KentHafızaMimari

Mimar Sinan’ın Ankara’daki izleri

Geçtiğimiz ekim ayında Başkent Kültür Yolu Festivali kapsamında birkaç geziye katıldım. Kültür Bakanlığı’nın düzenlendiği, fikrini güzel bulduğum etkinliğin, organizasyonu bir hayli iletişimsiz ve bilgi içeriği yetersiz gezilerdi. Gene de Ankara için şehri, şehirde yaşayanlara tanıtan bu tür gezileri önemli buluyorum. Bakanlığın görevlendirdiği, ismini enteresan bulduğum soyadını hatırlamadığım “Betigün” adlı rehberimizle Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi önünden başlayarak Ulus’u gezdik.

DTCF önünde durup kısaca binadan bahsettik. Buna istinaden merak ettiğim için binayla ilgili birkaç okuma yaptım. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin adını Atatürk koymuş. Ulusal bilincin gelişmesi, Türk dili, tarihi ve kültürünün derince araştırılması amacıyla 1935 yılında Resmi Gazete’de yayımlanan kuruluş yasası ile fakülte kabul edilmiş. 1937 yılında Alman Bruno Taut tarafından planı çizilmiş. Taut, DTCF dışında Ankara Atatürk Lisesi, Trabzon Fen Lisesi ve Cebeci Ortaokulu’nun da mimarı. Yahudi olmasının yanı sıra sosyalist kimliğinden ötürü Hitler tarafından ülkesinden sınır dışı edilmiş bir mimar. Önce Sovyetler’e, sonra Japonya’ya sığınan Taut, mimarlık yapma olanağına kavuşacağı için sevinçle Türkiye’ye gelmiş. Hatta Japonya’da hazırladığı Mimarlık Bilgisi adlı kitabının ilk baskısı Türkçedir. Almanca baskısının alt başlığı ise sosyalist bir mimarın bakış açısındandır. Taut’un Atatürk’e özel bir sevgisi olduğu anlatılır. Hatta Atatürk vefat ettiğinde geçici katafalkını tasarlamış lakin sonra kendisi de rahatsızlanıp vefat etmiş. Benim de yeni öğrendiğim başka bir bilgi ise İstanbul Edirnekapı Şehitliği’ne kabul edilip gömülen tek gayrimüslim imiş. Şehitliğe gömülmesine neden izin verildiği ile ilgili İlber Ortaylı, Taut’un Türkiye’nin hizmetinde çalışan özel bir mimar olduğunu ve bu nedenle şehitliğe defnedildiğini söylüyor. Atatürk’ün katafalkını yapmak için gece gündüz ter içinde çalışan Taut, Atatürk’ten kısa süre sonra zatürre sebebiyle hayatını kaybetmiş.

DTCF binasının mimarisi Ankara’nın imar planını gerçekleştiren Hermann Jansen tarafından eleştirilen ve karşı çıkılan bir planmış ama ona rağmen uygulanmış. Bina, birkaç sene önce Ali Nesin tarafından da eleştirilmişti. Bu binanın bahçesindeki bir heykelden ve heykeli yapılan kişinin Ankara’da yapmış olduğu tek eserinden bahsedeceğim.

Taut’un Mimar Sinan hayranı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.  Fakültenin bahçesinde Mimar Sinan anıtını görünce de acaba bir bağlantı var mı, diye düşünmeden edemedim.

Neden burada bir Sinan anıtı var?

1956 yılında Türkiye Emlak ve Kredi Bankası tarafından heykeltıraş Hüseyin Anka Özkan’a yaptırılan heykelin ağırlığı 7 ton, yüksekliği 4 metre 30 santim. Mermer tabanın ön yüzünde “Mimar Koca Sinan 1490-1588 Türkiye Emlak Kredi Bankasının ilim ve sanat camiasına armağanıdır” oyma yazısı bulunuyor. Edirne doğumlu Hüseyin Anka Özkan, 1944 yılında 35 yaşındayken, “Mimar Sinan” adına yapılması düşünülen anıt heykel yarışmasına katılmış ve kazanmış. Tanaltay’ın Hüseyin Anka’nın ağzından aktardığı “Ben eserimin içindeyim, eğer eseri görebiliyorlarsa, ben onun içindeyim. Beni tanısalar, tanımasalar ne olacak? Ben eserimin bulunduğu her yerdeyim,” sözü, belki de Sinan heykeliyle kazandığı zaferin sanatçıya kazandırdığı tecrübenin ifadesi. (1999: s.20)

Bu heykelin yapılması ise Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyeti.

