KentHafızaMimari

Bir Zamanlar Atatürk Orman Çiftliği’nde

İlkokul yıllarında baharın gelmesiyle artan enerjimiz ve yaz tatilinin yaklaşıyor olmasının verdiği mutlulukla okul bahçelerinde oyun oynayarak geçirdiğimiz zamanlar çoğalırdı. O günlere neşe ve heves katan şeylerden birisi de okul gezileri olurdu. Ankara’nın yakın illerine geziler düzenlenir, Ankara’daki müzeler gezilir, sınıfça gidilen pikniklerde oyunlar birbirini takip ederdi. Okulların en çok tercih ettiği piknik alanının başındaysa Atatürk Orman Çiftliği gelirdi.

Fotoğraftaki fillerden birisi olduğunu düşündüğümüz Şirin’in hikayesi için Lavarla.

Atatürk Orman Çiftliği demek bizim çocukluğumuzda hayvanat bahçesi, sınıf piknikleri ve AOÇ dondurması demekti -ki o zaman bu dondurma sadece çiftlikte satılırdı ya da biz öyle bilirdik. Birçok hayvanı AOÇ’de görmüş hipopotama hayretlerle bakmış, zürafalara hayran kalmıştık. Bu noktada belirtmem gerekir ki amacım hayvanat bahçelerini güzel göstermek değil. Hayvanların kafeslere kapatılarak doğal hayatlarından ve çevrelerinden kopartılıp insanların seyrine sunulduğu bir sistemi doğru bulmuyorum. Yapmaya çalıştığım, Atatürk Orman Çiftliğini çocuk gözlerimizle gördüğümüz şekliyle hatırlatmak ve o haliyle hayalinizde canlandırmak.

aoç hayvanat bahçesi 1990'lar

Ve büyüdük… Belki birçok okulun bahçesindeki ağaç sayısı azaldı oyunlar oynadığımız bahçeler asfaltla kaplandı. Okul bahçeleri gibi çocukluğumuzun Ankarası da değişti. Belki de artık ilkokuldaki öğrenciler için Atatürk Orman Çiftliği market reyonlarındaki bir isimden ibaret.

İlerleyen yıllarda Atatürk Orman Çiftliği’nin hayvanat bahçesinden ibaret olmadığını koca bir dünya olduğunu öğrendiğimde bunca yıl bilmemiş duymamış olmanın şaşkınlığını yaşadım. Bize Atatürk’ün traktör üstündeki resmiyle öğretilen nasıl bir bataklıktan bir ormanın kurulduğu ve burada birçok tarımsal ürünün yetiştirildiği, hayvancılık yapıldığı ve halkın üretime özendirildiği olmuştu. Kimse Avusturyalı bir mimardan ve AOÇ’de modern bir kentin ilk adımlarının atıldığından bahsetmemişti. Çoğu kapatılan artık kullanılmayan atıl durumda bırakılan fabrikaları, Cumhuriyet tarihine tanıklık etmiş yapılarıyla Ankara’nın göbeğinde bir dünya vardı aslında.

‘Kent belleği’ kavramını bu ara sıkça duyuyorsunuzdur. Kentler belleklerini kaybediyor deniliyor. Kentlerin belleklerini kaybetmesi size bir şey ifade etmiyor olabilir, aslında şöyle demek daha anlaşılır: O kentte yaşayanlar olarak bizler belleklerimizi, anılarımızı kaybediyoruz. Atatürk Orman Çiftliği de Ankara’nın ve Ankaralının belleğinde önemli bir yere sahip ve artık sadece anılarımızda kalan değerlerimizden birisi.

Ankara’da büyümüş olanların hatıralarında ve fotoğraflarında kalan, Ankara’ya son yıllarda gelenlerinse hiç deneyimleyemediği Atatürk Orman Çiftliği’ni gelin daha ayrıntılı inceleyelim.

Bu fotoğraf ODTÜ Mimarlık Fakültesi AOÇ Araştırmaları sayfasından alınmıştır.

5 Mayıs 1925 tarihinde, Ankara’nın bataklık ve çorak olan bir alanı kurutularak ve tarım için ıslah edilerek tarımsal üretimde öncü olacak bir çiftlik kurulması amaçlanmış ve bugünkü adıyla Atatürk Orman Çiftliği olan Gazi Orman Çiftliği kurulmuştur. Tarım, endüstri, üretim, eğlence mekanlarıyla Atatürk Orman Çiftliği, Türkiye’nin ve Başkent Ankara’nın modernleşme projesinde büyük rol oynamıştır. Ekonomik, kültürel ve sosyal değerleri içinde barındıran bu alan, kentlilerin birlikte zaman geçirebileceği kamusal bir kent çiftliği olarak tasarlanmış ve Cumhuriyet’in modern kent yaşamının üretim araçlarından biri olmuştur. (TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi)

