YeşilMeseleler

Kıyafet Almadan Geçen Bir Sene: Neler Öğrendim?

2020 boyunca hiç kıyafet almadım. Amacım daha küçük bir karbon ayak izine sahip olmak ve hızlı moda olmadan yaşamayı denemekti. Bu deneyde çok şey öğrendim ve 2021’de sizi de bana katılmaya davet ediyorum.

Karbon Ayak İzim Büyüyor

2019 senesinin sonlarına doğru, henüz virüs ve pandemi gibi kelimeler bize çok uzakken, içimi huzursuz eden birkaç mesele vardı. 2020 senesi için epey seyahat planlamıştım ve bunların yarattığım karbon ayak izi üzerinde ne gibi etkileri olacağını düşünüyordum kara kara.  Evet, dalga geçmiyorum ya da hassas bir insan gibi görünmeye çalışmıyorum. Bu seyahatlere çıkmak zorundaydım ama içim rahat değildi. Bütün o ucuz uçak biletlerini alırken, hava yollarına özel fırsatları kovalarken, aktarmaları koordine etmeye çalışırken aklımda bu vardı. Artık iklim değişikliğinde öyle bir yerdeyiz ki, hepimizin bunu düşünmesi gerek… Ben bu planları yaparken tabii tüm bu planların sekteye uğrama ihtimali olduğunu düşünmüyordum bile.

Sonra, hem kendi vicdanımı rahatlatmak, hem de bu konuda biraz daha bilgi edinmek için (ama daha çok birincisi) karbon ayak izi konusunu araştırmaya başladım. Karbon ayak izi, “üretilen sera gazı miktarı açısından insan faaliyetlerinin çevreye verdiği zararın ölçüsü” olarak tanımlanıyor. Bu genel tanımlama, ya da büyük ayak izi, iki alt tanımlama ile detaylandırılıyor: birincil ayak izi ve ikincil ayak izi.

Birincil ayak izi, evsel enerji tüketimi ve ulaşımdan oluşuyor. Yani benim planladığım, okyanusları aşan seyahatler bu gruba giriyordu. İkincil ayak izi ise kullandığımız ürünlerin tüm yaşamın döngüsünden geliyor. Bu ürünlerin imalatı ve en sonunda bozulmalarıyla ilgili bir kavram. Bunlar da günlük tercihlerimizle şekilleniyor. Ben de bunlara odaklanmaya karar verdim ve kendime -kendimce- radikal bir hedef aramaya başladım.

Bir Tişörte Daha İhtiyacım Yok

Nasıl daha yeşil alışkanlıklar edinebilirim, karbon ayak izimi nasıl dengede tutabilirim diye düşünürken, okuduklarım beni “hızlı moda” (fast fashion) kavramıyla karşılaştırdı. Zaten adı ne olduğunu açıklıyordu ve çok da yabancı olduğum bir kavram değildi. Yine de okudukça, hem durumun vahameti karşısında korkuya kapıldım hem de hedef bulmanın getirdiği ince bir rahatlama duygusunu yaşadım.

Hızlı moda, aslında bir iş modeli. Özünde bir yeniden üretim süreci var. Podyum trendlerini ve yüksek moda tasarımlarını kopyalamaya ve bunları düşük maliyetle toplu üretmeye dayanıyor. Oldukça da kârlı bir iş modeli. Endüstri Devrimi ile ortaya çıkan ve üretim maliyetlerinin düşmesi ile de altın çağını yaşamaya başlıyor. H&M, Oysho, Zara, Pull and Bear, Gap gibi bugün Ankara’da herhangi bir alışveriş merkezinde görmeye alışkın olduğumuz markalar, bu işletme modelini takip ediyor.

dikiş atölyesi

Podyum trendlerini ve yüksek moda tasarımlarını kopyalamaya ve bunları düşük maliyetle toplu üretmeye hızlı moda deniyor.

Peki, bu neden kötü? Hızlı moda, tüketime dayalı bir sistem. Sezonlar, trendler, “in” ve “out” olanlar aslında sürekli olarak insanları almaya teşvik ediyor. Almaya, az kullanmaya, sonra da atmaya. Üretim süreçlerinde çok fazla atık çıkıyor, su ve enerji kullanılıyor. Ucuz ürün yaratmak adına kaliteden ödün veriliyor ve kıyafetler kısa sürede kullanılamaz hale geliyor. Ürünün yaşam döngüsü bittiğindeyse, artık atık haline geliyor ve geri dönüştürülmezse çöp oluyor.

Bu şekilde sıralanınca aslında bunun tam olarak ne anlama geldiğini gözümüzde somutlaştırmak zor olabilir. Belki şöyle söylemek netleştirir olayı. Pamuklu beyaz bir tişört tişört üretmek için 2700 litre su harcanıyor. Benim gibi moda anlayışı beyaz tişört, siyah pantolon ve spor ayakkabıdan ibaret biri için düşünmesi korkutucu bir miktar. Bütün bunları araştırıp okuyunca, kendi kendime 2020 senesinde hiç kıyafet almama hedefi koydum.

