MüzikMeselelerRöportaj

Cem Kısmet ile Pilli Bebek ve Ankara’ya dair

Eşimle, mekanın dışarıdaki barına oturmuş, özlediğimiz bir heyecanla konseri bekliyoruz. Pandemiye alışmışlık ve aşılanmış olmanın verdiği rahatlık, arsızca kendini güncelleyen varyantların verdiği rahatsızlığa karışıyor. Her sohbette bu konu var haliyle. Yine de mutluyuz. Can kulağıyla müzik dinlemeyi, izleyenlerle bağıra çağıra şarkı söylemeyi özlemişiz. Bu nefis akşamda ustalıkla kullanılan enstrümanların büyüsüne kapılmayı arzuluyoruz. Konsere daha vakit var ama içeri girmek için sıra oluşmaya başladı bile. Galiba beklediğimizden de kalabalık olacak. “Her daim tedbirli olmak lazım tabi, evde çocuk var” diye birbirimizi de tembihlediysek, artık hazırlıklarımız tamam. Tunus Caddesi’nin o bilindik ve sıcak sokak atmosferini izlemenin keyfindeyim. Belki Cem Kısmet de bestelerinden ya da şarkı sözlerinden birini bu sokaklara bakarak yaratmıştır. Kendisiyle o kadar çok konuyu öylesine keyifle konuştuk ki cümleler kafamda dolanıp duruyor. Vakit yaklaşırken Pilli Bebek’in son zamanlarda bana çokça ilham veren şarkısını kaldığım yerden mırıldanmaya devam ediyorum.

“Sanki yıllardır, uzaktayım ben/Özlemlerim hep, sessiz derinden/Ama yalanlar, görürüm hala/Burdan bakınca şu sonsuz dünyaya /Olsun demek de zor artık/Çocuk düşlerimiz yok artık.”

Cem Kısmet, Karadeniz’in muhteşem yeşilliğine gömülmüş Trabzon’da, kayaların üzerinde, kocaman bahçeli, yıllanmışlığı görkemini arttıran eski bir Rum konağında büyümüş. 1970’li yıllarda insanların yoğun etkileşim ve uyum içinde yaşadıkları hoş ambiyanslı bu şehirdeki büyük bahçeli ve tarihi konaklar, içinde yaşayan çocukların hayal gücüyle birlikte müziğe olan ilgilerini de arttırıyormuş. Zaten müzikle iç içe olma durumu aileden geliyor. Dedesi 1930’larda edindiği “Steiner” marka kemanı ile uzun süre meşgul olmuş, babasının akordeonu ile mızıkasına annesi güzel sesiyle eşlik edermiş, abisi de akordeon çalarmış. Ailede müziğe yatkınlık bu denli fazla olunca kendisi de 3,5 yaşlarında iki oktavlık akordeonuyla kendi kendine uğraşarak notalı oyunların içine düşmüş. Bu akordeonu hala saklıyor.

1980’li yılların başlarında, duygusal bağ kurduğu bu konağın yıkılması, mekan, zaman ve güven konusunda ilk kaygılarını yaratsa da konakta doğan müzik ilgisi sonraki yıllarda artarak devam etmiş. Trabzon’da “Ganita”* adını verdikleri gruplarıyla, haftanın beş günü sahne alıyorlarmış. Karadeniz Teknik Üniversitesi Müzik Bölümü’nün ilk öğrencilerinden biri olduğunda sahne performansları da aralıksız devam etmiş. Ganita’nın sahne aldığı mekanlar dolup taşsa da müziğe dair sorgulamalar kendini o zamanlar göstermeye başlamış. Büyük sahneler, farklı müzikler ve müzisyenler görme isteği baskın gelince fakülteye devam etmek zorlaşmış. Birinci sınıfın sonunda Gazi Üniversitesi Müzik Bölümü’ne geçiş yapmış. Genç yaşta Ankara günleri başlayan Cem Kısmet’i tek başına büyük şehirde yaşamanın zorladığı zamanlar olmuş. Bunun yanında sokaklarda yaşayan çocuklar ve diğer insanlarla bolca sohbet etme imkanı bulduğu güzel anlar da yaşamış.

Başlarda bir yandan gündüzleri Kuğulu Park yolunda akustik gitarıyla müzik yapıyor, bir yandan da Ankara’da sahne alan müzisyenleri dinlemeye gidiyormuş. O sıralar Süleyman Bağcıoğlu, Murat Bağcıoğlu ve Metin Yücel, Graffiti’de çalıyorlarmış. Çok kıymetli bir müzisyen ve enstrümanist olan Metin Yücel ve Cem Kısmet’in yolları ilerleyen zamanlarda Pilli Bebek’te kesişmiş ve dört yıl kadar da birlikte çalışma fırsatı bulmuşlar.

Okuldaki arkadaşları Şan ve Piyano Anabilim Dalı derslerine girerken Cem Kısmet’in tercihi genelde ana salondaki boş piyanonun başına oturup yazmak ve besteler yapmak olurmuş. Ürettikleri başka hocaların dikkatini çekince birlikte armoni, kompozisyon, şarkı yazarlığı gibi konularda pratikler yapmaya başlamışlar. Berkeley’e gönderdiği kayıt beğenilince oraya uzaktan eğitimle kabul edilmiş. İnternetin olmadığı, mektupla öğretim yapılan o zamanlar fiziken orada bulunamadığından belli bir kulak ve göz doygunluğu yaşayamamış, bir de zihninde başka müzikal fikirler olunca devamını getirememiş. Okuldan iki kişiyle birlikte kurdukları grupla 1990’lı yılların başlarında Ankara’nın bilinen mekanlarında geceleri canlı müzik yapıp sabah da o yorgunlukla dersleri takip etmeye çalışırlarmış. Cem Kısmet’in 1990’lı yıllarda grubuyla çaldığı mekanları anarken içeri şöyle bir girip çıksak güzel olmaz mı?

Ankara dinleyicisinin temelde farklı bir şeyin sunulmasına bir tahammülü var. Hem ilk kez dinlediği için dikkat kesilip algılamaya hem de dinlediğini değerlendirerek, sahiplenmeye ve paylaşmaya başlıyor.

