MeselelerEdebiyatRöportaj

Ceylan Taş’tan önce yetişkinlere sonra çocuklara sahici öyküler

İyiyim Oturuyorum, Eyvahlar Olsun ve Komik mi? kitaplarının yazarı Ceylan Taş ile kitaplarını ve onu okurlarıyla buluşturan yazma serüvenini konuştuk. Tam da tahmin ettiğim gibi sahici, kendimizden çok şey bulduğumuz bir sohbet oldu.

Hoş geldin Ceylan. Lavarla’da seninle kitaplarını konuşmak çok güzel. Ben senin aslında yeni bir okuyucun sayılırım, iki-iki buçuk yıl önce tanıştım ilk kitabınla. O dönemde İyiyim Oturuyorum ve Eyvahlar Olsun’u beraber alıp bir çırpıda okumuştum. İlk söyleyebileceğim şey, seni okurken kendimi Ankara’da hissettim. İkincisi çocukluğumdan, büyüklüğümden çok tanıdık bir yerler ve sahnelerde buldum kendimi. Emrah Serbes kitaplarında bir lojman çocuğu imajı vardır ya hani, az biraz hayatı lojmanlardan geçmiş herkes onun kitaplarını okurken öyle ya da böyle o günleri anar. Seni okurken de, kitaplarında tasvir ettiğin trajikomik anlarda, anlattığın şeyin gerçekliğini hissettim. “Ben bu anı yahut bir benzerini yaşadım, Ceylan Taş iç sesim olmuş,” dedim. Çok tanıdık ve gerçek geldi. Son kitabın Komik mi? Ketebe Çocuk’tan çıktı, Julian Ariza resimlemiş ama benim diğer kitaplarınla ve yazma serüveninle ilgili de sorularım var. Önce seni tanıyalım, okurlarımıza söyler misin Ceylan Taş kimdir? İn midir, cin midir? Ne yer, ne içer?

Ben Ceylan, otuz üç yaşındayım, okumaya ve yazmaya bayılırım. Kendimi bir şekilde hep burada buldum, yani ben aslında neredeyse hep yazdım ama bunları paylaşmaya çok sonra başladım. 2016 yılında bir blog açtım ve yazdıklarımı insanlarla paylaşmaya başladım.

Bu kadar iyi yazabildiğini ne zaman fark ettin?

Öyle bir şey fark etmedim, ”Ben çok iyi yazıyorum, edebiyat dünyası bundan haberdar olmalı,” diyerek başlamadım. Yazmanın iyi geldiğini keşfettiğimden beri yazıyorum. Mantıklı da buluyorum, dırdır etmeden istediğini söylemenin mümkün tek yolu. Kendimi sağaltıyorum, derdimi bırakıyorum ya da gerçekten eğleniyorum. Hep bu noktadan yazdım, başka türlü yapmam mümkün görünmüyor, yapabilseydim de aynı etkiyi vermezdi. Bunu düşünerek aynı yerde kalmaya çalışıyor değilim de, yazdığım şeyi ben sevmediğimde kim severse sevsin tam sevilmiş olmuyor. Benim orada ne yapmaya çalıştığımı bilmem lazım.

Ceylan Taş

Bu çok güzel bir tanımlama, biraz daha açar mısın?

Örneğin bir şey olmuş, ben üzülmüşüm veya mutlu olmuşum. Bunu kelimelerle ifade etmek için olayı ve duyguları ortaya yığıyorum, en uygun şekilde dizmeye çalışırken de tam olarak neler olduğunu ve nasıl hissettiğimi daha iyi anlayabiliyorum sanki. Bunu yapmak istediğimde yazıyorum genel olarak, bana iyi geldiği ölçüde yazıyorum. Söyleyecek bir şeyim varsa ve söylemek istediğimden eminsem yazıyorum. Emin değilken yazdığım da oluyor ama bunu çok yapmamaya çalışıyorum.

Ne hissettin peki bu kadar çok okunmaya başlayınca?

Çok şaşırdım ve mutlu oldum. Edebi bir şeyden bahsetmiyorum, başarılı hissetmek falan da değil daha önemli bir şey hissettim, bir sürü dert ortağım oldu gibi. Aynı şeyleri yaşayan bir sürü insan bir yere toplandık, amcaların mahalle kahvesi gibi, yalnız hissetmedim ve bir sürü insan da yalnız hissetmedi. Yazmayı sürdürmemi sağlayan buydu. Şimdi aklım almıyor ama ciddi mesai ayırıyordum yazma işine, para da kazanmadım hiç ama bırakmadım da uzun süre.

Blogunda yazmaya başladığında bunu insanlara nasıl duyuruyordun?

Blogda yazıp Instagram’da yazının linkini paylaştım. Annelikle ilgili çok şey yazmıştım ve çok reaksiyon aldım, iyi geldi. Gece beslenmesini bırakamayan yeryüzündeki tek çocuğun benimki olmadığını öğrendim örneğin, herkes bir şey öğrendi, bence herkese iyi geldi. O sıra “süper annelik” modaydı çünkü bir yandan, benim yazdıklarım belki bunun için de karşılık buldu. ”Yaşasın o da kendini banyoya kilitleyip ağlıyor!”

