KentHafıza

“Hayat-ı Serseriyane”de geştügüzar edenler: Ankara Kıptileri

1839-1869 arasında Ankara Vilayeti’nde de uygulanan göçebe aşiretlerin iskanı (bkz. Köksal), Tanzimat reformları olarak bilinen idari dönüşümlerin uzantısıdır. İskan, düzenli vergi toplamak ve güvenliği sağlamak isteyen Tanzimat siyasetinin en güçlü araçlarından biridir. İskan siyaseti, aşiret gibi tanımlı bir şecereye ve belki de iç hiyerarşiye sahip olmayan göçebe grupları da etkiler.

Avrupa coğrafyasında yaşayan farklı dil ve dinden gezici (peripatetik) toplulukları adlandırmak için kullanılan terimle “Çingene/Kıpti”ler bunlardan biridir. Muhtemelen dışsal bir adlandırma olan “Çingene/Kıpti” terimi, bilindiği gibi küçültücü/yaftalayıcı bir anlam da taşır. Nitekim bazı Kıptiler, bu adlandırmadan memnun değildir (bkz. Yüksel).

Tanzimat hükümetleri açısından “Kıpti” ne anlama gelir? Dündar’a göre 1830 nüfus sayımı din esaslı olmakla beraber, çingeneleri bağımsız bir kategori olarak tanımlar. 1844 sayımında ise “çingene” etnik bir kategoridir.

Edirne Valisi’nin 1873’te Sadaret’e gönderdiği yazıya göre Edirne’de üç grup Kıpti yaşar: İlki Hıristiyan Kıptiler; ikincisi Müslüman köy ve kasabalarında çiftçilik yapan, emlak ve gelir vergisi veren, İslam’ın farzını yerine getiren, Kıptiliklerini reddeden, hatta o dönemdeki istisnaya karşı çıkarak çocuklarının askere alınmasını ısrarla isteyen “ehl-i perde” (namuslu) Müslüman Kıptiler; son olarak yerleşik olmayan (gayri-mutavattın) ve çadırda yaşayan (hime-nişin) Müslüman Kıptiler. Vali, İslam’ı kabul eden gayrimüslimler ile ikinci gruptan “Kıptilik” adı altında ilave vergi alınmamasını ve çocuklarının askere kabulünü önerir. Maliye Nezareti, Müslüman Kıptilerden askerlik bedeli alınmasını 1872’de önerir. “Kıptilik vergisi” bu bedel olmalıdır. Öte yandan, yerleşik olmayanların iskan edilmesini, nüfusa kaydedilmesini, “ırz ve adab”a sokulmasını ve Müslümanlardan uzak tutulmasını ister. Hükümet, anlaşılan yerleşik Kıptilere güven duymaz ve o dönemde orduya almaz. Yerleşik olmayanlara karşı ise daha güçlü önyargılar vardır;  “bulaşıcı” ahlak anlayışları endişe yaratır.

Müslüman Kıptilerden askerlik bedeli alınmasını öneren 1872 tarihli Maliye Nezareti yazısı, SALT Arşivi: AFDIVDOC028

1911’de Dahiliye Nezareti taşradaki Kıptilerin iskan imkanlarını sorgular. Ankara Vilayet Meclisi’nin buna istinaden hazırladığı rapor, seyyar ve göçebe halde bulunan üç grup Kıpti’yi anlatır: İlki Kars ve Batum muhacirleri, ikincisi Osmanlı uyruklu yerliler, üçüncüsü de İran pasaportu taşıyan Acem Kıptileridir. İlk iki grubun çoğu “adi” kuyumcu (kastedilen değersiz maden işçiliği olmalıdır), demirci ve elekçidir. Yanı sıra Akdağ Maden’in bazı köylerinde göçebe halde 75 hanede 389 nüfus ve Mecidiye Kazası’nda “Kürd  kısmına mensup”, muhtemelen hayvancılık yapan yarı-göçebe Kıptiler yaşar. Raporun başka bir yerinde, Sungurlu’da öteden beri yaşayan (ahali-i kadime halkından), “Ermeni Puşiyan” denilen, 150 haneye yakın, tarımla uğraşan yerli Kıpti’den söz edilir. Yine Sungurlu’da seyyar yaşayan 100 hane gayrimüslim Kıpti, vergisini bölgenin Ermeni ruhani reisinin oğluna öder. Çorum merkez kasabasında nüfusun yüzde 9’unu oluşturan 470 Puşiyan aynı isimli mahallede yaşar (Poşa/Puşiyan için bkz. Yılgür; Çetin). Bunlar Ermeni Kilisesi’ne bağlı Kıptiler olmalıdır.