Eski İhtiyar Balıkçı, o dönemler 300-400 kişilik kapasitesi olan Z Bar’a dönüşmüştü. Her gün programlara düzenli olarak gelen orta gelirin hakim olduğu bir dinleyici kitlesine sahipti. Adakale Sokak’ta, hemen üst geçidin ayağındaydı dersem hatırlarsınız. Ankara’da yaklaşık 2 bin kişiyi alabilecek birkaç mekan vardı. Farabi Sokak’taki iki ayrı bardan oluşan Graffiti’nin sadece alt katı bin 800 kişilikti. Onun daha ilerisinde Polka Bar, Aşağı Ayrancı’ya doğru da A Bar, Eylül Bar ve haftada birkaç gün caz çalınan mekanlardan olan Karpiç vardı. Bu mekanlar hafta içi de hafta sonu da doluydu. Çok iyi müzisyenlerin olduğu Ankara camiasında müzisyen olmak ve bu mekanlarda çalmak da haliyle zordu.

Baraka Bar (SSK İşhanı’nda-2001)

Baraka Bar (SSK İşhanı’nda-2001)

Cem Abiye hakkında konuşmayı çok sevdiğimden “Ankara seyircisi” kavramını da soruyorum. 1990’larda farklı repertuvarları ile öncülük ederek Sakarya barlar bölgesine distortionu yani davul ve bas gitarlı rock soundunu ilk getiren grubun başlıca üyesi olarak bu konudaki tespitleri hoşuma gidiyor.

“Anadolu kültüründe her daim bir dinleme ve kulaktan kulağa aktarım durumu vardır. Bu sebepten bir şeyi dinleme konusunda başka bir tahammül alanı oluşuyor. Ben bunun sürekliliğini bizzat Ankara’da gördüm. Normal program akışı dışında bir besteyi çaldığın zaman onu ilk kez duymasına rağmen ilgiyle dinleyip ne olduğunu anlamaya çalışan veya az önce çaldığın şarkı neydi, diye soranlar oluyordu. Ankara dinleyicisinin temelde farklı bir şeyin sunulmasına bir tahammülü var. Hem ilk kez dinlediği için dikkat kesilip algılamaya hem de dinlediğini değerlendirerek, sahiplenmeye ve paylaşmaya başlıyor. Bu eşiği aşmak aslında o zaman da zordu şimdi de zor. Çünkü bu besteler o zamanki popüler algı dışında tasarlanmış şeyler.”

Cem Kısmet 1992 yılının sonlarında çok iyi bir klasik gitarcı olan Ahmet Başbağlar ile daha sık vakit geçirmeye başlamış. Hem dostluk hem de müzik bir aradaymış. 1992’de kurulan grubun uzunca bir süre ismi olmamış. Tanınma, popüler olma, kalıcılık gibi dertleri olmadığından çoğu yerde isimlerini sadece “Canlı Müzik” olarak yazdırmışlar. Bir süre sonra Cem Kısmet Ürgüp’e yerleşmeye karar vermiş. Orada da haftada iki gün mekanlarda müzik yapıp besteler yaratmaya devam etmiş. Ayrıca bir yandan fotoğrafçılıkla uğraşırken öte yandan ufak deri heykeller, takılar, toprak kaplar yapıp satmaya başlamış. Sonra da askere alınmış.

***

Dışarıdaki kalabalık biraz azaldı. Yavaştan sıraya girip kapıya doğru ilerlesek iyi olacak. Üniversite zamanlarındaki radyoculuk günlerimizde programlarımızda sıkça yer verdiğimiz, şarkılarını ezbere bildiğimiz Pilli Bebek konserine yetişkinlik zamanlarımızda da aynı keyifle gitmek ve sevgili Cem Abinin misafirleri olarak orada bulunmak gerçekten çok hoş. Kapıdaki görevliyle biraz laflayıp içeri giriyoruz. Oh be! Dünya varmış. İnsanlarla sanatsal bir etkinlikte sosyalleşmek, bir indirip bir kaldırdığımız maskelerimizin ardından da olsa birbirimize gülümsemek ne de güzelmiş. Eşimle sahnenin karşısında uzakça ama her yere hakim bir noktaya konuşlanıyoruz. Herkesin enerjisi yüksek ve hepimiz hazırız. Kısa aralıklarla verilen dumanlar ya da sahnede olan küçücük kıpırtılar bile kalabalıkta heyecan yaratıp bolca alkışlanıyor. Ve artık sahne Pilli Bebek’in.

Ankara-2022

Cem Kısmet askerliğin ardından 1995 yılında tekrar Ankara’ya geliyor. Ahmet Başbağlar ile artık grubun bir ismi olsun diye düşünmeye başlıyorlar. İsim konusu, Bestekar Sokak’ta Ahmet Kanneci gibi hocaların atölye çalışmaları yaptıkları, canlı çaldıkları bir gitar kulübü olan, önceden Spaghetti olarak bilinen Çizgi Bar’daki  sohbet esnasında netleşiyor. “Pilli Bebek” ismi konulurken, 1958 yapımı, kukladan kahramanı olan Torchy the Battery Boy’dan esinlenilmiş. Repertuvarlarında yer alan 70’ler sound’u ile “yeni bir şeyleri nasıl söyleriz” düşüncesi birleşince “Pilli Bebek” ismi makul gelmiş. Birkaç gün sonra gittikleri Assos’ta yirmi gün kesintisiz sahne aldıklarında ilk kez bu ismi kullanmışlar. Hatta kendi hazırladıkları afişe canlı müzik yerine “Pilli Bebeeeek” diye uzunca bir şekilde yazmışlar. 1995 yılından beri bu ismi kullanıyorlar.

