MüzikİnsanMeseleler

Karanlık bir dünyada Sagan’ın yolu

Yönetmen ya da senarist künyesinde ismi yer almamasına rağmen, Steven Spielberg olmasaydı, sinema tarihinin mihenk taşlarından biri olan Geleceğe Dönüş filmini muhtemelen izleyemeyecektik. Hatta izleseydik bile ismi büyük olasılıkla “Space Man from Pluto (Plütonlu Uzay Adamı)” olacaktı. Dönemin Universal Pictures yöneticisi Sidney Sheinberg “Geleceğe Dönüş” isminin izleyicilerde yankı uyandırmayacağına inanarak, başlığın “Plütonlu Uzay Adamı” olarak değiştirilmesi konusunda ısrarcıydı. Filmin yönetmeni ve Bob Gale ile birlikte iki senaristinden biri olan Robert Zemeckis, Sheinberg’in önerisini onunla karşı karşıya gelmeden nasıl reddedeceğini çözemiyordu. O güne dek filmin gelişim sürecinin tek destekçisi olan Spielberg araya girerek Sheinberg’e bir not gönderdi: “Merhaba Sid, yazmış olduğun bu komik not için teşekkürler, hepimiz çok güldük, bu şekilde devam et.” Spielberg, Sheinberg’in notunun ciddiye alınacağını kabul edemeyecek kadar utanacağını biliyordu ve nitekim öyle de oldu.

Senaryosu ve kurgusuyla zaman içinde bir efsaneye dönüşen Geleceğe Dönüş’ün, bu kadar sevilen bir film olmasında, filmin kapanışına doğru duyduğumuz Johnny B. Goode’un etkisi yadsınamaz. Rock’n roll’un öncü eserlerinden biri olan bu Chuck Berry bestesi, filmde Penguins’in Earth Angel’ının hemen ardından Marty McFly tarafından icra ediliyordu. Chuck Berry başlangıçta şarkının filmde kullanılmasına izin vermedi. Sebep telif ücretinde anlaşamamaları gibi gözükse de mevzunun arka planı farklıydı. “Beyaz” bir karakterin zamanda geriye giderek tarihin en ünlü “siyah” rock’n  roll şarkılarından birinin “gerçek” yaratıcısı olması mı? Kibarca söylemek gerekirse bu biraz “sorunluydu”. Buna karşın Berry, çekimlerden birkaç gün önce şarkısı için kullanım izni verdi. Geleceğe Dönüş’ün; Chuck Berry’nin ve şarkının mirasına yardımcı olduğu tartışılmaz bir gerçek. Ancak şu noktayı da vurgulamak gerekli: Geleceğe Dönüş için asıl Johnny B. Goode gerekliydi, tam tersi değil.

Bir ümidin peşinde

Filmin çıkışından 8 yıl önce, 1977 yılında NASA tarafından Voyager programı hayata geçirildi. Programın amacı Dış Güneş Sistemi hakkında daha fazla bilgiye ulaşmaktı. NASA, dünyamızın hikayesini dünya dışı varlıklara iletmeyi amaçlayan bir tür zaman kapsülü olan Voyager 1 ve 2’ye plaklar yerleştirdi. Dünya dışı akıllı yaşam formlarına ulaşması amacıyla gönderilen 12 inçlik altın kaplama bakır plaklarda, dünyadaki yaşamın ve kültürlerin çeşitliliğini tasvir eden sesler ve görüntüler bulunuyordu.

Kaydın içeriği, Cornell Üniversitesinden Profesör Carl Sagan’ın başkanlık ettiği bir komite tarafından seçildi. Sagan ve arkadaşları 115 farklı görüntüyü; rüzgar ve gök gürültüsü gibi doğa seslerini; kuşlar, balinalar ve diğer hayvanlar tarafından çıkarılan çeşitli canlı seslerini bir araya getirdi. Bunlara, farklı kültürlerden ve dönemlerden müzik seçkileri, dünya insanlarının elli beş dilde sözlü selamları ve Amerika Başkanı Jimmy Carter ile BM Genel Sekreteri Waldheim’ın basılı mesajları da eklendi.

