KentMimari

Cumhuriyetin 100. yılında yeniden doğsun diye: 100. Yıl Çarşısı

100. Yıl Çarşısı karşıdan bakış

Ulus Atatürk Heykeli Önünden 100. Yıl Çarşısı’na bakış

“100. Yıl’a sahip çık!”

2000’li yılların başından bu yana içi boşaltılarak atıl kalmaya, terk edilmeye ve tekinsizleştirilmeye çalışılan 100. Yıl Çarşısı’nın kaderi -ki bunlar sadece çarşı için değil, Ulus’un geneli için sergilenen bir tavır  6 milyon nüfuslu başkentte sadece 28 bin kişinin katıldığı bir anketle belirlenmek üzere. Yıkılıp yerine meydan yapılması fikrinin galip geldiği ve hiçbir bilimselliği olmayan bu anketin sonucuna göre hareket edilmesinin bizlere, yıkımın” yok ediciliğinden başka hiçbir şey getirmeyeceği aşikâr. Modern mimari örneklerinden olan ve katılımcı bir dönüşümle yeniden işlevlendirilirse birçok ihtiyaca karşılık verecek potansiyele sahip bu yapının yıkılmasını istemiyoruz.

Yeniden işlevlendirme mümkün.”

Sosyal medyayı tabiri caizse bir megafon niteliğinde kullanarak sesimizi mümkün olduğunca çok duyurmaya çalıştığımız şu günlerde, altını çizerek vurguladığımız cümlelerden yalnızca biri: Yeniden işlevlendirme mümkün. Yakın zamanda Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından açılmış ve sonuçlanmış olan Ulus 100.Yıl Çarşısı ve Yakın Çevresi Fikir Projesi Yarışmasında ödül alan tüm projelerin temel fikri de bu yönde: yapıyı yıkmadan, yeniden işlevlendirerek bölgenin ihtiyaçlarına uygun hizmetlerle halkın kullanımına sunmak.

Atölye 117

100. Yıl Çarşısı’nın etrafına çekilen tahta paneller üzerine yapının yıkılmaması için nedenlerimizi ve yapıya dair anılarımızı asarken.

“Ulus için ses çıkar.”

Ve bizler sahip çıkmak, Ulus için ses çıkarmak ve yeniden işlevlendirmenin mümkün olduğunu söylemek için 28 Ağustos Pazar günü 100. Yıl Çarşısı’nın önündeydik. Öncesinde sosyal medyada @atolye117 ve @ankaraapartmanlari hesapları üzerinden insanlara sorduğumuz “100.Yıl Çarşısı’nda geçen bir anı bırak.” ve “100. Yıl Çarşısı’nın yıkılmaması için bir sebep bırak.” başlıklarına gelen yanıtları, yapının vitrinlerine asmayı planlayarak gittiğimizde gördük ki; kimilerince “çirkin” ya da “ucube” olarak nitelendirilen yapının etrafı tahta panellerle çevrilmiş. Önünden geçenlerin bir kısmına yapının yenileneceğini, bir kısmına da yıkılacağını düşündürten bu durum bizlerin yararına oldu. Ahşap panellerin oluşturduğu tek bir hat üzerinde yoğunlaşarak anılarımızı ve sebeplerimizi raptiyelerle panellere asmaya başlamamız hızlıca dikkat çekti. Yaya trafiği kaldırımdan panellere doğru yön değiştirdi ve insanlar asılan kağıtları okumak için duraksamaya başladı.

Kağıtlarda yapının yıkılmamasına dair birtakım nedenler yazılıydı: kent belleği, yeniden işlevlendirilebilir olması, toplumsal hafızadaki yeri, toplumsal ve ekonomik yarar sağlama potansiyeli, yıkımı ile ortaya çıkacak karbon salınımını önlemek, yıkıcı müdahalenin önüne geçmek, tarihsel katmanların gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak ve dahası. Bir de yapıda geçen anılar vardı ki, onları asarken anıların duygularına kapılmamak elde değildi. Kah 1994 yılında mezuniyet çayını orada içenlerle aynı masaya oturduk; kah 34 sene önce nikah şekerlerini oradan alanların mutluluğuna şahit olduk. İlk basket ayakkabısını uzun mesafe koşucusu Veli Ballı’nın dükkanından alanların heyecanını paylaştık; 1995’te Genco Erkal’ı ilk kez 100. Yıl Çarşısı Tiyatro Salonunda izleyenlerin yanına oturduk. Güngörler mağazasından okul kıyafeti alanların, her şeyin en ucuzunu almaya çalışan annelerin telaşına şahit olduk. Biz bunları asarken yaşadık, yoldan geçenler okurken yaşadı, yapı ise hafızasında hala yaşamaya devam ediyor. Asıl kıymetli olan da bu değil mi zaten: anıların mekanlara sinmesi, mekanların dönüşmesi ve katmanlaşması.