Assos dönüşü Pilli Bebek, Beer Station’da (Şimdiki adıyla Eski Yeni) ve başka mekanlarda çalmaya başlıyor. Balo Sokak’taki Erat Apartmanı’nın dili olsa da konuşsa! 1995 yılında Cem Kısmet, üst katındaki öğrenci evinde kalan üniversite öğrencilerinin seslerine rağmen besteler yapmaya çalışıyor. Tüm naifliğiyle öğrencileri ikaz etmek için üst kata çıkıyor. Fakat imkansızlıklara rağmen ortaya kurdukları fileyle ortamı tenis kortu haline getirip tenis topları ve terliklerle maç yapan bu çocuklara kıyamıyor. Bir “Eyvallah” çekerek dairesine dönüyor. Cem Abi sohbet esnasında eşime, “Unutmadım topuk seslerinizi” derken gülüyoruz. İlk albüme ismini veren Hilal’in Şarkısı Küçükesat’daki bu evde bitiyor. Bu evde yazılan başka şarkılar da olmuş ama çoğu yayınlanmamış. Cem Kısmet, Pilli Bebek külliyatında yayınlanmış şarkıların büyük kısmını 18-23 yaş arası dönemde yazdıklarının oluşturduğunu söylüyor. O dönem okuyup izlediklerinin, dinleyip gözlemlediklerinin ve çıkarımlarının dış bilincin etkilerini de kırmaya çalışarak bestelere dönüşmesi 35-40 yaşlarından sonra oluyor. Senfoni orkestrası için kompozisyon denemeleri veya quartet için yazdıkları gibi.

1990’ların sonuna gelindiğinde, Pilli Bebek üyelerine göre, amaç iyi müzik yapmak ise albüme çok da gerek yoktu. Hatta Pilli Bebek için performansların konserlerde kaydedilmesi bile sorun olmazdı. Böylece bir müddet sonra kayıt cihazını alıp gelen dinleyiciler kendi kayıtlarını alıp gitmeye başladılar.

Pilli Bebek’in amacı daha iyi müzik yapabilmek olduğu için reklama, hatta ilk başlarda bestelerin yayınlanmasına bile karşılarmış. Grup bazen herhangi bir kasabada, bazen kamyonun arkasına kurulan küçük bir sahnede, bazen de festivallerde çalmış. Programlarda bestelerin yanı sıra Cem Karaca, Fikret Kızılok, Bülent Ortaçgil, MFÖ, Barış Manço, Erkin Koray, Alagöz Kardeşler gibi isimlerin parçalarını kendi yorumlarıyla icra etmişler. 1970’li yılların yerli parçalarının yanı sıra Pink Floyd, Dire Straits, Gary Moore, Santana ve daha birçok yabancı grubun şarkılarını da dinleyicilerle buluşturmuşlar. Hiçbir medya aracı kullanılmadan, sesli bir kayıt olmadan, sadece insanların canlı dinlemesiyle gerçekleşen bu konserlerin ve konserlere gelen insanların sayısı çok yüksek rakamlara ulaşmış. Grup üyeleri 1999 yılında albümü kaydetmeye başlamışlar. Fakat deprem haberiyle her şeyi olduğu gibi bırakıp yardım için afet bölgesine gitmişler.

Pilli Bebek

1990’ların sonuna gelindiğinde, Pilli Bebek üyelerine göre, amaç iyi müzik yapmak ise albüme çok da gerek yoktu. İsteyen gelip fotoğraf da çekebilirdi, canlı da dinleyebilirdi. Hatta Pilli Bebek için performansların konserlerde kaydedilmesi bile sorun olmazdı. Böylece bir müddet sonra kayıt cihazını alıp gelen dinleyiciler kendi kayıtlarını alıp gitmeye başladılar. Pilli Bebek halinden hayli memnundu. Ancak zaman içerisinde dinleyicilerden gelen sürekli talepler, albüm soruları, çokça gelen yapımcı tekliflerini cevaplandırmak gibi durumlar artık sıkıntı yaratmaya başlamıştı. Haftanın yedi günü çaldıkları Ankara Beer Station’da 500 kişilik mekana her gün 800 kişi girmeye çalışınca İstanbullu yapımcılardan da anormal düzeylerde teklifler gelmişti. Böylece efsane yavaş yavaş her yerde büyüdü. Bu sırada Ankara seyircisi de artan mekanlar sayesinde Çankaya’dan Kızılay’a doğru inmeye başlamıştı. Kızılay Beer Station’a rakip olarak Mehmet ve Durmuş Kölemen Gölge’yi açtılar. Bizim de üniversite dönemimizde sık sık gittiğimiz Gölge öylesine aklımda ki bugün aynısını açmak isteseler her şeyiyle tarif edebilirim. Zaten Gölge Bar Ankara’da öyle başarılı olmuştu ki benimle aynı kuşaktan olan birçok insanın anılarında yer aldı.

2000 yılına gelindiğinde 42 şehirde 3 binden fazla konser vermişlerdi ve ilk albümleri Uyandırmadan çıkmıştı. İlk ay içerisinde birinci baskı tükendi. Ancak albümü basan firma o dönemki ekonomik kriz sebebiyle iflas edince başka baskı alınamadı. Talep oldukça yüksek ancak piyasada olan basılmış albüm sayısı azdı. Birinci baskıyı alabilmiş olan sınırlı bir dinleyici grubu vardı ama sonrasında albümü almak isteyenlerin böyle bir şansı yoktu.  Bu da bir şehir efsanesine dönüştü. Uyandırmadan çıktıktan sonra Ahmet Başbağlar gruptan ayrıldı. Sonat Özer (Davul, Perküsyon), Gürcan Konanç (Davul), Metin Yücel (Gitar, Vokal, Geri vokal), Cudi Genç (Bas Gitar), Burak Yavaş (Davul), Ozan Erkan (Gitar), Emre Günaydın (Davul), Evren Karakul (Klavye), Ali Can Narman (Bas Gitar, Geri Vokal), Arda Algan (Bas Gitar), Çağlar Aytan (Davul) gibi müzisyenler farklı zaman dilimlerinde gruba dahil olup farklı sebeplerle gruptan ayrıldılar.

Süreç içerisinde katılan yeni üyeler de gruba kendilerinden birçok şey kattılar. Şu an Pilli Bebek’in stüdyo kayıtlarında eklenen farklı enstrümanlar ve müzisyenler dışındaki kemik kadrosunu Cem Kısmet (Vokal, Elektrik Gitar), Emre Yalçıntaş (Elektrik Gitar ve Geri vokal) ve Can Yücel Korkut (Bas gitar) oluşturuyor. Konstelasyonda da kendilerine çellosu ile Hazal Akkerman eşlik etmiş.