Türkçe kaydedilen mesajda aksanlı bir sesten “Sayın Türkçe bilen arkadaşlarımız, sabah şerifleriniz hayır olsun!” cümlesi duyuluyordu. Bu ses, o dönem Cornell Üniversitesinde Carl Sagan ile beraber görev yapan arkeolog Peter Ian Kuniholm’e aitti. Babasının görevi sebebiyle 1940’lı yıllarda küçük bir çocukken Türkiye’ye gelen Kuniholm, 1960’lı yıllarda Robert Koleji’nde İngilizce öğretmenliği yapıyordu. Kuniholm’un anlattığına göre, Behçet Kemal Çağlar da o sıralarda kolejde edebiyat öğretmeniydi ve Kuniholm’u her sabah bu şekilde selamlıyordu. Uzay boşluğunda ilerleyen tek Türkçe sesin hikayesi kısaca bu.

55 dildeki selamlamanın haricinde, altın plakta bir ümidin parçası olarak yol alan 27 yapıtın birçoğu klasik müzik eseri ya da yerel kültüre ait halk şarkılarıydı. Bu şekilde olmayan bir tutam şarkıdan biri ise Chuck Berry’nin Johnny B. Goode’uydu.

O bir öncüydü

1986 yılında Carl Sagan ve Ann Druyan, 60. yaşını kutlayan Chuck Berry’ye bir mektup yazdılar: “Size müziğinizin sonsuza kadar yaşayacağını söylediklerinde, çoğu zaman abarttıklarından emin olabilirsiniz. Ama Johnny B. Goode, NASA’nın Voyager uzay aracına iliştirilmiş Voyager yıldızlararası kayıtlarında, şu anda Dünya’dan iki milyar mil uzakta ve yıldızlara doğru yol alıyor. Bu kayıtlar milyarlarca yıl yaşayacak. Bu dünyaya armağan ettiğin müziğe olan hayranlığımızla 60. yaş gününü kutluyoruz…”

Voyager 1’in, çığır açan Dış Güneş Sistemi bölgesini inceleme görevi bitip de Neptün’ün son fotoğrafını göndermesinin ardından, kameralarını eve döndürüp Dünya’yı belgelemesi fikri Carl Sagan’a aitti. Sagan, yıllarca NASA’ya karşı tek kişilik bir savaş verdi ve zorlu engellerle karşılaştı. Böyle bir fotoğrafın nasıl bir bilimsel değeri olabilirdi? Ancak o, bu görüntünün büyük değişime yol açabilecek bir etkisi olacağına emindi. “Hayır”ı cevap olarak kabul etmedi. Voyager 1, Güneş Sistemi düzleminin üzerine ulaştığında NASA nihayet teklifi kabul etti ve ortaya o ünlü “soluk mavi nokta” fotoğrafı çıktı. Bu fotoğraf ve Sagan’ın kaleme aldığı cümleler o günden bugüne bir fenomen.

Carl Sagan, Uzay Çağı’nın ilk 40 yılında Güneş Sistemi’nin araştırılmasına yönelik büyük uzay aracı projelerinin hepsinde önemli roller oynadı. Gezegenler hakkındaki bilgilerimize muazzam katkılar yaptı. Satürn’ün dev uydusu Titan’da metan göllerinin var olduğuna ilişkin tahminleri doğru çıktı. Dünya’nın erken zamanlarındaki atmosferinin yoğun ölçüde sera gazları içermiş olabileceğini gösterdi. O, Mars’taki iklimsel değişiklerin rüzgarla taşınan tozdan kaynaklandığını anlayan ilk kişiydi. NASA’nın 1962’de üzerinde çalıştığı ilk Venüs sondası bunu doğrulamadan önce bile Venüs’ün yüzeyinin delicesine sıcak olduğunu tahmin etti ve Venüs’ün sera etkisinin bir sonucu olarak oluşan cehennem manzarasını gören ilk bilim insanıydı. Bu durumun, Dünya’nın iklim değişikliği sebebiyle farklılaşan geleceğine giden yolla benzerlikler taşıdığını biliyordu. Milyonlarca uzay meraklısı, 14 Eylül 2020 Pazartesi günü, Venüs’ün atmosferinin biyolojik yaşamın kimyasal bir yan ürünü olan fosfin içerdiğini gösteren bir araştırmayı coşkuyla karşıladı. Ancak muhtemelen hiç kimse bu keşif karşısında, 50 yıldan daha uzun bir süre önce bugünün gelebileceğini söyleyen Carl Sagan kadar heyecanlanamazdı. O, bir gün kardeş gezegenimizin üzerinde mikrobiyal yaşam bulabileceğimizi öneren bir makalenin ortak yazarlığını yapmıştı. NASA’nın aya inişinden iki yıl önce, Nature‘da, “Yüzeyden bulutlara kadar az miktarda mineral karıştırılıyorsa, Venüs’ün bulutlarında yerli bir biyoloji hayal etmek hiç de zor değil,” diye yazdı. “Venüs’ün yüzey koşulları, orada yaşam hipotezini mantıksız kılıyor olsa da Venüs’ün bulutları tamamen farklı bir hikaye.”