Vilayet’teki dağılımlarına bakılırsa, bazı Kıptiler madenci kolonilerine yakın yaşar: 1859 tarihli bir belgeye göre Vilayet’e bağlı Sungurlu ve Denek Maden kazalarında Hristiyan ve Müslüman Kıptiler bulunur. Bu kazalar Gümüşhane’deki madenler kapanınca Ankara civarına göçen İstavri kökenli madencilerin (bkz. Esin) tercih ettiği yerleşimlerdendir. Bilindiği gibi, gölge tiyatrosunun kahramanı Karagöz ateş küreği vs. imal eder. Belirli bir yaşın üzerindeki okur, Ankara’nın seyyar kalaycılarını hatırlayacaktır.

Bu grupların “içtimai hayata intibak”ı için öngörülen yöntem, sicile geçirme, askerlik ve iskandır. Müslüman Kıptiler 1873’te askere alınmaya başlanır. Bu dönemde Kıptiler belirli bir başarı oranıyla nüfusa da kaydedilmiş olmalı ki Zir ve Kızılcahamam taraflarında dolaşan Kıptilerden bazısının nüfus tezkeresi olmadığı (nüfus-u mektume) anlaşılır. 1903’te gayrimüslim Kıptilerden askerlikten muafiyet bedeli alınıp alınmayacağı belirsizdir.

1909’da yürürlüğe giren Serseri Nizamnamesi gezgin-göçebe grupları da hedef alır: Nizamname’nin ilk maddesine göre, kazanç getiren bir işle uğraşmayan, belirli ve sürekli ikametgahı bulunmayan, geçimini yasal yollarla sağladığını ispat edemeyip “şurada burada” gezenler “serseri” sayılır. Aynı yıl çıkan kanunun ilk maddesi, geçim vasıtası olmayan, gücü yettiği halde son iki aydır çalışmayan, dilencilik yapan ve iş bulmak için gerekli girişimi bulunduğunu da ispat edemeyip “şurada burada” dolaşan kimseleri  “serseri” olarak tanımlar. Serseriliği mahkeme kararı ile sabit olanlar, angaryaya tabi tutulacak ya da memleketine gönderilecektir. Kıptileri “ıslah” etmenin, İslam’a davet, iskan ve eğitim (bkz. Yüksel) dışındaki bir yolu da budur: 1918 tarihli bir belgeye göre, seyyar Kıptilerin yararlı nüfusa (unsur-ı nafi) dönüştürülmesi için kadın ve erkeklerinin askeri fabrika ve imalathanelerde “sıkı bir inzibat” altında ücretli çalıştırılması öngörülür.

“Şurada burada” geştügüzar etmek (gezmek), hırsızlık vs. Kıptilere resmi belgelerde sıkça yüklenen özelliklerdendir. 18. yüzyıl mahkeme kayıtlarında kullanılan özel terimler, Kıptilerin bu yolla vergi ödemekten kaçındığını ima eder. Aslında sepetçi, kalaycı, müzisyen, köçek vs. olanların zorunlu hayat biçimi olan bu özelliğe nüfustan “kaytarma” sorunu da eklenince, Kıptiler “olağan şüpheliler”e dönüşür; hükümetler kalıcı “çözüm”ler aramaya başlar. 1910 tarihli bir belgeye göre, örneğin İtalyan Hükümeti de ülkeye girmek isteyen Kıptileri kabul etmez.

Orientalist bakışla bir çingene kızı, SALT Arşivi: AHISTDIV00185

Ankara Vilayet Meclisi zanaatkar Kıptilerin kasaba ve şehirlerde “birer ikişer odalı meskenlere 300-500 kuruş sermaye” ile iskan edilmesini önerir. Diğer Kıptiler daha sorunludur: “Medeni” ve “muasır” bir çevrede yaşamaları için, “hayat-ı serseriyane”den ve “itiyad-ı daimi” halini almış hırsızlık, gasp, dolandırıcılık gibi “ahlak-ı fezaihe”den (rezillik) uzaklaştırılmaları gerekir. “Hal-i cemiyet”te yaşamaları amacıyla sadece iskana değil, “temeddin”e (şehirleşme, uygarlaşma) de mecbur bırakılmaları önerilir. Böylece vergi mükellefi olmaları da sağlanacaktır. Bunun için, ilk olarak kayıt altına alınmaları, muhtaç olanlarına mesken ve sermaye verilmesi, sanatı olmayanlara hükümetçe gereken donanım sağlanarak 50 haneli köylere en fazla beşer hane olmak üzere iskanları istenir. İskandan sonra gözetim ve teftiş altında tutulmaları, meskun olmayanlara rastlanırsa haklarında Serseri Nizamnamesi’nin uygulanması, ticaret bahanesiyle iskan yerinden uzaklaşmalarına yerel hükümetçe izin verilmemesi, uzaklaşanların bağlı oldukları vilayetten iskan tezkeresi ve hayvanlarının çalıntı olmadığına dair vesika almaya mecbur tutulmaları, iskan tezkeresi gösteremeyenlerin ailesiyle beraber geldikleri yere iadesi, beş seneden önce yerlerini terk edenlerin malları üzerindeki tasarruf hakkının düşmesi gibi önlemler sıralanır. Teklif edilen, bir esaret hayatıdır.