Cem Kısmet’e çaldığı enstrümanları sorduğumda ise cevabı şu şekilde oluyor:

“Çocukluk ve gençlik döneminde piyano ve vurmalı enstrümanlara merakım oldu. Alto flüt ve kısmen yan flüt dersleri aldım. Hala çalabildiğim ud ve cümbüş, bağlama, klavye, piyano, 12 telli akustik gitar, akustik ve klasik gitarlar var. Bir de etnik enstrümanların bazılarını dönem dönem elime alıp uğraşmışlığım var. İhtiyaca göre de çaldığım oluyor. Mesela yıllardır akordeon çalmıyordum. Konstelasyon zamanı çellonun yanında uzun sesler çalabilecek bir enstrüman gerektiği için çalışıp akordeon çaldım.”

Bu kadar çok enstrümana verilen ilgi ve emeğin en büyük avantajı ise muhakkak ki besteyi yaparken ortaya çıkıyor. Hatta tek başına bir albüm kaydedebilecek kadar çok enstrüman çalabiliyor, diye düşünüyorum. Cem Kısmet’in mütevazılığı her sohbetimizde ön plana çıkıyor.

Pilli Bebek üyelerinin tercihi de rock starlık yerine doğallıktan yana. Zaten bunu konserlerden tutun da yaptıkları fotoğraf çekimlerine kadar her yerde hissediyorsunuz. Emre Yalçıntaş ve Cem Kısmet’in on dört yıllık dostlukları ise artık tam anlamıyla can yoldaşlığına dönüşmüş. Grup üyelerinin bu samimi iletişim halini ve uyumunu onları sahnede izlerken de hissedebiliyorsunuz.

Cem Kısmet & Emre Yalçıntaş

Pilli Bebek ve teknik ekip Ankara yolunda (Ocak-2022)

İlk albümleriyle ilgili soracaklarım henüz bitmedi. “Uyandırmadan” ismi albümün süpervizörü Turgut Berkes’in fikriymiş. “Uyandırmadan” kelime olarak aslında Hilal’in Şarkısı içinde geçiyor. Ama bunun yanında biraz da “biz sansasyonel bir şey yapmıyoruz, kendi halimizde sadece müzik yapıyoruz. Albüm çıkardık ama uyandırmadan konserlerle devam etmek istiyoruz” mesajı taşıyor. Albüm kapağı ise ressam arkadaşları Nergis Ermin tarafından paintte yapılmış. Tarzı biraz sürrealist. Bu resmin seçilmesi, kapak tasarımını da yapan Turgut Berkesin fikriymiş. Kendisi de uluslararası değere sahip bir ressam, yazar, müzisyen ve çevirmen olan Berkes, vefatına kadar geçen sürede albüme olan katkılarının yanı sıra Cem Kısmet için de eşi bulunmaz bir abi olmuş.

Albümlere dönmeden önce başka konulara da değinmeliyiz. Pilli Bebek’i geçmişte Nüans ya da Z Bar’da dinleyenler zaman zaman rakı bardağıyla solo attığını da bilirler. Bir program gecesi yanında slide yüzüğü olmadığı için rakı bardağı kullanması ara sıra yapılan bir ritüele dönüşüvermiş. Kasket ise kendiliğinden denediği bir aksesuarın hoşuna gitmesi ve genelde bu şekilde sahneye çıkmasıyla ilgili bir durum. İkinci albümleri Olsun’un kapağındaki kasketli bebeğin fotoğrafı ise Oyuncak Müzesi’nde çekilmiş. Eşi Hilal Kısmet’in önerisiyle gittikleri müzede Sunay Akın’la tanışmışlar ve Cem Abi onun da yönlendirmesi ve yardımlarıyla fotoğraflar çekmiş. Aslında kendisinin albüm kapağı olarak düşündüğü fotoğraf farklıymış. Ancak reklam ajansındaki grafiker düzenlemeleri yaparken kapakta kasketli bebek fotoğrafını kullanmış. İnsanın en saf halini temsil eden fotoğraftaki bu bebek zamanla dinleyiciler tarafından çok sevilmiş ve taktığı kasket Cem Kısmet’in kasketiyle özdeşleştirilmiş.

***

Pilli Bebek tüm naifliği ve samimiyetiyle sahnede… Hiç vakit kaybetmeden şarkılar başlıyor. Onlar da biz de öyle özlemişiz ki bu sahneyi. Pilli Bebek sadece söylemek, biz de hiçbir şeyi kaçırmadan dinlemek istiyoruz. Her şarkıdan sonra Cem Kısmet, dinleyenlere içten bir “Eyvallah” diyor. Bu en çok ve en içten kullandığı kelime o kadar ona ait ki, bir kelime olmasına rağmen çok fazla anlam içeriyor. Balkona kadar her yer dolu. Fotoğraf, Berrak, Bu Biçim, Kedi derken Olsun ve Siyah Beyaz şarkılarıyla hepimizin eşlikçiliği doruklara çıkıyor. Uzun zamandır hiç bu kadar çok şarkıyı hele ki böyle bir kalabalıkla son ses söylememiştim. Herkesin şarkıları bilmesi ve hep birlikte eşlik edebilmek muhteşem. Bu sözler, bu besteler nasıl ortaya çıkıyor?

***

Cem Kısmet’e göre bu, aslında kişi neyi ön planda tutuyorsa biraz onunla ilgili.