Çok samimi bulunup okunman bundan kaynaklanıyor belki de, olanı yazıyorsun; birileri görsün okusun diye planlı içerik oluşturmuyorsun. Kendi dünyanı anlattın.

Yani, tabii ki öyle. İçerik üreticisi değilim ki, benim bir derdim var, diyordum ben aslında. Bir şeylerin matematiğini hesaplamam gerekmiyor.

Instagram’da bir kitlen oluştu değil mi?

Evet bir arkadaş çevresi oluştu ve sayfa büyümeye başladı, birbirimizi anlar olduk, erkeklerin kahveye gitmesi gibi dedim ya. Sonra farklı şeyler de yazmaya başladım. Anı yazıları veya daha duygusal şeyler… Ve bana kitap yazsana demeye başladılar. Çok ütopik geliyordu ama zaten hayalimdi de bir yandan. Şu an bir senaryo ile yılın senaristi ödülünü almak gibi bir şeydi kitap yazmak benim için.

İnşallah o da olur. Sen yazsan çok güzel izleriz, eminim.

Benim bir de kimin kitap yazdığından falan haberim yoktu, meğer insanlar linçleniyormuş kitap yazdıkları için. Bana çok süper bir iş yapıyormuşum gibi gelirken böyle oluyormuş, ona da ayrıca şaşırmıştım.

Sonra herkes çocuk kitabı yazdı biliyor musun? Ama senin çocuk kitabın da çok farklı, geleceğiz o konuya.

Pek çok kişinin sonra çocuk kitabı yazdığını görmüştüm, yine aynı şeyi yaşamayayım diye gelen çocuk kitabı tekliflerini bile reddettim. Bir de ben kendimi yetkin görmüyordum, bana mı düşer diye düşündüm. Ama ben kendimi genel olarak çok yetkin görmüyorum, bir an geldi ve “Tamam ya, seni beklersek işimiz zor,” deyip başladım.

Tam onu soracaktım, iş ciddiye binince endişe ettin mi?

Tabii ki, başından beri sanıyorum ki bir edebiyat fakültesi diploması lazım kitap yazmak için. Bir de hayatımın kafamdaki yazar profiliyle uyuşan hiçbir tarafı yok. Ama sonra dedim ki, “Nasılsa yazıyorsun, bi’ yaz.” Böyle iddiasız şekilde kendime yazar gibi yazdım. İşte, üç kitap oldu.

Nasıl kitap oldu peki?

Başlangıçta yayıncı tanıdığım yoktu, neredeyse tüm yayıncı çevrem ilk kitabımdan sonra oluştu. Burayı önemli bulduğum için özellikle belirtiyorum, kitabı henüz basılmamış biri en çok neleri merak eder biliyorum çünkü. Ben şansımı denedim. Küsurat Yayınları çok yeniydi, Burak Aksak dosyayı çok beğendi, tatlı bir ortaklık oluştu. Kitap hızla editöryal süreçten geçip baskıya gitti ve İstanbul’da TÜYAP Kitap Fuarına yetiştik.

Çok güzel. Şimdi ben önce İyiyim Oturuyorum’u, sonra Eyvahlar Olsun’u okudum ama bu iki kitapta iki farklı Ceylan vardı. Yani birinde daha çok kendi öykünü, dediğin gibi içini, geçişlerini, komşularını, çocuklarını okudum. O esnada karşılıklı oturuyoruz ve seni dinliyorum gibi hissettim. Ama diğerinde başka bir şey gördüm. Bir kurgu var onda, o da çok hoşuma gitti ama oradaki Ceylan’ın bakış açısı diğerinden daha hüzünlü geldi bana. Yani ilkinde daha komiktin, diğerinde bizi sanki içindeki daha üzüntülü bir kısma, tecrübelerine götürdün. Komşunla kek yerken yaşadığın trajikomik şeylerin ötesinde bir şeye götürdün bizi. Sen iki kitap arasındaki bu geçişi nasıl görüyorsun?

Bunu söylemene sevindim. Hani oyuncular kendimi televizyonda hiç izleyemem derler ya, ben de kitap çıkıp hızla tekrar baskılara girince o kadar utandım ki. Binlerce insan okusun diye basıldı ama binlerce insanın okuması şok edici oldu. Yaptığım şeyden çok pişman oldum, gerçekten depresyona girdim.

İyi ki yapmışsın ama, o ilk yazılar zaten hep insanın kendi öyküsünden oluyor.

İyi ki yapmışım, sonuçta o zaman 26 yaşındaydım. Benim ilk adımımdı. Eyvahlar Olsun’da sanırım ”Ben sadece o insan değilim,” demeye çalıştım. ”Ben her şeyle dalga geçen o insan değilim, ayakları yere basan şeyler de yazabiliyorum,” demek istemiş olabilirim.