Çok daha fazlası

Carl Sagan: A Life in the Cosmos‘un yazarı William Poundstone, Carl Sagan’ı “Günde 18 saat çok sıkı çalışıyordu. İşi için muazzam bir iştahı vardı,” şeklinde tanımladı. “Aynı zamanda tam bir televizyon insanıydı ve diğer bilim insanlarının aksine kot pantolon içinde çok rahat ve normal görünüyordu. Ama onda çok daha fazlası vardı.”

1980 yılında, Ann Druyan ve Steven Soter ile birlikte Cosmos: A Personal Voyage isimli bir belgesel serisi hazırlayan Sagan, Kozmos’ta; yaşamın kökeni, evrim, astronominin gelişimi, Voyager sondaları, uzay-zaman sürekliliği gibi çok çeşitli bilimsel konuları işledi. Seri, ilk olarak Public Broadcasting Service (PBS) tarafından yayımlandı ve Amerikan kamu televizyonu tarihinde en çok izlenen dizilerden biri oldu. Üç Emmy ve bir Peabody Ödülü kazanan seri, o zamandan beri 60’tan fazla ülkede yayımlandı ve 500 milyondan fazla kişi tarafından izlendi. Sagan’ın, karmaşık ilkeleri izleyicilerin kolayca anlayabileceği bir şekilde açıklama yeteneği, onun “evreni sıradan insanlar için daha net hale getiren bilim insanı” olarak tanımlanmasını sağladı. Sagan, seriye eşlik edecek aynı isimli bir de kitap yayımladı. Kitap 70 hafta boyunca The New York Times‘ın çok satanlar listesinde yer aldı ve günümüze dek 40 milyon satışla da tarihin en çok satan bilim kitabı oldu.

Birkaç yıl sonra Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki Soğuk Savaş gerilimi arttığında ve dünya nükleer savaşa doğru sürüklendiğinde, Sagan bu konudaki endişelerini dile getirdi. Sagan’ın dört bilim insanıyla (James Pollack, Owen Toon, Thomas Ackerman ve Richard Turco) beraber kaleme aldığı makale Parade dergisinde yayımlandı. 30 Ekim 1983’te derginin ön kapağında şu sözler yer alıyordu: “Nükleer savaş dünyanın sonu mu olacak? Nükleer bir “değişim”de, bir milyardan fazla insan anında ölecektir. Ancak uzun vadeli sonuçlar çok daha kötü olabilir.”

Sagan, nükleer savaşın insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük tehdit olduğuna inanıyordu. “Nükleer savaşın küresel sonuçları deneysel doğrulamaya tabi değildir – ya da en azından bir kereden fazla değil,” dedi. Aynı yıl ABC televizyonunda şu cümleleri kurdu: “Benzinle yıkanmış bir oda ve o odada iki amansız düşman olduğunu düşünün. Birinde 9 bin kibrit, diğerinde 7 bin kibrit var. Her biri kimin önde olduğuyla ilgileniyor; kimin daha güçlü olduğuyla. Aslında içinde bulunduğumuz durum bu.”

Carl Sagan, 1984’te Kongre’den önce nükleer kışı tartışmaya davet edildi. Daha sonra, yine nükleer savaş hakkında konuşmak üzere Papa II. John Paul tarafından çağrıldı. 1988 yılında SSCB Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov, Ronald Reagan ile yaptığı görüşmede, nükleer silahların yayılmasının sona erdirilmesinde Sagan’ın büyük bir etkisi olduğundan bahsetti.

Carl Sagan, bilime, edebiyata, eğitime ve çevreye yaptığı önemli katkılardan dolayı Amerikan kolejleri ve üniversiteleri tarafından 22 onursal dereceye layık görüldü. Kariyeri boyunca 600’den fazla bilimsel makale yayımladı. 20’den fazla kitabın yazarı, ortak yazarı veya editörüydü. 1977 yılında yazmış olduğu Cennetin Ejderleri isimli kitabıyla 1978 yılında Pulitzer Ödülü’nü kazandı. Carl, dünya dışı yaşam ve zeka araştırmalarında bir öncüydü.

Peki Carl Sagan kimdi? Bilim insanı, yazar, profesör, şüpheci, özgür düşünür ve televizyon serisinin ünlü bir anlatıcısından çok daha fazlasıydı.