“Besteyi yaparken ölçüt, ortaya çıkanın farklı olması ya da beğenilmesi ise normal olarak ortaya bunlara yakın bir şey çıkar. Tabi bir de yaptığın işin disiplinini ve bazı formülleri bilip bilmemekle de alakalı bir durum var. Var olan formül aynı zamanda deforme edilerek de yeni bir kod yazılabilir. Tabi bu kodu öncelikle kendinde tecrübe edersin. Kaldı ki her zaman şuraya şu notayı koyayım ya da bunu da ekleyeyim ki formül şöyle dursun gibi bir durum da yok. Bunun yanı sıra belli bir zamana kadar okudukların, yaşadıkların, bildiklerin ya da hissettiklerin de belli bir yaştan sonra bir süzgeçten geçip, katmanlaşıp zenginleşerek genel bir düşünce çatısı oluşturmaya başlıyor. Behzat Ç dizisindeki şarkıların çoğu da, daha evvel ki şarkıların bir kısmı da aşağı yukarı tasarım ilkesi ve bunun deformasyonu üzerine eklemelerle vücut bulmuş olsa da önünde sonunda içinden gelen şeyler de içeriyor. Edebiyatçı örneğinde olduğu gibi; eserdeki şey edebiyatçının başına gelmemiştir. Ancak aslında kitabın bütünü edebiyatçının algısıdır.”

Bende yeri başka olan Olsun şarkısını soruyorum. Bu şarkı beni hem fazlaca hüzünlendiriyor hem de aynı anda pozitif duygularla hayatın güzel olduğunu düşündürüyor. Bu karmaşık duyguları hissedişim Cem Abinin açıklamalarıyla anlamlanıyor:

“O parça, minör bir parça olmasına rağmen majör akorları üzerinde döner. Yani anlatım pasif ama genel yapısı majör akorludur. Ankara’daki yıllarımda ben ve Hilal, Bestekar Sokak’ta oturan halam ve eniştemle çok güzel sohbetler eder, hep birlikte güzel vakitler geçirirdik. Bu şarkının sözlerini yazdığım dönemlerimde çok sevdiğim, paylaşımlarımın çok yüksek olduğu eniştemi kaybettik. Zaten şarkı, albümde onların yani Turgut ve Mihriban Komesli’nin anısına ithaf edilmiştir. Tüm üzüntüme rağmen hayat da bir şekilde devam ediyordu. Şarkıyı kaydedeceğim döneme geldiğimde ise ablamı kaybettim. Ardından da iki yakın arkadaşım vefat etti. İnsan hayatındaki tek mutlak gerçek olan ölüm şarkıya yansıdı. “Olsun” ise annemin bir argümanıydı. Biraz kabul edici, eyvallah gibi bazen olumlu, bazen de olumsuzu geçiştirici bir hali vardı. Temeline inersek belki huzur bulunduğu, belki daha az acıtsın diye söylenen ve edinilmeye çalışılan bir yabancılaşma hali. Hani düştüğünde çocuklara söylenir ya olsun, acımaz, geçer diye… Şarkıda artık çocuk olmadığım için annemin olsun sözünün yetmediği, acıttığı var. Ama bir yandan da kabullenmiş olmanın verdiği rahatlıkla uzunca çektiğimiz bir olsun var.”

Peki ya Erguvan Şenliği şarkısı nasıl yazıldı? Cem Abi küçüklüğünden beri ailede Türk sanat müziği ve Türk halk müziğine oldukça aşinaymış. Okulda hocaların da katkısıyla repertuvarını çok eskilere giden kıymetli eserlerle beslemiş. Toplamda ezberinde beş yüz civarı eser var. “Bu forma yakın yeni bir şey nasıl yapılabilir?” sorusuyla başlamış yazmaya. Mesela yaşadığı mekandan giydiği kıyafete ve nota bilgisine kadar bu terbiyeyi daha çok özümseyen birisi yazsa nasıl hisseder, nasıl yazar? Aklında yetmişli yaşlarda olan bir adam ve eşini canlandırmış. Yaşadıkları evin durumunu, akustiğini, sesin dönüşünü, duvarlarından tavanına kadar hayal etmiş. Sonra da hayal ettiğinin matematiksel karşılığını aramış notalarda ve sözlerde. Bu şarkıyı bir de bu bilgilerden sonra dinleyin. O ev ve içindeki yaşanmışlıkları hayal ederken aldığınız tat daha da katlanabilir.

***

Her şarkının hikayesi, her bestenin duygusu ve her insana hissettirdikleri farklı. Önümüzdeki kalabalıkla hep bir ağızdan şarkılara eşlik ederken sahneden gelen sesin duruluğu dinlediğimizi yaşayabilmemizi de sağlıyor. Eylül Akşamı isteyenlerle Siyah Beyaz’cılar kapışıyor. Siyah Beyaz introsu girdiğinde salondan yükselen alkışlara bakılınca, istekler farklı olsa da herkes durumdan memnun. Dört akorun birbirini 10.05 dakika boyunca kovalayabilmesini dinlemek teknik bir iddiaya şahit olmanın yanı sıra kişiyi duygusal bir trans haline de sokuyor. Hiç bitmesin istiyorsunuz. Bu şarkının varoluş kaynağı, sözlerinin anlamı ise bence dinleyenlerin hayal gücüne ve yorumuna bırakılmalı. Ne de olsa “Şiir yazanın değil ihtiyacı olanındır.”

***

Ankara’da doğan diğer bazı gruplar gibi Pilli Bebek de artık çoğunlukla İstanbul’da bulunuyor. Eskiden Limon’da çalan Manga, Raindog olarak sahne alan Zakkum gibi kemik dinleyici kitlesi bulunan kaliteli grupların şehir değiştirmesini sorguluyorum. Ankara, birikimlerini yüklediği müzisyenlere bir yerden sonra farklılıklar sunmakta yetersiz mi kalıyor acaba? Bu sorunun birden fazla cevabı olabilir.

Cem Kısmet, Ankara’nın tıkanma ihtimali olmadığını ve daha şehrin çok şey yapacağını söylüyor. Bunun sadece müzisyenler için değil diğer sanat dallarında olan başka sanatçılar için de geçerli olduğunu belirtiyor.

Sanatçıları şehrin çocuklarına benzetiyor. Bazı çocukların büyüyüp farklı şeyler denemek için evden ayrılması gibi düşünülebilir, diyor. Başka bir sebep de müzik endüstrisinin Ankara’da çok da yerleşik olmaması. Sektörün gelişmesi ve İstanbul dışı merkezler olması için geçmişte kendisi de oldukça uğraşmış. İşletmeciler arasında birlik sağlanması, festival düzenlenmesi, müzisyenlerin Ankaralı müzik yapımcılarınca desteklenmesi, alternatif mekanlar oluşması gibi düşünceleri yaymaya çalışmış. Ancak merkez olarak İstanbul benimsenmiş olunca ve Ankara camiası da buna meyletmeyince yol alınamamış. Geçmişten günümüze sanatın her dalından çok değerli isimler çıkaran Ankara’nın, yeni nesillerle bu anlamda çok daha bilinçli davranacağını umuyorum.

