MeselelerSanat

Hastanede sanat 2: Suya işlenen nakış ebru sanatı

“Sanat kapalı kapıları açar, içerinin temiz havayla dolmasını sağlar.
Temiz hava iyileştirir.”
Julia Cameron

Fırçası at kılından haznesinde boyayı toplasın diye, fırçanın sapıysa gül dalından, esnesin diye…
Boya, tekne, kitre, su, kağıt ve öd diğer gerekli malzemeler. Unutmadan! Bir de, yazının konuk sanatçısının ifade ettiği gibi temiz bir ortam ve hayaller gerekli.
Geçmişi 600 yıl önceye dayanan geleneksel bir Türk sanatı olan ebru, kitap ciltlerinin vazgeçilmez süslerinden olmuş uzun yıllar.

Mekan

Bir oda, kocaman! Yarım yuvarlak biçimli, bol pencereli, her pencere önü yataklı, 3-5 basamakla inilen aynı zamanda eğimli platformlu, tekerlekli sandalye ile giriş çıkışa olanak veren. Yürüme bantları, kas geliştirici makineler, aletler ve protezler her bir yanda.

Kiminin bir elini kiminin belki de iki ayağını, engelsiz her insan gibi kullanma umuduyla her gün, belki de gün içinde birkaç kez, azimle ve hevesle girmesi gereken, üstelik düzenli, aksatmadan…
Motivasyon herkese gerekli belki ama burada isteklendirme de azim de zirvede olmalı.

Sanatla terapide ikinci pratik

İşte, hastalara özel hazırlanmış bu ortam şahit oldu bir anlamda sanatla terapiye. Mekan, hasta için doktorunun şiddetle tavsiye ettiği, fizik tedavi uzmanının aksatmaksızın uyguladığı programın mekanıydı belki ama bu kez ortam çok farklıydı. Hastaları bu kez başka bir iş bekliyordu, sanat yapılacaktı! Zorunluluktan, zorluktan uzak, yaratım sürecine odaklanan, belki de acıları unutturan keyifle ve sıcak bir iletişimle…

Son cümledekiler, sanat terapisinin olmazsa olmazları. Hastanede Sanat yazı dizisinin ilkinde bahsi geçen Heykeltıraş Aslan Başpınar’ı hastalar ve refakatçileriyle buluşturmayı hayata geçiren Ortadoğulular Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi Kurumsal Temsilcisi Gülsen Yalçın, anlamlı ve bence örneklerinin artması gereken yeni bir etkinliğe imza attı.

Bu kez konuk, ebru sanatında geliştirdiği özgün tekniklerle yurt içi ve dışından aldığı eğitim taleplerini karşılamaya çalışan, “18 yıldır yapıyorum hiç doymadım şu renklere!” diye ebruya aşkını dile getiren Ebruzen Necmiye Albayrak oldu.

Etkinlik öncesi düşüncelerini sormuştum, yanıtladı:

“Benim insanlara karşı güzel bir tarafım var. Hele karşıdaki hasta, çocuk veya yaşlıysa akan sular duruyor!. Teklif geldiğinde şart koşmaksızın hemen kabul ettim. Şartları zorladım aslında ve 8-10 boyayla buradayım. Yeter ki insanlar mutlu olsunlar.”

Ebruzen Necmiye Albayrak

Sadece boyalarıyla değil, sevgili eşinin de yardımıyla ebru yapmak için ne gerekiyorsa toplamış, gelmişti…

Emekliğini bir iki sene evde geçirdikten sonra halen devam ettiği Necdet Akbaş Hoca’nın atölyesinde ebru çalışmalarına başlamış. Alışılmışın dışına çıkması temel eğitimin ardından gelmiş. Dalgalı ebruda çiçek, manzara, insan ve hayvan figürleri çıkarmaya başlamış. Çift tekne çalışmalarıyla ebru sanatına yeni bir boyut kazandırmış, tez konusu olmuş.

“Tekneden ne çıkarsa yani tekne bana ne verirse kabulümdür,” anlayışını benimsiyor.

Ebru sanatını, suya işlenen nakış ve yürek yansıması olarak görecek kadar duyarlı. Tekneye pıt pıt atılan boyaların karışmamalarını, “birbirlerini incitmeden ve birbirlerine saygı duyarak teknede yer almaları” şeklinde tanımlıyor.