Yapının katmanlarıyla, geçmişiyle ve “oralı” ile temasa geçmek planlanmayan ancak tahmin edilen iletişimlerin gerçekleşmesine de neden oldu. 100. Yıl Çarşısı yıkılmasın diye uzattığımız her broşür, karşı tarafın “Biz yenilenecek sanıyorduk”, “Yıkılacak mıymış?”, “Yıkılırsa yerine ne yapılacak?gibi sorularını da beraberinde getirdi. Ulus’un kullanıcıları ya da sakinleriyle kurduğumuz bu temas bize gösterdi ki birçoğunun 100. Yıl Çarşısı gündeminden ya haberi yoktu ya da yıkılmaması için elden bir şey gelmeyeceğini düşünüyorlardı.

Sahiden elden bir şey gelmez mi? Döneminin mimari yarışması ile gündeme gelen, bir neslin geçmişinden izler taşıyan, başkentin alışveriş ve kapalı meydan kültürüne ev sahipliği yapmış bu yapının, dönüşerek çağa uygun bir şekilde işlev kazanması mümkün olmaz mı? Barınma problemini iliklerimize kadar hissettiğimiz bu dönemde yap-yık-yeniden yap inşaat kültürünün kazandıracağı hiçbir şey yokken -maliyet, karbon salınımı, kent hafızasını yok etme gibi olumsuzluklarına da dikkati çekerek- bu ve bunun gibi yapıların barınma ihtiyacına çözüm üretecek potansiyellerini gündeme getirmemek neden? Yapının yıkılıp yerine meydan yapılması hangi ihtiyaç doğrultusunda gerçekleşecek? Bizlerin zaten halihazırda çarşının karşı yolunda; heybetli Atatürk Heykeli’ni tam kalbinde taşıyan bir meydanımız yok mu?

Ve daha aylar öncesinde Fikir Projesi Yarışması ile ödül alan tüm projelerin ortak mesajına kulak asmamak niye? “Ulus’un, o bölgede gerçek anlamda ihtiyaçlarına uygun olarak yeniden işlevlendirme mümkün.”

100. Yıl Çarşısı yeniden işlevlendirme

Tahta panellere astığımız broşür: yeniden işlevlendirme mümkün.

Tozu dumana katarak bir yıkım gerçekleştirmek yerine durup bir düşünmeyi öneriyoruz. Bir yapı “çirkin, ucube, çöplük yığını, atıl” diye nitelendirilmeden önce onu bu hale getiren sebeplere odaklanmanızı istiyoruz. Dünyada ve Türkiye’de önemli örnekleri olan yeniden işlevlendirme projelerine ve 100.Yıl Çarşısı için açılan fikir proje yarışması sonuçlarına göz atmanızı rica ediyoruz.[1] Yıkım gibi bir yok edişten önce strüktürü gayet sağlam olan bu yapıya yerinde müdahalelerle neler yapılabileceğini konuşmak istiyoruz.

Ulus’u kültürel ve ekonomik anlamda dönüştürme potansiyeli taşıyan bu yapı nezdinde yeniden işlevlendirmeyi hakkıyla anlamak ve durumları sorgulamak da bittabi şart. Var olanı olduğu gibi bırakmak değil, aksine savunulan şey; yeni eklemelerle ya da çıkarmalarla yapının ihtiyaçlara uygun yeniden ele alınması ve üretilmesi. Bu nedenle, ödül alan projelerin kurguladığı tüm programlar nedensellik ile sorgulanabilir, yeni programlar önerilebilir, elemeler yapılabilir. Esas olan, tüm bunların Ulus’ta var olan değerler ve ihtiyaçların ön plana çıkarılarak yapılması gerekliliği.

Bizler Cumhuriyetin yüzüncü yılına adım adım yaklaşırken; Ulus’u kaybolduğu girdaptan çıkaracak umutlara sıkı sıkı sarıldık. Ulus’un katılımcı dönüşümünü başlatacak o adım atılsın diye Atölye117 olarak her Pazar 100. Yıl Çarşısı’nın önünde olmaya devam edeceğiz. Bir sonrakinde bizlere katılın. Katılın ki Cumhuriyetin 100.yılında 100.Yıl Çarşısı yeniden doğsun.

Kaynaklar

[1] Ulus 100. Yıl Çarşısı ve Yakın Çevresi Fikir Projesi Yarışması’nda birincilik ödülü alan üç eşdeğer projenin linkleri:

https://www.arkitera.com/proje/esdeger-odul-100-yil-carsisi-ve-yakin-cevresi-fikir-projesi-yarismasi/

https://www.arkitera.com/proje/esdeger-odul-100-yil-carsisi-ve-yakin-cevresi-fikir-projesi-yarismasi-2/

https://www.arkitera.com/proje/esdeger-odul-100-yil-carsisi-ve-yakin-cevresi-fikir-projesi-yarismasi-3/

Görseller: Atölye 117 arşivi

Atölye 117
Atölye117, mimarlığa dair soran, üreten ve yayınlayan mimarlık öğrencilerinin bir ürünüdür.

Bir Cevap Yazın




Kavaklıdere sineması Kent

Kavaklıdere Sineması’nın sessiz direnişi ve bugünü

Sinemaya gitme deneyiminin geçmişten günümüze oldukça değiştiğini gözlemlemek mümkün, 60’lı yılların apartmanlı sinemaları bugün yerini alışveriş merkezi sinemalarına bıraktı. Alışveriş merkezi sinemalarının artması, bağımsız sinemaların...