***

Üstümde, az önce çaldıkları Fotoğraf şarkısının etkileri var. Düşünüyorum. Siyah beyaz bir fotoğrafla başlıyorum. Bakmışsın bir gün batımı olmuşum güneyde ya da bir akşam vaktiyim. Belki ucuz bir şarabın şişesiyim denizde… Yüzüyorum, yüzüyor muyum… Bilmiyorum… Pilli Bebek sonraki şarkıya geçmeden önce belki biraz daha beklemeli. Sindirmeliyim bu sözleri, hazırlanmalıyım sonraki yolculuğa. Daha çok bestelere yoğunlaşan Pilli Bebek’in kendi ruhunu kattığı, kendi tarzıyla yorumladığı şarkılar çok meşhurdur. Malabadi Köprüsü (Selçuk Alagöz), Beyhude (Hümeyra), Bu Biçim (Cem Karaca) gibi tadına doyulmaz şarkılardan birisi olan Haram Geceler (Nilüfer) ile devam ediyoruz yolculuğa.

Grup gümbür gümbür çalmasına rağmen sound o kadar temiz ki mekandaki herkes kendi sesini duyarak şarkıya keyifli bir şekilde eşlik edebiliyor. Haram Geceler, Pilli Bebek’in 16 yıldır editörlüğünü, Behzat Ç.’den beri de yapımcılığını üstlenen Erdem Uyanık’ın önerisiyle yeniden yorumlanmış. Yalnız, Cem Kısmet şarkının sadece ilk kıtasını söylüyor. Çünkü şarkının ikinci bölümündeki sözlerin, kendisinin ağzından duyulabilecek cümleler olmadığını düşündüğü için bu kısmı söylemek istememiş. Eserin yaratıcısı olan Adnan Ergil’de yorumu beğendiği için şarkının bu şekilde söylenilmesini kabul etmiş. Cem Kısmet albümlerin prodüktörü ve aynı zamanda yakın dostu olan Erdem Uyanık’tan özellikle bahsediyor. Erdem Uyanık bir müzik adamı ya da sanatçı olmamasına rağmen kendisini sanatçı haklarını korumaya adamış. Almanya’da yaşarken oradaki besteci meslek birliğinin çalışmalarını takip edip, yurda döndüğünde bu konuda yapılan yanlışlıkları görerek tek başına mücadele etmeye başlamış. Şu anda haklarını savunduğu ve sözleşmeli olarak kendisine bağlı olan doksana yakın besteci var. Birlikte 16 yıldır telif konusunda hukuk mücadelesi yürütüyorlar. Cem Kısmet ve dolayısıyla Pilli Bebek, karşılıklı güvene dayanan ilişkilerinin oluşturduğu özgürlük ortamı sayesinde bu kadar rahat üretebiliyor.

Cem Kısmet daha önce uzun metrajlı dizi olmasa da drama üzerine çalışmış. Tiyatro, belgesel, kısa film müzikleri hazırlamış. Behzat Ç. denilince akla hemen Pilli Bebek geliyor. Dizinin tüm bölümlerini izlememiş olsam da yarattığı etkiyi ve verdiği duyguyu iyi biliyorum. Sıradaki konumuz Behzat Ç. ve Pilli Bebek.

Behzat’ın yerinden kalkması, konuşması, gittiği yer gibi arka planda dönen konularla ilgili olarak konuşurduk. Mesela bir sahnede Erdal konuşuyor. Fonda olması gereken bir müzik var. Karakterin orada nasıl bir ruh hali var? Erdal’ın sesi bas ve oraya çello veya kontrbasla bir kontrpuan yazamazsın.

Dizi başlamadan önceki zamanlarda Erdal Beşikçioğlu’nun DİB Sahne adıyla açtığı bir mekan varmış. Kendisinin teklifiyle Pilli Bebek DİB Sahne’de çalmaya başlamış. Cem Kısmet ve Erdal Beşikçioğlu’nun orada başlayan tanışıklıkları zamanla ilerlemiş. Sahne kapandıktan birkaç yıl sonra Erdal Beşikçioğlu arayıp dizi projesinden bahsetmiş. Dizinin yönetmeni Serdar Akar ve yapımcısı Tarkan Karlıdağ ile de görüşüldükten sonra Pilli Bebek projeye dahil olmuş. Projede kendisini neyin çektiğini sorduğumda cevabı şu şekilde oluyor:

“Genel etik ve ahlak çerçevesinde -tabi bunlar sorguya açık kavramlar- beni cezbeden yönler ve ait hissettiğim yerler oldu. Genel olarak olayların vurgulandığı yerler benim de üzerinde durabilecek olduğum yerlerdi. Bende, bu tekstin kodlarına yardımcı olabilirim, var olanların dışında yeni müzikal kodlarla yazabilirim düşüncesi oldu. Müzik ve yapacağım zaman planlaması için sahne dizimini görmek amacıyla bazen montaja giderdim. Müziği oluşturmak için özellikle sorardım. Behzat’ın yerinden kalkması, konuşması, gittiği yer gibi arka planda dönen konularla ilgili olarak konuşurduk. Mesela bir sahnede Erdal konuşuyor. Fonda olması gereken bir müzik var. Karakterin orada nasıl bir ruh hali var? Erdal’ın sesi bas ve oraya çello veya kontrbasla bir kontrpuan yazamazsın. Çünkü aynı frekanstalar. Bunun gibi birçok teknik çözümlemeler de kullandım.”