“Bir milletin asırlar içinde varlığını kökleştiren eserler, maddeye şekil veren milli bir üslubun hakim olduğu zamanlardan geriye kalanlardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ’Dünyada her kavmin mevcudiyeti, kıymeti, hakkı, hürriyet ve istiklali, malik olduğu ve yapacağı medeni eserlerle mütenasiptir,’ sözü de bu gerçeği ifade etmektedir. Medeni milletler yaşadıkları coğrafyalarda medeni eserler vücuda getirmişlerdir. Bu eserlere varis olan nesiller ise hem bu eserleri korumaya hem de yapanları her fırsatta anmaya ve hatıralarını yaşatmaya mecburdurlar.” (İnan, 1968: s.63)

29 Temmuz 1935 tarihli Türk Tarih Kurumu Yönetim Kurulu Kararı, Prof. Dr. A. Afet İnan’a “Tarih ve medeniyetin ilmi bir surette tetkik edilmesi” bağlamına ithafen Mimar Sinan hakkında müstakil ve büyük bir edebi eser hazırlanması gerekliliğini dile getirmiştir.

16. yüzyılda üç kıtaya yayılan topraklarıyla siyasal bakımdan altın çağına ulaşan Osmanlı İmparatorluğu, kendi bünyesi içerisinden dünya çapında bir mimar çıkarmıştı. Sanat tarihi açısından değerlendirildiğinde o çağın en ünlü Rönesans mimarlarıyla boy ölçüşebilecek bu mimar İstanbul ve Edirne’yi taçlandıran Süleymaniye ve Selimiye camilerinin yaratıcısı Mimar Sinan’dı. (Kuran, 1968:21)

“Taş ülkesi Kapadokya’dan, Kayseri’nin Ağırnas Köyü’nden devşirilen Sinan bin Abdülmennan Türk yurduna, idealinde tasarladığı, en büyük mimari eserleri bina ederek hediye etmiştir. Sinan’ın şahsında, bütün bir asrın mimarlığını ve yapıcılığını görmek mümkündür. Devrinin yaratıcı bir sanatkar dehası olan Sinan’ı dünya mimari eserlerinin varisi ve kendi asrının Türk kudreti ve yapıcılığının da bir sembolü olarak görmek gerekmektedir.” (Sözen, 2000:476)

“Mimar Sinan adına oluşturulacak eserle ilgili araştırmaların yoğun olarak devam ettiği sene, Atatürk’ün de bizzat bulunduğu ortamlarda, Sinan’ın adına yaptırılacak anıt heykelle ilgili görüşlerde bulunulmuş, 2 Ağustos 1935 akşamı Florya’da, Mimar Sinan’a bugünkü neslin bir şükran ifadesi olmak üzere heykelinin yapılması gerektiği fikri vurgulanmıştır. Yapılacak bu anıt heykelin dikilmesi gereken yerle ilgili olarak, İstanbul başta olmak üzere başkent Ankara’da çeşitli meydanlar üzerinde fikir beyan edilmiştir. Tüm bu görüşlerin neticesinde Atatürk, 2 Ağustos 1935 saat 22.50’de, Türk Tarihi Araştırma Kurumu’na hitaben ’Sinan’ın heykelini yapınız,’ diye yazarak imzasını atmıştır.” (İnan, 1968:67)

“Atatürk’ün ölümünden sonra Türk Tarih Kurumu, Sinan’ın heykeli için bir yarışma düzenlemiş ve Milli Eğitim Bakanlığı ile bağlantıya geçmiştir. Ancak yarışma neticesinde Sinan için beklenileni karşılayabilen bir eser olmadığından bu proje ertelenmek zorunda kalmıştır. Bu amaç doğrultusunda gerçekleştirilecek anıt heykel için 1945 yılına kadar birtakım girişimler devam etmişse de beklentiler tam anlamıyla karşılanamamıştır.”

Tarihler Haziran 1954’ü gösterdiğinde Atatürk’ün vasiyeti niteliğindeki el yazısı, Türkiye Emlak Kredi Bankası tarafından hayata geçirilmiş ve heykeltıraş Hüseyin Anka Özkan’a bu anlamlı görev, düzenlenen yarışmanın neticesinde verilmiş.

Rehberimizin anlatımına göre Türk Tarih Kurumu’nun yeri olmadığı için DTCF yakınlığından mütevellit fakültenin bahçesi uygun görülüp, heykel buraya dikilmiş. Konuyla ilgili dikkatimi çeken diğer husus da Mimar Sinan’ın 88 yıldır bulunamayan kafatasının DTCF antropoloji laboratuvarlarında saklandığı rivayeti.