Cosmos serisinin 2014 versiyonuyla tanınan astrofizikçi Neil deGrasse Tyson, lise son sınıf öğrencisiyken Carl Sagan’a bir mektup yazdı. Birkaç gün sonra posta kutusunda Carl Sagan’ın yanıtını gören Tyson, sonraları buna inanamadığını belirtecekti. 20 Aralık 1975’te, Sagan’la buluşmak için otobüsle New York City’den Cornell Üniversitesine gitti. Laboratuvarındaki kişisel turun ardından Sagan, Tyson’ı otobüs durağına bıraktı. Kar yoğunlaşırken, Tyson’a otobüs rötar yaparsa onu aramasını ve geceyi evinde geçirmesini söyledi. Tyson, “Bilim insanı olmak istediğimi zaten biliyordum,” diyecekti, “ama o öğleden sonra Carl’dan nasıl bir insan olmak istediğimi de öğrendim.”

William Poundstone, “Öğrencileri için çok çalıştı, onların iyi bir eğitim almaları için kaygılandı, onlara iş buldu, öğrencilerinin çoğu şimdi çok iyi durumda. İlham verdiği, onu tanıyan insanlarla konuşursanız, hepsi aynı derecede coşkuludur,” cümlelerini kurdu.

Kaliforniya, Mountain View’daki SETI Enstitüsü‘ndeki Carl Sagan Evrende Yaşam Araştırmaları Merkezi’nin direktörü ve aynı zamanda Carl Sagan’ın eski bir öğrencisi olan David Morrison, “Onu harika yapan özelliklerinden biri, peşinden koştuğu şeylerin sayısıydı,” diyor. Morrison, hem Sagan’ın başarılarının büyüklüğüne hem de kendini önemsememesine hayrandı.

Sagan’ın Mesaj’ı

Carl Sagan, 28 Mayıs 1978’de New York Times için bir makale kaleme aldı. Bu makalede, 10 yaşındayken Edgar Rice Burroughs’un Mars romanlarıyla tanıştığını anlatıyor. Analog Science Fiction dergisini her ay düzenli olarak aldığından, bol bol H. G. Wells ve Jules Verne okuduğundan bahsediyor. Asimov’dan Clarke’a birçok alıntıya yer veriyor. “Bilim kurgunun beni bilime yönlendirdiğini görüyorum,” diyor.

Sagan’ın bilim kurguya olan bu ilgisini bildiğimizde onun Contact (Mesaj) isminde bir bilim kurgu romanı kaleme alması hiç de şaşırtıcı değil. Sagan, Mesaj’ı aslında Ann Druyan ile birlikte bir senaryo taslağı olarak yazmaya başladı ama yıllar içerisinde proje film olarak geliştirilemeyince taslağı romana çevirmeye karar verdi. Roman 1985 yılında yayımlandı: Geleceğe Dönüş’ün de beyazperdeyle buluştuğu yıl.

Sagan’ın yıllar boyunca, endüstridekilerin “geliştirme cehennemi” olarak adlandırdığı stüdyolar arasında sallanan film projesi, 1993 yılının Aralık ayında sonunda hayata geçiyor gibi duruyordu. Filmin haklarına sahip olan Warner Bros., yönetmenlik için George Miller ile anlaştı ve Mesaj (Contact) ön prodüksiyona başladı. Miller, başrol oyuncusu olarak Jodie Foster’ı seçti. O günlerde Carl Sagan’a bir kanser türü olan miyelodisplastik sendrom teşhisi kondu. Warner Bros., filmin 1996 noeline kadar gösterime hazır olmasını umuyordu, ancak Miller’ın yönetimi altında yapım öncesi süreç beklenenden daha uzun sürdü. Stüdyo, ertelenen başlangıç ​​tarihlerini, bütçe endişelerini ve Miller’ın senaryonun yeniden yazılması gerektiği konusundaki ısrarını sebep göstererek Miller ile yollarını ayırdı ve yönetmenlik koltuğuna Robert Zemeckis getirildi.

Aynı zamanda iyi bir bilim kurgu sineması izleyicisi olan ve Geleceğe Dönüş filmlerini izledikten sonra serinin bir hayranı olan Sagan, Robert Zemeckis ve Bob Gale’e, ikinci filmin zaman yolculuğu bilimine dayalı şimdiye kadar yapılmış en iyi film olduğunu düşündüğünü söyleyecekti.