Dizide Akbaba karakterini canlandıran Berkan Şal ve Cem Kısmet’in tanışıklıkları da eskiye dayanıyor. Berkan Şal, Pilli Bebek’in on altı sene tonmaysterliğini yapmış. Harun’u canlandıran Fatih Artman gibi o da Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro bölümünde okuyormuş. Kısmet, Berkan Şal’ı DİB Sahne’de sahnelenmesi planlanan oyunlar için Erdal Beşikçioğlu’na önermiş. Sonraki süreçte Erdal Beşikçioğlu ve Berkan Şal birlikte bazı oyunları sahneye koymaya başlamışlar. Belli ki Behzat Ç. ekibinin yönetmeninden senarist, müzisyen ve oyuncularına kadar çoğunun tanışık olması ilerleyen süreçte başarıyı da beraberinde getirmiş.

***

Zamanla daha da geliştirilen Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi’nin bu kadar sevilmesinin nedenlerini sorguluyorum. Diziler çoğunlukla İstanbul’da çekilir. Özneleri ya da konuları birbirlerinden farklı olsa da aslında çoğu oldukça tanıdık gelir. İstanbul aklına geleni söyler, gösterir. Ankara ise İstanbul’a inat herkesle mesafeli görünür. İçine kapanık bir insanı o mesafeyi aşıp tanımaya başladığınızda içinde kocaman bir dünya olduğunu görürsünüz ya o misal. Siz tanımak istemezseniz kendisini tanıtmaz. Seven çok sever ve vazgeçemez, sevmeyen de tanımaya çalışmak bile istemez. Behzat Ç. belki de bu şehri ve onunla yaşayanları anlamaya çalıştı. Sahiplendi, onun dilinden konuştu. Bazen içimizde kalanları ortaya çıkardı, bazen kızdı, ağladı, bazen haykıramadığımız ses oldu bağırdı, bazen de delicesine savundu. Bunlar doğallıkla birleşince Behzat Ç. de dizinin ana karakteri olmaktan çıkıp tabiri caizse bir halk kahramanına dönüştü.

***

Cem Kısmet “Ankara düşünür ama dışavurumunu genelde İstanbul yapar. Ankara aslında tam olarak neyin işlenebileceğinin bilinemeyeceği bir yerdir. Ama Ankara’nın ortalama bir memur hayatını veya düşük burjuva hayatını bir kazanda kaynatabilmiş bir edebiyat gücü var Emrah Serbes’in. Emrah’ın o anlatım biçimini uzun yıllar dostluğunun olduğu senarist Ercan Mehmet Erdem yürüttü. Dolayısıyla onların bu yüklü ilişkileri, eskiden birbirini tanımanın verdiği tecrübe ve buna ilişkin geliştirilen rahatlık, bunların sonucunda uyum ve uyumun getirdiği konfor oluştu. Sonrasında biz de biraz daha geniş düşünerek bunu geliştirmeye çalıştık,” diyor.

***

Mesafeler çok yakın olunca bu sanatsal etkinliği paylaştığınız insanları da istemsizce gözlemlemeye başlıyorsunuz. Öyle ya, birlikte şarkı söylüyorsak birbirimizi az çok tanımalıyız. Yakınımızda duran insanlar bizden genç ve neyse ki çoğunun sesi rahatsız edici değil. Dikkatimiz yakınımızdaki sevimli genç kıza kayıyor. Kendi kızımıza benzetip büyüdüğünde tarzı böyle mi olur, diye düşüncelere dalarken Kızım şarkısının devreye girmesi hiç de iyi olmadı. Çünkü ne zaman dinlesek gözlerimizin dolmasını engelleyemiyoruz. Genç kıza sarılmamız an meselesi. Diğer darbeyi de yanındaki gencin erkek arkadaşı olduğunu anladığımız an yaşıyoruz. Neyse ki yakıştıklarına kanaat getirip bu yüksek dalgalı ebeveynlik hallerini bir kenara bırakıyoruz.

Cem Abinin de çok tatlı küçük bir kızı var. Adı Neva. Ancak Kızım şarkısını yaratırken henüz baba değilmiş. Behzat Ç.’nin unutulmaz şarkılarından birisi olan Kızım öyle duygusal, sözleri içinize öylesine dokunuyor ki dinleyenlerden kimi kızını düşünüyor, kimi babasını özlüyor. Cem Kısmet dizinin senaryosunu öyle özümsemiş ki şarkıları bazen Behzat Ç. söylüyor gibi hissediyorsunuz. Bu durumu şöyle açıklıyor:

“Dizi yayınlanmadan önce senaryoyu okurken Behzat’ın duygulanımlarıyla ilgili çok uzun bir süreç geçirmiştik. Bu adam ne yer, ne içer, neye baktığı zaman ne görür, nasıl duygulanır gibi durumlar aklımda oturmuştu. O anlamda Behzat’ın içindeydim. Kızım, Sayende, Delilik dizinin master parçalarıdır. Ama Kırmızı ve Delilik özellikle dizinin konseptinin anlatılması için en kapsayıcı parçalardır. Sayende Behzat’ın sonradan tanıştığı kızıyla arasında geçen daha özel bir mevzudur. Delilik Behzat’ın iç dünyasıdır. Ama Kırmızı, Behzat Ç.’nin tümünün yani konseptinin üzerine kendisinin ağzından çıkan laflar gibidir. ‘Bu gördüğün cüretkar tavır/Arkasında kaç kahır saklıyor/ Ana caddeye açılan sokaklardan değilim/Bana hiç değişmeyen şeyler kalıyor/…Hiçbir şey şaşırtmaz beni/Hayat mıdır, zaman mıdır, bilmem…’ diyerek aslında kendini anlatır.

Bu yazdığım sözlerin, şarkıların benim yaşamımdan kesitler olduğu, yaşadığım acıları ya da çektiğim sıkıntıları yansıttığı düşüncesi aslında tarihten beri süregelen müzisyenden tasarımcı değil de ozanlık beklentisi halidir. Edebiyat eserlerinde de böyledir. Edebiyatçı kurgusal bir dünya yaratır. Bu dünyada anlatılan karakterler, yazılan sözler aslında edebiyatçının kendisi değildir ama o kitabın bütünü edebiyatçının içidir. Yani oradaki bütünden bir çıkarım yapmak söz konusu olabilir. Tabi işin içine bir de sinema ve yönetmenin bakış açısı girince durum daha da farklılaşır. O zaman ben buna paralel bir anlatım mı kurayım yoksa tamamen bir kontrast üzerinden mi buradaki durumu yönlendirip anlamı güçlendirmeye çalışayım, bunlar bile kendi içinde bir sürü bileşen ortaya çıkarıyor.”