1930’lu yıllardaki Türklük tartışmaları nedeniyle 1935 yılında Sinan’ın başı, türbesindeki mezarından çıkarıldı. Amacın bilimsel olduğu iddia edildi. “Bu deha, olsa olsa bir Türk’tür” denildi ve kafatası şeklinin “brakisefal” kriterini taşıyıp taşımadığına bakıldı.

Nedir bu brakisefal?

Kafatası ölçümü, kafatası kemiklerinin uzunluklarının ölçümüne dayanan bir teknik. Kafatası kemiklerinin ölçüldüğü bu yöntem, 20’nci yüzyılın başlarında antropologlar tarafından insan popülasyonlarını kategorilendirmek için kullanıldı. Geniş ve kısa kafataslarına “brakisefal” deniyor; bu kategoriye Türkler, Moğollar, Andaman ve Nikobar adaları (Bengal Körfezinde bulunan takımadalar ve Hindistan Birliği’nin eyaleti) yerlileri dahil. Bu yöntem kullanılarak Mimar Sinan’ın Türk olup olmadığına bakılmak isteniyor ancak kafatası endeksine dayalı bir sınıflandırma, insan ırklarının belirlenmesi için temel oluşturmuyor. Dünya halkları tarih boyunca birbirleriyle karışarak geliştiği için ırk tasnifinin nesnel ölçütlere bağlanma çabası bilimsel bir yöntem değil.

Mimar Sinan Türk müydü, yoksa Ermeni veya Rum muydu?

Sinan bir devşirme olduğundan Türk olmama ihtimali yüksek. Kayseri’nin Agrianos (bugün Ağırnas) köyünde Ermeni, Rum ya da Hristiyan Türk olarak doğdu. “Gebran” olarak nitelenen, Kapadokya’da yerleşik Şaman inançlı Türk topluluğuna mensup olabileceği de düşünülüyor. Düşünülüyor diyorum zira direkt bu konuyla ilgili bir kaynak yok. Zaten Mimar Sinan’a ait, yaşadığı dönemden yazılı kaynak neredeyse yok. Osmanlı’da ahrir defterlerinde (Osmanlı maliyesinde vergiye esas olan insan ve mal varlığını tespit etmek için yapılan sayımların kaydedildiği defterlerin adı) Hıristiyan gruplar çoğu kez ayrı olarak “gebran” başlığı ile kaydedilmiş. “Gavur, gûr” olarak da sonradan kullanılacak olan “gebr” kelimesi aslında kafir kelimesinin bir ifadesi (Ş. Sami, 1317: 1142; M. Naci,1987: 614). Yerleşik Şaman inançlı Türk topluluklarına ait araştırmalarımda Nevşehir-Kayseri rotasında “gebran” olarak nitelenen gayrimüslimlerden biri olan Sinan’ın, Selim tarafından bu sebepten -yani kimliğinden ötürü- devşirildiği belirtilmiş. Konuya istinaden #tarih Dergi’de tarihçi Necdet Sakaoğlu da bu husustan aynı şekilde bahsediyor.

Sinan, Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul’a gelmiş ve Yeniçeri Ocağı’na alınmıştı.

Brakisefalin bir Türklük işareti sanıldığı yıllarda, bazı şehirlerdeki mezarlar kazılarak 1.040 adet kafatası Ankara’ya götürüldü (Bazı tarihçiler on binlerce olduğunu iddia ediyor). Türk Tarih Kurumu Başkanı Hasan Cemil Çambel, TTK Başkan Yardımcısı Afet İnan ve TTK üyelerinden Şevket Aziz Kansu, Sinan’ın Süleymaniye’deki mezarından çıkarılan kafatasını, ölçüm yapılması için antropologlara götürdü.

Sinan’ın Türk, Ermeni veya Rum olması onun değerini ne artıracak ne de azaltacaktı ancak yine de mezarı açıldı. Ölçüm sonrasında gazetelere haber verildi ve Mimar Sinan’ın “Türk” olduğu iddia edildi. Gazetelerdeki ifadelerin çoğunda büyük puntolarla aşırı milliyetçi ifadeler kullanıldı.