Kıyafet Almadan Geçen Bir Yıl

Kıyafet almadan geçen bir yılda pek çok şey öğrendim. Tabii ki bu sene bu deneyi yapmak çok kolaydı, çünkü dükkânlar yılın büyük bir kısmında kapalıydı. Online alışveriş konusunda pek de tutkulu bir insan olmadığım için benim açımdan bunu yapmak kolay oldu. Yine de benzer bir deneyi uygulamak isteyenler için birkaç önerim var:

Eldekileri gözden geçirin

Eğer bu sene hiç kıyafet almamaya karar verirseniz, önce elinizdekileri gözden geçirmenizi öneririm. Hangi kıyafetlerinizi güzel buluyorsunuz? Hangilerini hiç giymiyorsunuz? Hangileri daraldı, hangileri bollaştı? Sonra, artık tercih etmediklerinizi ayırın. Evet biliyorum, bu kulağa mantıksız geliyor. Eğer yeni almayacaksanız neden dolabı boşaltasınız? Ama aslında bu saklı kalan cevherleri ortaya çıkartmak için iyi bir yöntem.

Burada kilit şu: Eğer bu kıyafetleri saklayabileceğiniz bir yer varsa hemen atmayın. Belki birkaç ay sonra yeniden bakıp bazılarını kullanmak isteyeceksiniz. Özellikle bir sene boyunca kıyafet almayınca bu güzel bir yöntem oluyor. Birkaç ay sonra bu yaşanmazsa, bağışlama yollarına bakabilirsiniz. Artık size olmayacağına emin olduklarınızı ise önce evinizdekilere, sonra arkadaşlarınıza, akrabalarınıza, tanıdıklarınıza veya kurumlara verebilirsiniz.

Kişisel moda kütüphanenizi yaratın

Dolapta kıyafetler azaldı, şimdi sıra geldi bunları giymeye. Benim gibi Türkiye eğitim sistemi içinde büyümüş pek çok insan, üniformadan bir yerden sonra nefret ediyor. Ancak zamanla “sivil” hayatta kendi üniformasını yaratıyor. Bir başka deyişle, ben sürekli aynı kıyafetleri giyiyorum. Bu kötü bir şey değil, aslında işime de geliyor çünkü düşünmüyorum. Aslında bu yüzden daha fazla kıyafete ihtiyacım yok, çünkü zaten hep aynı şeyi giyiyorum.

Eğer benim gibi değilseniz ve bir moda zevkiniz varsa, önerim farklı kombinler yaratmanız olacak. Bir pazar günü, sokağa çıkma yasaklarını lehinize kullanın ve gardırobunuzdaki her şeyi bir yere döküp nasıl farklı şekillerde giyebilirim diye bakın. Bu fikirlerin fotoğraflarını çekip “giyecek hiçbir şeyim yok” dediğiniz günlerde fikir almak üzere bakabilirsiniz.

Örgü, dikiş, tığ işi

Sıradaki öneri, yapabilenler için oldukça kolay; benim için ise imkânsız gibi bir şeydi. Elbette hızlı modaya hayır dediğiniz bu senede kendi el emeğiniz ürünleri giymekte bir sakınca yok. Bu hem dinlendirici, ekran içermeyen, harika bir aktivite hem de hızlı modanın tam tersi! Benim ne yazık ki Ev Ekonomisi dersinden aldığım Pekiyi’ler gerçek hayata sirayet etmedi. Zincir çekmek bile yapamadığım bir şey. Ben çareyi anneme örgü kazaklar sipariş etmekte buldum. Kendisi bu konuda hem yetenekli hem de hevesli olduğu için şanslıyım. Sizin de etrafınızda, ya size bir kazak örebilecek ya da daha iyisi bunu öğretebilecek biri varsa, bu kaynağı sonuna kadar kullanın derim.

Kıyafet değiş tokuş partisi

2019 sonunda, 2020 için kıyafet almama deneyimi planlarken hedeflerimden bir tanesi bir parti vermekti. Bu partide amaç, kıyafet değiş tokuşu olacaktı. Programı şöyle tasarlamıştım: Herkesi bize çağırıyorum, herkes yanında bir torba kıyafet getiriyor, kıyafetleri seriyoruz ortaya, isteyen istediğini alıyor, kalanını bağışlıyoruz, sohbet muhabbet ve kapanış. Güzel plan, öyle değil mi? Ne yazık ki bunu COVID-19 yüzünden gerçekleştiremedim. Yine de bire bir görüşmelerimde bu fikirlerimi anlattığım üç arkadaşım bana çeşitli kıyafetler verdiler. Bu sene belki de maskeli bir şekilde bu fikri uygulamayı düşünüyorum.