Cem&Neva Kısmet

Pilli Bebek’in belli bir kesime hitap etmemesi sebebiyle dinleyici profili oldukça geniş. Özellikle rock ve heavy metal kökenli Y Kuşağının zaten yakinen bildiği bir gruptu. Behzat Ç. ile birlikte gelen yoğun talep kemik kitleye eklemlenen yeni dinleyiciler de yarattı. Grubu alıp bir yerden bir yere götürmese de var olan kemik kitle bir nevi güncellendi. Behzat Ç., Pilli Bebek’in yaptığı müziği çok beğenecek ancak yaşı ya da dinlediklerinin farklı olması sebebiyle onu duyamamış, karşılaşamamış olan insanlara ulaşması açısından önemli. Tabi diğer yandan bir dizi ya da film için senaryo, oyuncular veya yönetmenin başarısının yanında müzikleri de onun ruhunu yansıtır. Yani burada adaptörlerden birisi de Pilli Bebek.

Mesela diziyi duymuş ancak izlememiş olduğum zamanlarda en çok dikkatimi çeken ve çoğu kişi gibi beni de diziyi izlemeye yönelten şey öncelikle Pilli Bebek’in orada olan varlığıydı. Cem Kısmet bunu şu sözlerle onaylıyor:

Behzat Ç. öncesinde açtığımız Facebook hesabının ilk ay 16 bin takipçisi oldu. İlk etapta bu sayıdaki insanın sahiplendiği Pilli Bebek’in orada bulunuyor olması, takip edenler içinde yazan-çizen insanlar barındırması dizi için de bir hareket yarattı. İlk defa bir Türk dizisinde bas gitarlı, heavy metal ya da orkestra soundlu bir şeyler yapılması dikkat çekti. Bazısının dikkatini blues kafasıyla çalınmış gitar çekerken bazısının piyano armonisinde yaptığım şey, bir başkasının ise orada yer alan otantik bir ezgi çekti. Bazısı da kendine ait görmediği taraflara eleştirel bakmaya devam etti.”

Pilli Bebek çok röportaj veren bir grup değil, 2005 yılında yapılan medya tanıtımı ve birkaç kısa röportajları var o kadar. Yola, pandemi sürecinde de olsa bir şekilde Cem Kısmet’le kendisini, müziğini, sözlerini ve Pilli Bebek’i konuşmalıyım diye çıkmıştım. Çıktığım yol beni ailecek katılım sağladığımız, birkaç akşam uzun saatler boyu süren ve müzikten edebiyata felsefeden tarih ve sinemaya uzanan muhteşem sohbetlere götürdü. Sohbetler sonucunda ortaya çıkan okuduğunuz bu cümleler bir bakıma Pilli Bebek külliyatının doğru bilinip şekillenmesinde bizim için de oldukça anlamlı. Cem Kısmet ve Emre Yalçıntaş pandemide de üretmeye devam ettiler. Ortak besteleri olan Mavi Sahne ile Kızıl Gerdan bu dönemde dinleyicilerle buluştu.

Pilli Bebek’in konserleri, şarkı aranjeleri, müzikal üretimler ve kayıtları, dizi ve film müziği projeleri devam edecek. Zamanla demlenecek olan projeleri düşünmek bile heyecan verici.

2022 sonlarına doğru sahneye taşımayı düşündükleri yepyeni bir performans hazırlığı içerisindeler. Şimdilerde gündemlerinde, Behzat Ç.’nin dördüncü sezon haberi ile gelen yoğun görüşmeler ve sonrasında henüz tam olarak netleşmemiş de olsa yeni sezon dizi müziklerinin yapılması konusu var.

Tabi bu yoğunluğun yanı sıra Cem Kısmet’in bir de ev yaşamı var. Onun en kıymetlileri kızı Neva ve eşi Hilal. Hilal Kısmet aynı zamanda Pilli Bebek’in menajerliğini yapıyor ve sosyal medyasını yönetiyor. Cem Kısmet onun için “Birçok kişinin, müzisyenin hayatında olan kadın kahraman bende Hilal’dir. Bugün var isem, yaşıyorsam onun sayesindedir,” diyor.

Bu Ankara akşamında Pilli Bebek konseriyle içsel dünyamıza derin bir yolculuk yaptık. Bir şarkıda yirmili yaşlarımızın başlarında çocuk düşlerimizi yaşatmaya çalışan el ele iki sevgiliyken, diğerinde erken ölümlerin ardından kendimizden gülümseme bekleyen yetişkin iki ebeveyn olduk. Her halükarda yüzümüzdeki tebessüm içimizi ısıttı. 1997’de Nüans Bar’da nasıl hissettiysek 2022’de de o samimiyeti ve müziklerindeki duyguyu öyle derin hissettik. Birlikte, Pilli Bebek’le dolu daha nice sohbetlerimiz olsun.

“Eyvallah” Cem abi.


* (1.Trabzon’da bir semtin adı. 2.Rumca kıyı, kenar anlamına gelen bir kelime)

Turgut Berkes’e saygıyla…

Harika sohbetleri ve içten paylaşımları için Cem Kısmet ve Hilal Kısmet’e, değerli katkıları ve desteği için Murat Çayır’a teşekkürlerimle.

Bir Cevap Yazın

Tommie Smith ve John Carlos Spor

Cehennemde iki devre: Spor ve ırkçılık

İlk Devre: Kıvılcım Takvimler 1936 yılının yaz mevsimini gösterirken Berlin, olimpiyat tarihinin belki de en ilginç oyunlarından birine ev sahipliği yapıyordu. Hitler, uluslararası kamuoyunun, birçok...


Kent

Su Perileri’nin yeniden dans etme ihtimali üzerine

“Heykel” Heykeli ilk ne zaman fark ettim, bilmiyorum. Ankara’ya ilk geldiğim 1995 Ekim’inde Farabi Sokak’taki evimizden, okuduğum üniversitenin servis duraklarının bulunduğu Tunus Caddesi’ne giderken önünden...