Örneğin, Cumhuriyet gazetesinin 5 Ağustos 1935 tarihli sayısında, birinci sayfadan verilen haber şöyleydi: “Dahi Sanatkar Mimar Sinan’ın Kafası Mezarından Çıkarıldı. Süleymaniye’de büyük Türk mimarı Sinan’ın mezarında araştırmalar yapılmış, Mimar Sinan’ın kafatası çıkarılmıştır. Koca Mimar’ın kafatası sağlam ve bozulmamış olarak bulunmuştur. Koca dâhinin kafatası üzerinde yapılan tetkikat, büyük Mimar’ın yalnız kültür itibarıyla değil, ırk noktasından da Türk olduğunu göstermiştir. Türkler ırk itibariyle Brakisefal, yani yassı yuvarlak kafalıdır. Mimar Sinan’ın kafatasının muayenesinde bu büyük başın da Brakisefal olduğu meydana çıkmıştır. Mimar Sinan’ın kafatası Antropoloji Müzesi’nde muhafaza edilecektir,” haberi yapıldı.

Bu iddia kısa sürede gazete köşelerinden dergi sayfalarına, televizyon programlarına, sanal ortama sıçrayarak alabildiğine yayıldı. “Kafatası ölçümü” toplumun belleğinde Hitler Almanya’sı, kafatasçı ırkçılık, soykırımcılık, faşizm olgularını çağrıştırdığından büyük bir yankı uyandırdı. Birçok tarihçi tarafından da dile getirilen bu iddiayı, Atatürk’ün manevi kızı Afet İnan’ın başkan yardımcısı olduğu Türk Tarihi Araştırma Kurumu, yapılan bir resmi açıklamayla derhal yalanladı.

06.08.1935 tarihli gazetelerde yayımlanan açıklamada; Mimar Sinan’ın mezarının küçük bir bölümünün 1 Ağustos 1935 günü Türk Tarihi Araştırma Kurumu’nun seçtiği bir kurul önünde, büyük bir özenle açıldığı, yapılan incelemede iskeletin büyük bir bölümünün çok bozulmuş durumda bulunduğu ve mezarın yine aynı kurul önünde kapandığı, yapının toprak altında ve üstünde kalan bölümlerinin mimari açıdan incelenmek üzere ölçülerinin alındığı duyuruldu. Mimar Sinan’ın kafatası ölçülerek Türk ırkından (Brakisefal) olduğunun saptandığına ilişkin haberler, bu duyuruyla resmen yalanlandı.”

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Antropoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ayla Sevim Erol ise kayıp kafatasının kendilerinde olmadığını belirterek, “1987’den bu yana üniversite bünyesindeyim. Ne öğrenciliğim ne de hocalığım dönemimde Sinan’ın kafatasını gördüm. Benden önceki dönemi hiç bilmiyorum. Sinan’ın kafatasıyla ilgili yıllar önce okuduğum bir makalede TTK görevlilerinin yeniden mezara gömdüğü yazılıydı. Sinan’ın kafatası bizim bölümde olsa haberim olurdu. Böylesi değerli bir insanın kafatası sağa sola atılır mı? Eski hocalarımıza sorduğumda kesinlikle bizde olmadığını söylediler. Sinan’ın kafatasıyla ilgili 2012’de dekanlıktan gelen bir yazı vardı. Cevaben bizde olmadığını ilettik. Yıllardır bizim bölümde olduğu söylenir ancak maalesef bizim bünyemizde değil,” dedi. (Mülayim, S. 2013 S:86 Sinan Bin Abdülmennan)

Kafatası DTCF’de olduğu iddia edilen Sinan’ın heykeli hala fakültenin bahçesinde tüm ihtişamıyla duruyor. Bulvar üzerindeki bu binanın önünden geçerken demir parmaklılar arasından heykeli görebilirsiniz ya da girişteki güvenlikten rica ettiğiniz takdirde yakından inceleme imkanınız olabilir.

Mimar Sinan’ın Ankara’daki tek eseri

Halk arasında Yeni Cami olarak bilinen Cenabi Ahmet Paşa Cami, Osmanlı mimarisinin önemli ismi Mimar Sinan’ın başkent Ankara’ya inşa ettiği tek eseri olma özelliğini taşıyor. Cenab Ahmet Paşa, Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri ve Anadolu Beylerbeyi. Adını taşıyan cami Ulucanlar Caddesi’nde bulunuyor. Güzel ve sakin bir avlusu var. 1565 yılında Cenabi Ahmet Paşa’nın ölümünden sonra yaptırılan cami, aynı zamanda Ankara’nın en eski camilerinden biri. Caminin avlusunda Cenabi Ahmet Paşa türbesi, Azimi türbesi ve Osmanlı mezarlığı yer alıyor. Cami, 1883, 1887 ve 1940 yıllarında onarım görmüş.