İğne ve iplik kullanın (ve bir itiraf geliyor)

Aslında bu kadar basit… Yıpranan kıyafetlerinizin yıpranan kısımlarını evde kendiniz dikebilirsiniz. Benim için bu, Paskalya tatilinde aniden ağından yırtılan tek siyah pantolonum ile başladı. İlk tepkim, tamam yenisini almak zorundayım oldu. Fakat bir yandan da başlattığım bu deneyi devam ettirmek istiyordum. Aylarca ben diktim, o yırtıldı. Ben diktim, o yırtıldı. En sonunda dikilemez hale gelince mecbur, bir pantolon aldım.

Alacaksanız kaliteyi tercih edin (itiraf devam ediyor)

Evet biliyorum, başta “hiç kıyafet almadım” dedim, ama bir pantolon almak zorundaydım. Fakat burada da bir şey öğrendim. Kıyafet almak için bir hızlı moda markası tercih ettim. Çok ucuza, güzel görünen bir siyah pantolon alıp eve döndüm. Ancak bu pantolon tek başına, moda ile ilgili yanlış olan her şeyi bana gösteriyordu. Torbadan çıkınca gelen inanılmaz kimyasal kokusu üç yıkamada falan gitti. Sonra da rengi attı, boz bir griye yol aldı. Üstelik bol almışım -neden bilmem- şekli kaydı, yamuldu. Sanki sürdürülebilir moda tanrıları beni cezalandırıyordu bu harcamam için! Fakat sözüm söz, o yırtılana kadar yine de giymeye devam edeceğim.

Bu harcamadan çıkarttığım ders şu oldu: Eğer alacaksanız kaliteli ve sürdürülebilir markaları tercih edin. Evet biraz pahalı olacak, ama yine de iki gün sonra bozulmayacak ve uzun süre kullanınca hem parasını çıkartacaksınız hem de sık sık alışveriş yapmanız gerekmeyecek.

hızlı moda

Yıllarca üniforma giymiş biri olarak, aynı model kıyafetten bir sürü almak gibi bir alışkanlığım var. Bu hem hayatımı kolaylaştırıyor, hem de alışveriş alışkanlıklarımı sorgulatıyor.

Hızlı Moda ve Ayrıcalıklar

Aktivist ve oyuncu Jane Fonda, 2020 sonbaharında, bir senedir hiç kıyafet almadığını açıkladı. Düşününce, aslında onun gibi bir Hollywood yıldızının zaten bir ömre yetecek kıyafeti vardır dolabında. Yine de, hayran olduğum bir kadının, dünyanın bambaşka bir yerinde benzer bir şey yaptığını duymak, okuyup geçebileceğim bir şey değildi. Bu beni ayrıcalıklar üzerine düşündürdü. Mesela çocuk bekleyen, çocuğu olan kadınları düşündüm. Kendi bedenlerinde, bakım verdikleri bedenlerde değişimler yaşayan insanları… Ya da bir kıyafete çok para veremeyecek durumda olanları, o parayı başka şeylere harcamak zorunda olanları. Yeni işe başlayanları, birden kilo alanları, zayıflayanları… Elbette ben bunları yaşamadığım için deneyimi uygulamam kolaydı. Bu açıdan ayrıcalıklarımı görüyorum, farkındayım.

Yine de zaten hayatımızın içinde olan bazı değerleri hatırlayarak kendimi motive ediyorum. Annemle değiş tokuş ettiğimiz kıyafetleri düşünüyorum. Seren’in yurttan çıkarken bana verdiği çantayı, kıyafet bağışlama kermeslerini, eski tişörtlerden el bezi yapmayı, çocukken benden büyük çocuğu olan aile dostlarının hediye ettiği kazakları… İmkânsız değil yani, bir sene boyunca kıyafet almamak, bu deneyi kendi hayatınızda uygulamak. Ben bu sene yine devam edeceğim, bana önerileriniz varsa beklerim!


Sürdürülebilir üretim ile ilgileniyorsanız Joon‘un yazı dizisine göz atabilirsiniz.

Jeyan İdil Aslan
Berlin'de bir Angaralı >< Angara girl in Berlin world

    Bir Cevap Yazın


    botanik parkı lavarla Meseleler

    Gittin Gideli III | Avuntu

    Kopmak, bağlanmak kadar doğal değil mi? Bilge Karasu /Altı Ay Bir Güz Sen gittin gideli, döndüğün günün hayalini kurarak geziyorum Ankara’nın limonlu kolonya kokan sokaklarında....


    Güvenpark Meseleler

    Gittin Gideli II | Terk Edilmiş Şehir

    Dostlar da çekilip gidiyorlar hayatımdan Yürüdükleri yollarda arıyorum onları, sevdikleri kızların gözlerinde Kendi sularınca boğulan bir denizim ben Kendi taşlarınca zaptedilen bir kale Ahmet Erhan...