KentHafıza

Cezaevinden Müzeye: Ulucanlar

Ankara’nın Ulucanlar Caddesi’nde bulunan Ulucanlar Cezaevi Müzesi, başkentin gölgeli yüzlerinden biridir. Ara sıra ziyaret edilmeli, unutulan hafızalar tazelenmelidir, çünkü haklı haksız davasının ötesinde tanıdık simalar Ulucanlar’ın kapısından geçmiştir. Girenlerin çıkanları düşünerek gün saymaları… Duvarlara yazılan şiirler… Ve geriye kalanlar…

Ulucanlar Cezaevi

Ulucanlar Cezaevi, Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllar inşa edilerek “Umumi Hapishane” olarak faaliyete geçmiştir. Yetkililer, bulunduğu konum itibariyle mahkumların çalışacakları alanı göz önünde bulundurmuşlardır. Ankara’nın 1920’lerinde ıssız alanın büyük yapılarından birisiyken şimdilerde şehre karışmış bir tozlu tarih hafızasına sahip.

İlk olarak Cebeci Tevfikhanesi adı ile hizmete geçmesine rağmen infazların gerçekleşmesi çok sürmemiştir. 1925 yılında açılan cezaevi, ertesi sene bir bir can almaya başlamıştır. Daha sonra sırasıyla Cebeci Umumi Hapishanesi, Ankara Hapishanesi, Ankara Cebeci Sivil Cezaevi, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi ve en sonunda da Ulucanlar Cezaevi adlarını almıştır.

Cezaevi, şairinden yazarına, politikacısından sinemacısına her kesimden mahkuma tanıklık etti. Nazım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Arif, Bülent Ecevit… Bunlar sadece birkaç isim, liste uzun; 81 yılına 18 infazı sığdırmıştır cezaevi (Bu infazlardan en bilineni Deniz Gezmiş ve arkadaşları).

Kalan anılar cezaevinin duvarlarında “ben buradayım” diyor. Koğuşlarda duvarlarda yazılı şiirler, sözler, asılı afişler dikkat çekiyor. “Taş taşı ama laf taşıma“, “Özgürlüğünü kaybettin onurunu kaybetme” büyük harflerle duvara yazılmış sözlerden en göze çarpanları. Halikarnas Balıkçısı namıyla bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı, Ulucanlar Cezaevi hakkında “Cebeci hapishanesi yeni yapılmıştı, birçok odalarının mı diyeyim, hücrelerinin mi diyeyim, daha tavanı bile yoktu… Odanın kaçıncı katta olduğunu hatırlamıyorum şimdi. Ama epeyce yüksekteydi, çünkü pencereden bakınca dağ yamacı ta aşağıda kalıyordu. Sonra penceresinde demir filan da yoktu. Beni ilk katta parmaklıksız bir odaya tıkmazlardı ya,” diyor.

Ulucanlar Cezaevi’nin tanınan simaları:

5. Koğuş: Behice Boran, Şakir Kabaağaçlı, Nazım Hikmet, Necdet Adalı, Necip Fazıl, Sabiha Sertel

6. Koğuş: Fakir Baykurt, Ahmet Arif, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Yılmaz Güney, Talat Aydemir, Muhsin Yazıcıoğlu, Bülent Ecevit, Yılmaz Odabaşı

Hilton: Fethi Giray, Cüneyt Arcayürek, Hüseyin Korkmazgil, Muzaffer Erdost

Ulucanlar Cezaevi Müzesi

Ulucanlar, 2010 yılında Ulucanlar Cezaevi Müzesi olarak kapılarını ziyaretçilere açtı. Yeşil bir bahçesi bulunan müze, askeri bir ortama giriyor havası barındırıyor. Sağ ve solda olmak üzere nöbet tutan iki askeri heykelin arasındaki kapıdan girerek giriş biletlerini alıp, “Giriş” yazan kapıdan girince gezi başlıyor. Soğuk ve karanlık koridordan geçtikten sonra ilk olarak “Hilton” diye adlandırılan 9. ve 10. koğuş karşılıyor. Bu koğuşlarda en tanıdık isimler yatmış: Bülent Ecevit, Necip Fazıl…

Hilton koğuşunun hemen yanında tek kişilik hücreler bulunuyor. Hücrelerin olduğu koridordan geçerken mahkumların seslerini duyuyor, ışıklandırılan odalara hücre deliğinden bakabiliyorsunuz. Hücrelerin ardından koğuşlar sıralanıyor. Duvarlarda siyah-beyaz fotoğraflar… Gezi boyunca çalan şarkılar… Barış’ın “Bacak kadar boylu kazık kadar adam nasıl olur İnci?” demesi çınlayabiliyor kulaklarda (Uçurtmayı Vurmasınlar için bakınız). Ayrıca Ulucanlar Cezaevi, Yılmaz Güney’in Duvar filmine de esin kaynağı olmuştur. Hepsi o günlere götürüyor sizleri. Koğuşlarda mahkumlara ait eşyalar ve koğuş içinde o dönemin gazeteleri duvarlarda asılı. Özellikle 6. koğuş itinayla gezilmeli. Tanınmış isimlerin kişisel eşyaları bu bölümde sergilenmekte: Muhsin Yazıcıoğlu’nun namaz takkesi, Deniz Gezmiş’in ders notları, Ahmet Arif’in yeleği ve dolma kalemi… Bunlar sadece birkaç isim, daha niceleri var.

Müze kütüphanesinde döneme ait yayın ve mahkeme kayıtlarının yanı sıra bazı eserlerin ilk baskılarını da görebilirsiniz. Ardından mahkumların hamamını ve görüş salonunu gezdikten sonra son durak olarak “darağacı”nı mahkum edilmiş olarak görürsünüz. Duvara asılı levhada idam edilenlerin isimleri yazılıdır. Darağacının hapsedilmesinin amacı, Türkiye’de 2004 yılında idamın kaldırılmış olmasıdır. Beraat edecek bir mahkum edasıyla kapıdan çıkarak kendinizi avluda bulursunuz.

Ulucanlar Cezaevi Müze’sinden geriye kalan: Kulaktaki şarkı, çekilen fotoğraflar ve mahkumların anısı…

Adres: Şükriye Mahallesi , Ulucanlar Caddesi No:63 Altındağ
Telefon : +90 (312) 507 01 38

*Ulucanlar Cezaevi Müzesini pazartesi günleri hariç 10.00-17.00 arası ziyaret edebilirsiniz.

Websitesi / Facebook


Kapak fotoğrafı

Bir Cevap Yazın

Hemhüm Mescidi (Cami) Kent

Ankara’da An’ı Yakalamak

“Ankara’nın en çok İstanbul’a dönüş yolunu sevdim.” Yahya Kemal Beyatlı Her Ankaralının ömründe en az bir kez maruz kaldığı bir sorudur: “Ankara’da deniz yok, nasıl...



Kent

Kimler Geldi Kimler Geçti

Anadolu, en çok ayak izinin bulunduğu topraklardır. Hem kadimliği, hem verimliliği, hem de çeşitliliğiyle bu topraklar her zaman insana kucak açmıştır. Anadolu üzerinde kimi zaman...