KentHafıza

Mekanlar ve Hikayeler XI | AOÇ: Aynştayn Kokoreç

Gece on bir. Sema Otel’in oraya bir yolcu bıraktım. Sinyali verdim, otelin önünden yola çıkacağım, vale işaret etti. Hemen durdum. İki kadın çıktı otelden. Merhabalar derken oturdular. Biri nur yüzlü teyzem. Yetmişinde var. Belli ki görmüş geçirmiş. Diğeri kırk, kırk beş yaşlarında zarif bir kadın. “Evladım,” dedi teyze, “bizi Atatürk Orman Çiftliği’ne götürür müsün?”

“Tabi teyzeciğim,” deyip bağlandım yola.

“Bir iki resmi işimiz vardı, Sema Otel’de kalıyoruz. Gece gece acıktık. Bu benim kız, kokoreci çok sever, yalnız bırakmayayım dedim,” dedi. “Sizin bu AOÇ’de kokoreççiler varmış. Sen gece adamısın hangisine gidelim?” diye devam etti.

“Teyze valla hepsi güzeldir. Zaten gidince görürsün oralar kımıl kımıldır,” dedim. Oradan buradan konuşurken geldik Atatürk Orman Çiftliği’ne. Girişte başladı trafik. Camı açtım. Taksici kornası, Neşet Baba’nın mızrabı. Bir taraftan kokular da gelmeye başladı. Biraz daha ilerledim. Yavaş yavaş içeri girmeye çalışıyorum. Oradan Gönül Abla bağırıyor: “Alo, tanesi bol olsun, ağaç oldum daha gidip çalışacağız.”

“Teyze burası böyle,” dedim. “Hareketli.”

“Valla kilitlendik kaldık. Bir park yeri bul, sen de gel beraber yiyelim,” dedi teyze.

“Yok, siz istediğiniz gibi yiyin hemen döneriz derseniz ben sizi beklerim,” dedim.

“Ya sen acıktın mı, acıktın. Tamam, park et, yiyelim dönelim.”

“Olur,” dedim. Az daha ilerledim. Buldum bir duba. İki el kol, “Tamam abi” dedi çocuk. Koyduk arabayı. Bakıyoruz. İstasyon var, Laginia var, Doğata var, Şençam var, o var, bu var; tam İstasyon Kokoreç’e yöneldik, kız “Aynştayn Kokoreç” tabelasını görmüş. Hemen araya girdi.

“Aynştayn Kokoreç’e gidelim,” dedi.

“Ha olur,” dedim “Talat Abi’nin yeri, lezzetlidir.” Kalabalığın arasından köşeye doğru gidiyoruz. “Buranın eskisidir Aynştayn,” dedim. “İlginç adamdır.  Pek konuşmaz. Konu ilgisini çekerse bir iki laf eder çekilir. Onun müşterileri biraz daha ağırdır. Diğer taraflara daha çok gençler gider, zaten fark etmişsinizdir.”

Dükkânın önüne geldik. Talat Abi’nin sırtı bize dönük. Dumanlar içinde, her akşam gibi uğraşıyor. Çektik tabureleri. Teyze yanıma, onun yanına da kızı, oturduk. “Acı sever misiniz? Ben bir çeyrek yerim,” dedim. Onlar “Biz yarım alalım,” dediler. Biraz sesimi yükseltip, “Talat Abi iki yarım, bir çeyrek,” dedim.

Talat Abi “Hemen geliyor,” dedi. Ben de boşboğazlık ya “Kimler geldi be abi o da gelir,” dedim. Talat Abi tezgâhta, kendi ritmini bulmuş tak tak taka tak tak taka tak yaparken o yoğunluğun, o baharatın, o kokunun içinden hafifçe başını bizden tarafa çevirdi.

Ben de başımı salladım. “Abim nasılsın?” dedim.

Talat Abi karşımda öylece kaldı. Teyzenin kız ağır çekim ayağa kalktı. Sonra Talat Abi bizden tarafa iyice döndü. Elinde iki tane bıçak. Teyze, “Ne oldu kızım?” deyip kızın koluna yapıştı. Ben taburede olanı biteni izliyorum. Bir şey de anlamıyorum. Sanırsın televizyon dizisi. Herkes ağır çekim.

Teyzenin kız, biraz bekleyip kendine gelince, “Zaman ne demek Talat Usta,” dedi. Böyle sesi içine kaçtı kaçacak. Etrafta ne kadar ses varsa durdu. Herkes bize, ben onlara bakıyorum.

Talat Abi elindeki bıçakları kokoreç tezgâhına bıraktı. Önlüğüyle ellerini temizler gibi yaptı. Böyle tok tok, dudakları titreye titreye “Zaman, fizik bölümünün büyük amfisinin girişindeki beş dakikada çakılı kalmam,” dedi.

Talat Abi’nin cümlesi bitti, yüzünü ocağa döndü. Müzik yeniden yükseldi. Kokular, sesler, bağrışlar, korna sesleri yeniden başladı.

Sanki bunlar hiç yaşanmamış gibi hem teyze hem ben ağzımızı dahi açmadık. Çırak elimize iki yarım kokoreci verdi. Teyze “Gidelim evladım,” dedi bana. Teyzenin kızı “Ben başka taksiyle gelirim,” dedi.

Biz teyze ile arabaya geçtik. Kokoreçleri yiye yiye teyzeyi otele götürdüm. “Ne oldu teyze? Kaç zamanın adamıyım ben hiçbir şey anlamadım,” dedim.

“Bu senin kokoreççi seksende okuldan firar etmiş, benim kızla aynı sınıftalarmış. Fizik öğretmeni benim kız bizim orada. Birbirlerine aşıkmış bunlar,” dedi.

“Ha ondan Aynştayn Kokoreç desene ismi,” dedim.

“Siz bilmiyor musunuz?” dedi. “Yok be teyzem, Talat Abi yirmi senedir tak tak taka tak tak taka tak,” dedim.

Sema Otel’e bıraktım. Güzel bir şarkı açtım. Devam ettim.


Mekanlar ve Hikayeler X | ODTÜ: Gönülçelen

Halil Yörükoğlu
1987 yılında Antalya'da doğdu. Üç kez Ankara'ya bir kez Amerika'ya gitti. Halen Amerika'da yaşıyor. Öyküleri Varlık, Öykülem, Mavi Yeşil gibi dergilerle bazı internet sitelerinde yayımlandı ve 2017 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'nde "Dikkate Değer" bulundu.

    Bir Cevap Yazın

    Hemhüm Mescidi (Cami) Kent

    Ankara’da An’ı Yakalamak

    “Ankara’nın en çok İstanbul’a dönüş yolunu sevdim.” Yahya Kemal Beyatlı Her Ankaralının ömründe en az bir kez maruz kaldığı bir sorudur: “Ankara’da deniz yok, nasıl...



    Kent

    Kimler Geldi Kimler Geçti

    Anadolu, en çok ayak izinin bulunduğu topraklardır. Hem kadimliği, hem verimliliği, hem de çeşitliliğiyle bu topraklar her zaman insana kucak açmıştır. Anadolu üzerinde kimi zaman...