Neyse ki önerilerin hayata geçirilmesi zordur; en azından bütçe gerektirir. Bu yazı açısından önemli olan, Kıpti iskanının 18. yüzyılda olduğu gibi (bkz. Ginio) sadece Hazine geliri veya güvenlik değil, başka açılardan da zorunlu görülmesidir. Ankara ve Edirne Vilayeti, Kıptilerin cemiyet hayatı ve muasır medeniyete intibakını şart koşarken iskana da ahlaki bir gerekçe yükler, Kıptilerin “ırz ve adab”a uygun, “serseriyane” olmayan bir hayata davetini öngörür. “Toplumsal anomali” yaftası, Tanzimat’ın merkezileşme siyasetini daha da ileri taşıyan II. Meşrutiyet’te kolay destek bulur: 1909’da Ziya Gökalp aşiret düzenini “hastalık” olarak niteler; 1917’de halen göçebe durumdaki aşiretlerin, tıpkı Kıptiler gibi iskanı öngörülür.

Kıptilerin tarihçesi; birey ve cemaatleri topluma “yararlı” ve “uyumlu” kılmak, “inzibat altına” alarak emek gücüne dönüştürmek isteyen merkezi ve disipliner bir dünyanın öykülerinden birisidir, neredeyse ortak bir kaderi anlatır. “Anlatılan, senin hikayendir”.


Kaynaklar

Başbakanlık Osmanlı Arşivleri
Çanlı, Mehmet. Osmanlı Vilayet Salnamelerinde Çorum, Çorum: Çorum Belediyesi, 2015.
Çetin, Ensar. “Çankırı Poşalarında Sosyal ve Dini Hayat”, AÜSBED 18/3 (2014): 85-102.
Dündar, Fuat. Modern Türkiye’nin Şifresi: İttihat ve Terakki’nin Etnisite Mühendisliği, İstanbul: İletişim, 2008.
Esin, Taylan. “Keskin ve Akdağ’ın Meçhul Madencileri: İstavriler”, Lavarla, Aralık 2022.
Ginio, Eyal. “Neither Muslims nor Zimmis: The Gypsies (Roma) in the Ottoman State”, Romani Studies14/2 (2004): 117-44.
Köksal, Yonca. “Coercion and Mediation: Centralization and Sedentarization of Tribes in the Ottoman Empire”, Middle Eastern Studies 42/3 (Mayıs 2006): 469-91.
Marushiakova, Elena, Popov, Vesselin. Gypsies in the Ottoman Empire, Hatfield: Uni. Hertfordshire Press, 2001 (ulaşamadım).
Tanyel, Alper Hasan. “Hukukun Ekonomipolitiği Çerçevesinde Serseri Kavramı”, yüksek lisans tezi, Bilgi Üni., 2015.
Yılgür, Egemen. “Tek Parti Döneminde ‘Kıpti’ Nüfusun İskanı ve Vatandaşlığa Kabulü Üzerine Genel Bir Değerlendirme”, MSÜSBD 12 (2015): 32-54.
Yüksel, Ceyda. “Buçuk Millet: The Ottoman Gypsies in the Reign of Sultan Abdülhamid II (1876-1909)”, yüksek lisans tezi, Boğaziçi, 2009.

Kapak Görseli: SALT Arşivi, AHTUR0181: Çingeneler, Sébah ve Joaillier’in fotoğrafı , 1885

Taylan Esin
Taylan Esin 1986 ODTÜ Elektrik Mühendisliği mezunudur. 2012'den bu yana yazıları ve kitapları yayımlanmaktadır.

    Bir Cevap Yazın




    Ankara üzüm bağı Kent

    Arşivde Kaybolduk | Engürü’de eylül

    Fotoğraflarla anılar biraz renklenir, somutlaşır ve hatırlamak kolaylaşır. Yeni gittiğiniz bir şehirde fotoğraf çektirmek adettendir. Bir zamanların Ankara’sında bağların arasında çekilecek bir fotoğraf ile muhteşem...