Ankara taşı ile yapılmış cami, kare bir alan üzerinde merkezi ve tek kubbesi ile klasik Osmanlı tarzını yansıtıyor. Mimar Sinan eserlerine aşinaysanız ilk bakışta bu caminin de bir Sinan eseri olduğunu rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. İçeride mükemmel bir akustik var ki Mimar Sinan eserlerinden bilinir, bir noktadan okunan ezanın sesi, farklı bir noktadan aynı ses tonundan duyulabiliyor. Bir külliye şeklinde tasarlanan yapının içerisinde bir Mevlevihane ve hamam da varmış ama günümüze ulaşmamış. Son cemaat yeri dört mermer sütunun taşıdığı üç kubbe ile örtülü. Ortadaki kubbe biraz daha büyükçe, ikisi ise kısmen küçük. Beyaz mermerden yapılan mihrabı, minberi ve giriş kapısı oldukça sade. Caminin sivri kemerli 32 penceresi, kubbenin oturduğu kasnak etrafında da 16 penceresi mevcut. En süslü kısmı bu kalem işi bezemeler. Mihrabın hemen yanındaki halıyı hafifçe kaldırıp kontrol ettiğinizde zeminin altıgen taşlarla örülü olduğunu görebilirsiniz. Vakıflar Genel Müdürlüğü orijinal zemini korumak için bu zemini cam bir çerçeve içinde korumaya almış.

Yaşadığımız şehrin bir seveni olarak, Mimar Sinan’ın Ankara’daki tek eserini, DTCF bahçesinde bulunan Sinan heykelini ve bu heykelin hikayesini anlatmaya çalıştım. Ankara meraklılarına sevgiyle.

Kaynaklar

Abdullah Kuran, “Sinan”, (Ed.Cengiz Bektaş), Koca Sinan, Doğuş Matbaası, Ankara, 1968.

Ayşe Afet İnan, Mimar Koca Sinan, Türkiye Emlak Kredi Bankası Neşriyatı, Ayyıldız Matbaası A.Ş., Ankara, 1968

Cengiz Özakıncı, “Mimar Sinan’ın Kafatası ve Unutulan Gerçekler”, Bütün Dünya, Şubat 2015, https://ataturk.org.au/gazete-makaleleri/cengiz-ozakinci/mimar-sinanin-kafatasi-ve-unutulan-gercekler/

Erdoğan Tanaltay, Sanat Ustalarıyla Bir Yaşam, “Hüseyin Anka Özkan”, Tekin Yayın Dağıtım San. Ve Tic. Ltd. Şti., İstanbul, 1999.

Metin Sözen, XI. Yüzyıl ve Sonrası: Selçuklu ve Osmanlı Dönemi. Kümbet, Eyvan, Taşkapı, Mas Matbaacılık A.Ş, İstanbul, 2000.

Özcan Özkarakoç ve Didem Tükel, “Hüseyin Anka ile Görünenin  Ötesindeki Gerçekliğe Uzanan Bir Serüven: Mimar Sinan Heykeli”, İdil Dergisi, 2:6, 2013.

Didem Gündü
Tiyatro sevdalısı. Tarih ve sanat sever. Politika ilgilisi. Deneme ve kent yazıları yazar. Yemek düşkünü. İflah olmaz bir gezer. Hayvansever. El sanatlarına meraklı.

Bir Cevap Yazın

Bozcaada Keşif Haritası Lavarla Pusu'la

Bozcaada Keşif Haritası – Pusula 3 çıktı

Lavarla’nın 2017 yılında Ankara Keşif Haritası ile başlattığı, 2022 yılında ikincisini çıkardığı Pusula haritasının Ankara dışındaki ilk durağı Bozcaada oldu. Kullanıcılarına, adanın giderek yok olan...


Kent

Etem Tem ve meşhur fotoğrafının hikayesi

Mustafa Kemal Paşa, Kurtuluş Savaşı muharebelerinde fotoğraf çekilmesi için bir harp fotoğrafçısı görevlendirilmesini emreder. Bu göreve, yedek subay olarak görevlerini yapan Esat Nedim Bey (Tengizman)...

Ayhan Akman Kent

Dünden bugüne Ankara’nın bağları

İnternete “Ankara’nın bağları” yazdığınızda çıkan tüm adresler sizi oyun havalarına götürür. Tıklayın, kalkın ve oynayın! Şimdi de Ankara’nın bağları aramanızın başına “yok olan” ekleyin. Tıklayın,...