MeselelerEdebiyat

Hatıralar, şehirler ve geriye kalan

Yazar canı istediğinde mi yazar? Bu sorunun yanıtı Şükran Yiğit için son derece açık: “Evet yazmak istediğimde yazıyorum,” diyor. Hatta ilk romanını yazarken sonrasını düşünmemiş bile. Tek amacı  Ankara, Mon Amour!’u yazmak ve onu yayımlamakmış. Bu bilgiyi, yağmurlu bir Ankara akşamı Mülkiyeliler Birliği Lokali’nde düzenlenen söyleşisinde bizzat Şükran Yiğit’ten öğrendim. 

Benim Şükran Yiğit ile tanışmam Burası Radyo Şarampol romanıyla oldu. Bir gün Twitter’da gezinirken yazar Mahir Ünsal Eriş’in “Şükran Yiğit’in yeni romanı çıkmış, onu okumak çok keyifli keşke daha çok yazsa,” şeklinde attığı bir tweet üzerine haberdar oldum kendisinden. Eriş’i pek sevdiğimden acaba sevdiğim bir yazar nasıl kitaplar okurmuş, nelerden keyif alırmış diye düşünerek hemen aylık kitap siparişime Burası Radyo Şarampol’ü ekledim.

Evet, o zamanlar internetten kitap almak mağazaya göre oldukça ekonomikti, şimdilerde sahaftan almak bile aynı ekonomikliği sağlamaktan uzak. Yine de okuyacağız elbette, en kötü ihtimalle kütüphaneye üye olacağız ama yine de okumaktan vazgeçmeyeceğiz. Zaten ne uygun ki kitap da uygun olsun.

Neyse, Burası Radyo Şarampol’ü daha elime alır almaz kapağına vurulmuştum. Adı zaten bana hem çok yeni hem çok eski bir şeyleri çağrıştırıyordu. Ve öğrendim ki yazar bu kitabın adını aslında Çatıkatı Âşıkları romanında geçirmiş. Romanı elime almam ile bitirmem arasında geçen süre 10 saat kadardı. O kadar beğenmiş ve etkilenmiştim ki kitap bittiğinde kendimi terk edilmiş gibi hissetmiştim. Hemen kitapsever tanıdıklarıma tavsiye etmeye başladım. Hatta bazılarına bizzat hediye ettim. Kitabın başarısı Attila İlhan Roman Ödülü’nü kazanmasıyla tescillendi, gerçi yine bana göre kitap bu ödülü almasa da gayet başarılıydı. 

Ardından yazarın diğer kitaplarını sırasıyla alıp okumaya başladım. Şükran Yiğit, eski mahalle kültürünü yansıtma şekliyle, derinlikli karakterleriyle ve sinematografik kurgusuyla yeni kitabını sabırsızlıkla beklediğim yazarlar arasında yerini aldı. 

Yeniden söyleşiye dönersek, söyleşinin büyük bir bölümünde yazarın son kitabı Bir Kış Yolculuğu ele alındı. Bu kitaptan hareketle Yiğit’in kitaplarında seçtiği şehirler ve bu şehirlerin karakterlere etkileri konuşuldu. Ankara’nın değişimi, pek çoğu Ankaralı ya da uzun zamandır bu şehirde ikamet eden katılımcılar tarafından üzüntüyle anılırken yazar da bu görüşleri bir nebze paylaşıyordu. Hatta şehrin bazı sokaklarına giremediğinden bahsetti. Ben henüz bir aylık Ankaralı olduğum için katılımcıların bu hislerini paylaşamasam da çok benzer hatta belki daha da hüzünlü halini İstanbul için hissediyordum. Esasen İstanbul’un son 10 yılda yaşadığı kültürel yozlaşmaya yüreğim dayanmadığı için şehir değiştirmiştim. Tam bunları düşünürken Şükran Hanım son derece edebi bir şekilde “İstanbul’u düşündüğüm zaman benim oradan bir şiir çıkarmam çok zor ama insanların hayatlarının geçtiği mekanlarda hatıralarının çakılı olduğunu düşünüyorum,” diyerek hislerime tercüman olurken, Orhan Veli’ye de inceden bi’ selam verir gibi oldu. Ben de Yiğit gibi, insanlar gibi şehirlerin de değişebileceğinin kabul edilebilir olduğunu düşünüyorum.

Söyleşinin ardından imza bölümü başladı. Aslında kitap imzalatmayacaktım zira bunu son derece saçma buluyorum ama yazı yazmanın para getirip getirmediği konusundaki merakımı Şükran Hanım’a şahsen sormak için sabırla imza kuyruğunun bitmesini bekledim. Diyebilirsiniz ki söyleşiden sonra soru-cevap olmadı mı? Oldu tabii ama etkinliğin fotoğraflarını çekmekle görevli olan arkadaş eline mikrofon alan herkesin fotoğrafını çektiği için utandım ve kuyruğun bitmesini bekledim. Sorum netti, “Sadece yazı yazarak hayatımızı idame ettirebilir miyiz, yaşadığınız Almanya’daki durumla da kıyaslar mısınız?” Tahmin edeceğiniz üzere eğer adı çok bilinen, reklam panolarında yeni kitabının müjdelendiği bir yazar değilseniz sırf bu işle hayatta kalabilmek mümkün olmuyormuş, ne Türkiye’de ne başka yerde. Avrupa’nın yazarları destekleme konusunda bir parça daha bonkör olduğunu belirtti Yiğit. Türkiye’de belediyelerin yazar ve okur buluşması organizasyonları yaparak bu konuya yeni yeni destek olmaya başladıklarını da ekledi.

Söyleşi günü cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu henüz yapılmamıştı; hepimiz gibi biraz kaygı, biraz heyecan, bolca gerginlik dolu bir ruh hali içindeydim. Yaklaşık bir buçuk saatlik söyleşiyle tüm seçim atmosferinden bir nebze de olsa uzaklaşabilmiş,  Türkiye’nin yoğun gündeminden sanatla, edebiyatla ve yağmurla çevrelenmiş bambaşka bir coğrafyaya gitmiştim. Bunun için de ayrıca Şükran!

Yazar: Ekim

Kapak fotoğrafı: Mülkiyeliler Birliği

Şehrisevenler
Şehri sevenlerden gelenler. Lavarla'da yayınlanmasını istediğiniz yazılarınızı info@lavarla.com adresine mail atabilirsiniz.

    Bir Cevap Yazın


    Edebiyat

    Yazın Okunacak Kitaplar Listesi

    Kitapların da kendi yazgıları vardır, her birinin kendi zamanı. Hep buna inanmışımdır. Bu yüzden sevdiğim ama güçlükle ilerlediğim romanları yarıda bırakmaktan korkmam. Demek ki vakti...

    Read First 15 Edebiyat

    The First 15: Güne Okuyarak Başla

    Günlük yaşamınızda kitap okumaya ne kadar zaman ayırıyorsunuz? Her gün birkaç sayfa, haftada bir gün ya da ayda yılda bir; belki bir yolculukta veya sahil kenarında…...

    göğü delen adam papalagi Meseleler

    Göğü Delen Adam: Yaşantımıza Bakış

    Göğü Delen Adam, diğer deyişle Papalagi, Samoalı bir kabile lideri olan Tuivaii’nin Avrupa anakarasını gezerken aldığı notların derlemesi. Yazarı Erich Scheurmann’ın sözleriyle “Doğayla henüz iç...