Tekne başı uygulamaları

Bireysel robotik tedavinin yapıldığı büyük salonun ortasındaki masa, üzerinde ebru için gerekli malzemelerle ortamı ebru atölyesine çevirmeye yeterli olmuştu. Farklı rahatsızlıkları nedeniyle tedavi gören, çoğu tekerlekli sandalyelerindeki katılımcılar, tekne içindeki kitreli suya Albayrak’ın tarifiyle boyaları özenle kattılar. Ardından özen katsayısını hiç azaltmadan önce biz adı verilen metal çubuklarla çizgiler çizdiler, ebrularına tarakla son şeklini verdiler. Tüm aşamalarda aldıkları keyif yüzlerinden rahatlıkla okunabiliyordu. Teknedeki kitreli suya kağıdı yerleştirme, iki elle kağıdı sevme, sevecenlikle tamamlandıktan sonra kağıdın çıkarılması sırasındaki heyecan sadece ebruyu yapan da değil tüm izleyiciler için geçerliydi. Albayrak gibi bir usta ebruzenin yönlendirmesiyle her seferinde farklı desenler çıkıyor, merakla beklenen son süreç alkışlarla karşılanıyordu.

güneş karay

Güneş Karay fırçasıyla ebrusunu renklendirirken.

Mutlaka sancıları, sıkıntıları olduğunu düşündüğüm katılımcıların etkinlik boyunca aldıkları hazzı hissetmemek mümkün değildi; ikisine sordum. Yanıtları hissettiklerimden farklı değildi. Ebruyla ilk defa tanıştığını söyleyen Güneş Karay duygularını,

“Muhteşem bir şey! Dinlendirici. Ruhunu dinlendiriyor insanın.” diye ifade etti.

melek ersü

Melek Ersü ebrusuna biz ile motif eklerken.

Ebrusunu yaptıktan sonra diğer tüm katılımcıları da keyifle izleyen Melek Ersü’ye de duygularını sordum, adeta sanatla terapinin gerekliliğinin altını çizdi:

“Bu faaliyet benim beynimi dinlendiriyor. Etrafımı dinlendiriyor. Dostlarımı dinlendiriyor. Çok güzel bir çalışma. Harika bir çalışma.”

necmiye albayrak

Günün mimarı kadınlar: Koordinatör Gülsen Yalçın ve Ebruzen Necmiye Albayrak etkinlik afişiyle.

Günün ardından

Öncesinde düşüncelerini sorduğum Albayrak’a, etkinliğin sonunda bir kez daha duygu ve düşüncelerini sordum.

“Çok mutlu ayrılıyorum. Hepsinin gözlerindeki o ışıltıyı gördüm. İyileşme süreçlerinin kısaldığına inandım. Çok mutluyum.”

Sanatın iyileştirici gücü bir kez daha kapıları açmış, iyileştirme sürecine katkı sağlamıştı. Örnekleri yazmaya yetişememeyi diliyorum.

Necati Yalçın
İletişim, eğitim, tarih, sanat ve kent üzerine akademik yazılarının yanında gazete, dergi ve internet sayfasında köşe yazarı. Halkla İlişkiler, Milli Mücadele, Cumhuriyet’in Açıkhava Müzesi Ankara, Yazdığım Ankara, Gezdiğim Ankara, Keyifli Öğretmenlik ve Mehmet Tunçer-Savaş Sönmez ile Kaybolan Ankara kitaplarını yazdı.

    Bir Cevap Yazın

    Tommie Smith ve John Carlos Spor

    Cehennemde iki devre: Spor ve ırkçılık

    İlk Devre: Kıvılcım Takvimler 1936 yılının yaz mevsimini gösterirken Berlin, olimpiyat tarihinin belki de en ilginç oyunlarından birine ev sahipliği yapıyordu. Hitler, uluslararası kamuoyunun, birçok...


    Kent

    Su Perileri’nin yeniden dans etme ihtimali üzerine

    “Heykel” Heykeli ilk ne zaman fark ettim, bilmiyorum. Ankara’ya ilk geldiğim 1995 Ekim’inde Farabi Sokak’taki evimizden, okuduğum üniversitenin servis duraklarının bulunduğu Tunus Caddesi’ne giderken önünden...

    Kent

    Ankara Palmiyesi #5: Kimler Ankaralıdır?

    Arkadaşlar bu Ankaralılık konusunu açıklığa kavuşturmamız gerekiyor. Kimler Ankaralıdır, kimler değildir, kendime göre açıklayayım. Çünkü bu herkesin yapabileceği kadar kolay bir açıklama. Ne bileyim “İzmirli...