Sagan, bir yandan hastalığı ilerlese de sağlığı el verdiği müddetçe filmin yapım sürecinde bulunmaya devam etti. Her zaman olduğu gibi, bir gözünü bilimden ayırmadı. Sürecin başında tüm ekibe bir konferans verdi. Böylece tüm ekip, temel bilimin ne olduğu hakkında bir fikir sahibi olacaktı. Günün sonunda, Sagan’ın yaklaşık 15 yıldır sürüncemede kalan senaryosu, onun favori bilim kurgu filminin yönetmeni olan Robert Zemeckis tarafından beyazperdeye uyarlandı. Duayen sinema eleştirmeni Roger Ebert, filmi “Close Encounters of the Third Kind’dan bu yana dünya dışı zeka hakkında yapılan en zeki ve en sürükleyici hikaye” olarak nitelendirdi.

Carl Sagan ne yazık ki bunları göremedi. Filmin vizyona girmesinden altı buçuk ay önce, 20 Aralık 1996’da hayatını kaybettiğinde 62 yaşındaydı.

Ölümünden sonra yayımlanan ve hastalığıyla mücadele ederken kaleme aldığı Milyarlarca ve Milyarlarca’da şu satırları yazdı: “Öldükten sonra yeniden hayata döneceğime, benden bir parçanın düşünmeye, hissetmeye ve hatırlamaya devam edeceğine inanmayı çok isterdim. Ama buna inanmayı ne kadar istesem de ölümden sonra yaşamın var olduğunu ileri süren eski ve yaygın kültürel geleneklere rağmen, bunun sadece iyimser bir beklenti olmadığını düşündürecek bir bilgiye sahip değilim. Dünya öylesine sevgi dolu ve tinsel derinliği olan, o kadar nefis bir yer ki, sağlam kanıtı olmayan hoş öykülerle kendimizi aldatmak için bir sebep yok. Bana göre, ne kadar kırılgan olsak da ölümün gözünün içine korkmadan bakmak ve yaşamın sağladığı kısa ama muhteşem fırsat için her gün şükran duymak çok daha iyi.”

Sonsuza değin

Bugün 9 Kasım. Carl Sagan’ın doğum günü. Bir başka deyişle Dünya Carl Sagan Günü. Hatırlayacaksınız, 1986 yılında Carl Sagan ve Ann Druyan, 60. yaşını kutlayan Chuck Berry’ye “Size müziğinizin sonsuza kadar yaşayacağını söylediklerinde, çoğu zaman abarttıklarından emin olabilirsiniz,” dizeleriyle başlayan bir kutlama mektubu yazmıştı. Evet, birine müziğinin sonsuza kadar yaşayacağını söylediklerinde, çoğu zaman abarttıklarından emin olabilirsiniz. Ama Sagan’ın müziği de tıpkı Berry’nin müziği gibi milyarlarca yıl yaşayacak.

Bu dünyaya armağan ettiği bilimin müziğine olan hayranlığımızla 88’inci yaş gününü kutluyoruz: İyi ki doğdun Carl Sagan!

 

Kaynakça

[1] Carl Sagan, Milyarlarca ve Milyarlarca
[2] Carl Sagan, Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı
[3] Ann Druyan, Kozmos: Yeni Dünyalar
[4] Cosmos: A Spacetime Odyssey, Bölüm 1
[5] Altın Plaklar, NASA
[6] Carl Sagan, Life on the Surface of Venus, Nature
[7] Carl Sagan, Growing up with Science Fiction, NY Times
[8] Who Was Carl Sagan? NatGeo
[9] Roger Ebert, Contact
[10] History of the Contact Movie, Vulture
[11] Venus Life Theory, Mashable
[12] William Poundstone, Carl Sagan: A Life in the Cosmos
[13] When Carl Sagan Warned the World About Nuclear Winter, Smithsonian
[14] Nuclear Winter: Global Consequences of Multiple Nuclear Explosions, Science
[15] Why Back To The Future Was Almost Called Space Man From Pluto, Screenrant

Görkem Demir
Carl Sagan'ın izinde. Hikâye avcı-toplayıcısı.

Bir Cevap Yazın

İnsan

42

Büyüdüğümüz evde, salonda kocaman bir pencere vardı. Çocukken oradan sola baksak amcamların evinin ışığını, kafamızı sağa çevirsek Gülten Akın’ın balkonunu görürdük. Dündü. Bizim için, çoğu...

Müzik

Bir Ankara efsanesi: Süleyman Bağcıoğlu

Süleyman Bağcıoğlu. Ankara müzik camiasının en önemli ve efsane isimlerinden biri. Kızılay Gölge’de ve ardından Olimpos Gölge’de gözümü kırpmadan izlediğim, her seferinde sanki ilk kez dinliyormuşçasına...