Peki bütün bu serüvenden sonra çocuk kitabın nasıl gelişti?

Ben yapamam, ben yapamam, dedim ama son olarak Ketebe Çocuk’tan gelen teklifi reddetmedim çünkü çok güzel işler yapıyorlardı, severek takip ediyordum.

Genelde çocuk kitaplarında çocuğa bir şey anlatma, bir şey öğretme kaygısı oluyor. O çocuğa kibar olmayı, dini veya kültürel bir değeri anlatalım kaygısı mesela. Senin kitabını okurken ben sadece çocuğun dünyasını bize anlattığını fark ettim. Çocuk bir ders çıkarmadı ya da bir şey öğrenmedi. Yani biz çocuğa bir şey anlatmaya çalışmadık. Senin kitabını okuyan bir çocuk “Evet ya, ben aynen böyle hissediyorum,” der sadece.

Evet hikayeyi bir önermenin etrafına örmedim, kitap hiçbir şey tembihlemiyor ve öğretmiyor da. Nasıl desem, benden de bir şey öğrenmeyiversinler ya, savaşta mıyız? Gıdıklayıp bırakmışım ben de.

Çocuk kitabına geçiş seni zorladı mı?

Zorlamadı. Diğer kitapları kendime yazar gibi yazmıştım, bunu da çocuklarıma yazar gibi yazdım. İkisi de çok beğendi ama beni kayırıyor da olabilirler.

Aa olur mu, diğer çocuklar da mı kayırdı? Çok güzel tepkiler aldın kitabını çocuklara okurken; içeriği, içindeki şakalar çok güzel.

Evet kitabın lansmanında çocukların eğlendiğini görünce çok mutlu oldum.

Ceylan Taş Komik mi?

Komik mi? kitabını çok estetik buldum. Dil ve çizimler çok güzel. Sadece bir şey anlatmıyor olmanın ötesinde, üzerinde titizlikle çalışılmış. Ceylan, sohbetimizi şu birkaç soruyla kapatmak istiyorum. Seni okurken Afili Filintalar vardı yıllar önce, onlara çok benzettim tarzını. Onlar arasında da senaryo üretenler var, mesela Onur Ünlü. O gerçek hayatı ve trajikomik anları sahneden görmek güzel oluyor. Ne dersin, bir sonraki adım dediğin bir şey var mı? Farklı bir türde yazar mısın? Bir hedefin var mı?

Bu işleri bir şeyler yapmalıyım, sonraki adımım bu olmalı noktasından hareketle yapmamıştım, o yüzden bilemiyorum. Yazarak anlatmaya devam ederim bence. Senaryo da olabilir öykü de olabilir, bir hikayem var ama üzerinde çok çalışmam gerekiyor.

Bütün bu hikayenin içinde Ankara’da olmak seni tanımladı mı? Ankaralı bir yazar mısın sence?

Yani tabii, burada doğdum yaşıyorum, ne olsam “Ankaralı” ön adıyla olurum.

Güzel bir şeyler çıkacağına eminim. Tanıştığıma çok memnun oldum, çok güzel bir sohbet oldu. Yazacağın şeyleri okumayı dört gözle bekliyoruz.


Bir çocukla müze gezmek: Ankara Resim ve Heykel Müzesi

Betül Doğan Akkaş
Betül Doğan Akkaş, Ortadoğu toplumlarının siyasi yapıları ve uluslararası ilişkileri üzerine uzmanlaşan bir akademisyen. Bölge üzerine kaleme aldığı akademik yazılara ve düşünce yazılarına ek olarak çeşitli disiplinlerden eser değerlendirmeleri yapıyor.

    Bir Cevap Yazın

    Şükran Yiğit Mülkiyeliler Birliği söyleşisi Meseleler

    Hatıralar, şehirler ve geriye kalan

    Yazar canı istediğinde mi yazar? Bu sorunun yanıtı Şükran Yiğit için son derece açık: “Evet yazmak istediğimde yazıyorum,” diyor. Hatta ilk romanını yazarken sonrasını düşünmemiş...

    Edebiyat

    Yazın Okunacak Kitaplar Listesi

    Kitapların da kendi yazgıları vardır, her birinin kendi zamanı. Hep buna inanmışımdır. Bu yüzden sevdiğim ama güçlükle ilerlediğim romanları yarıda bırakmaktan korkmam. Demek ki vakti...

    Read First 15 Edebiyat

    The First 15: Güne Okuyarak Başla

    Günlük yaşamınızda kitap okumaya ne kadar zaman ayırıyorsunuz? Her gün birkaç sayfa, haftada bir gün ya da ayda yılda bir; belki bir yolculukta veya sahil kenarında…...

    göğü delen adam papalagi Meseleler

    Göğü Delen Adam: Yaşantımıza Bakış

    Göğü Delen Adam, diğer deyişle Papalagi, Samoalı bir kabile lideri olan Tuivaii’nin Avrupa anakarasını gezerken aldığı notların derlemesi. Yazarı Erich Scheurmann’ın sözleriyle “Doğayla henüz iç...