengesine atıfta bulunurken; serginin ikinci haftasında tahtanın metal kısmı paslanmaya yüz tuttu. Yüceltilen teknoloji ve sanayinin temel de arızalı olduğuna atıfta bulunur gibiydi. Serginin üçüncü haftasında hafif bel veren tahta; dördüncü haftada her iki kol da yerde olacak şekilde dengelendi. Bakalım sergi sonuna kadar ‘Dönüşüm’ işinin dönüşümü hangi boyutlara ulaşacak.

İnsanın doğaya karşı açtığı hiçbir savaşta, kaybeden tek başına doğa olmamıştır.”

Murat Akın

Murat Akın, ODTÜ Tasarım Fabrikası’nın Sanat Danışmanı, aynı zamanda serginin küratörü. Eseri, yine önceki yerinde, girişteki camlı bölümde ve bir eseriyle sergide yer alıyor.

Bir zamanlar öğrencilerimizin öğrenme eğilimi öğrenmek adına testler uyguluyorduk, hep görsel hafıza çıkınca testlerden vazgeçmiştik. İstisnalar elbette mümkün ama insan genellikle görsel hafızayla daha iyi anlıyor, öğreniyor.

Akın eserinde oyunu toplumsal bellekten yana kullanırken serginin adındaki “oyun”u beyaz perdenin oyunlarına ve oyuncularına yer vererek güzel bir bağlam yaratmış.

Malum, bir bilginin hatırlanması için hafıza tetikleyicileri çok önemlidir. Akın’ın bol görselli (veya bol tetikleyici) eserini sanatçının sözleriyle okuyalım:

“Modernizmin geleneksel estetik değerlerle olan çatışması ve geçmişten kopma çabası,  zamanın ve belleğin ele alınış biçimlerinde belirleyicidir.

Zaman kavramı üzerinde epeyce tartışma açan modernizme karşı uzam tartışmalarının postmodernizm içinde devam etmesi ve içinde yaşadığımız anı kuşatan zaman ve bellek kavramlarının görsel sanatlar, sinema, edebiyat, müzik gibi disiplinlerce konu edilmesi bu meseleye duyulan ilginin arttığının bir göstergesidir.

Düşünebilmek, sorunları ortaya koymak ve aynı zamanda eleştirel bakış açısına sahip olmada görsel sanatlar büyük önem taşır.

Sinema da toplumsal belleği var etmenin, güçlendirmenin, yaşanan anı geleceğe aktarmanın en önemli sanatsal araçlarından bir olarak görülmektedir.

Duyarım unuturum, görürüm hatırlarım.”

Maziye yolculuk

Evlerde henüz televizyon yok, akşamları komşularla bir araya gelindiğini hatırladım! Ailelerin nerdeyse tek eğlencesi sinemalar, oraya da hep birlikte gidiliyor. Bir de yazlık sinemalar! Film hakkında konuşmanın, özellikle kötü adamlara sesli kızmanın veya çatur, çutur çekirdek çitlemenin serbest ve bir o kadar da keyifli olduğu…

Sanatçı Akın, görsel hafızanın önemini vurguladığı eserinde o bir zamanların en kült görsel malzemesini, filmleri kullanmış. Aktristler, aktörler ve filmlerden sahneler. Çeşit çeşit ama ortak özellikleri siyah-beyaz olmaları. Düzenli tekrarlarla, özenli karıştırmalar söz konusu. Esere yaklaşırken, adına “maziye yolculuk” diyebileceğiniz bir oyuna hazır olun! Yaklaştıkça ayrıntıları yakalayacak, eski filmleri hatırlayacaksınız. Sözün özü, Akın’ın eseri sizi bugünden alıp götürecek!

ODTÜ (Yeni) Öğrenci Merkezi’nde bu oyunları oynamak için 2024 Şubata kadar zamanınız var!


Kaynaklar

Sanatçılar Özge Gökbulut Özdemir, Sadullah Kocaman ve Murat Akın ile yapılan söyleşiler.

Stella Adler’in sözü 

Necati Yalçın
İletişim, eğitim, tarih, sanat ve kent üzerine akademik yazılarının yanında gazete, dergi ve internet sayfasında köşe yazarı. Halkla İlişkiler, Milli Mücadele, Cumhuriyet’in Açıkhava Müzesi Ankara, Yazdığım Ankara, Gezdiğim Ankara, Keyifli Öğretmenlik, Keyifli Öğretmenlik 2, Sevdiğim Ankara ve Mehmet Tunçer-Savaş Sönmez ile Kaybolan Ankara kitaplarını yazdı.

    Bir Cevap Yazın