Atatürk Orman Çiftliği’nin kurulduğu yıllar, Cumhuriyet’in ilanı ile birlikte yeniden imar edilmesi gereken bir ülkede ve başkentte yapılacak mimari faaliyetler için Batılı mimarların desteğine sıkça başvurulan bir döneme denk gelmektedir. Atatürk Orman Çiftliği’nin planlanmasında, Gazi Lisesi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Türk Hava Kurumu gibi Ankara’daki birçok yapıda da imzası bulunan Avusturyalı mimar Ernst Egli etkili olmuştur. Egli, bu planlama görevini doğrudan Atatürk’ün kendisinden almıştır. Erken Cumhuriyet döneminde kamusal alan tasarımlarında görülen rasyonel ve fonksiyonel çözümleri kullanan Egli, Çiftlik için çağdaş bir yerleşke planı tasarlamıştır. Tamamı uygulanamasa da bu tasarım, Atatürk Orman Çiftliği’ni, modernleşme projesinin küçük bir kentsel modeli olarak düşünmeyi daha da kaçınılmaz hale getirmiştir. (TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi)

1936 yılında Egli, Jansen ile birlikte Atatürk Orman Çiftliği içinde merkezi bir konumda yer alan Bira Fabrikası Kompleksi’ne ve çevresine odaklanan bir planlama çalışması yapmıştır. Bu komplekste yer alan ve 1936-37 yıllarında projelendirilen yapıların tümü (Bira Fabrikası, Memur ve İşçi Konutları, Ülkü Evi, Hamam ve Lokanta) Egli’nin tasarımıdır.

Bira Fabrikası: Ankara Birası

Cumhuriyet’in ilanından önce Türkiye’de çok da tüketilmeyen biranın, Cumhuriyet Dönemi’nde insan sağlığına zarar veren ağır içkiler yerine tercih edilmesini sağlamak amaçlanmıştır. Biranın hafif bir halk içkisi olarak yaygınlaştırılması, aynı zamanda ziraat alanında da yeni bir gelir kaynağı olması amacıyla 1934 yılında bira fabrikası kurulmuştur.

Egli, bira fabrikasının tasarlanması konusunda Viyana’daki Fermentasyon Endüstrisi Teknik Okulu‘ndan Prof. Kluger‘den danışmanlık almıştır. Bira fabrikasının donanımları, o zamanki Çekoslavakya’nın Skoda firmasından alınmıştır. (Goethe Institut)

Bira Fabrikası Memur ve İşçi Konutları

Çalışanlar için kolay ulaşılabilir ve rahat yaşanabilir mekan teminine, yani çalışanların memnuniyetini sağlamak dolayısıyla fabrikadaki verimi ve kaliteyi artırmak için gerekli olan işçi konutları eksikliğine, 1936 tarihli yazışmalarda fabrika ile eş zamanlı çözüm arandığı görülmektedir. Çiftlikteki başlıca sorunlardan biri olan barınmayı konutlar ile çözmeye çalışmanın ötesinde, konutun kaliteli ve çağdaş yaşam çevresi nesnesi olarak ele alındığı görülmektedir.

Bira Fabrikası Memur ve İşçi Konutları, Egli’nin plan tipini “Şekil A” olarak adlandırdığı dört bağımsız tek konut (Çiftlik yöneticileri için); plan tipini “Şekil B” olarak adlandırdığı iki aile için dokuz ikiz konut (diğer çalışanlar için); ayrıca bunların güneyinde tiplerini “Şekil C ve D” olarak adlandırdığı ikişer katlı iki blok konuttan oluşmaktadır. Eşit aralıklarla yerleştirilen ve geniş birer bahçe içinde yer alan konutlar mimari özellikleri ile çağdaş bir fiziksel çevre oluşturmanın yanında, önlerindeki bahçe ile çalışanların yaşam alışkanlıklarına uygun birer ortam sunmaktadır. (Leyla Alpagut)

Bira Fabrikası Hamamı

Yerleşkenin en ilginç yapılarından birisi olan Bira Fabrikası Hamamı, fabrika ve konutlar ile birlikte tasarlanan kompleksin bir parçasıdır. Egli tasarımında genel olarak Osmanlı hamamının karakteristik şemasına bağlı kalmakla birlikte, malzeme-teknik kullanımında 1930’lu yılların modern ve kısmen kübik mimarlık anlayışına uymuş, su ve ısıtma sisteminde geleneksel hamamlardan farklı olarak teknolojinin olanaklarından yararlanmıştır. (Leyla Alpagut)

Kuzey-güney doğrultusunda uzanan dikdörtgen kütleli yapı, Türk Hamamı şemasına uygun bir anlayışla, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık olmak üzere yan yana sıralanan üç bölümden oluşturulmuştur. Günümüzde oldukça harap durumda olan bu yapının hangi tarihten itibaren atıl olduğu bilinmemektedir.

Atatürk Orman Çiftliği’ni, Egli’nin öngördüğü şekli ve 1937-38 yıllarındaki haliyle deneyimlemek isterseniz Yalçın Yılar ve Kamran Farshchi’nin tasarlayıp gerçekleştirdiği “Atatürk Orman Çiftliği (1925-1937)” animasyonunu izleyebilirsiniz. Çiftlik ve yapıları hakkında detaylı bilgi için ise kaynaktaki makalelerden ve sitelerden yararlanabilirsiniz.

Kaynaklar:

TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ BİRA FABRİKASI KOMPLEKSİ TESCİL ÖNERİ RAPORU,2013.
Leyla ALPAGUT, ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ’NDE ERNST EGLI’NİN İZLERİ: PLANLAMA, BİRA FABRİKASI, KONUTLAR ve “GELENEKSEL” BİR HAMAM, METU JFA, 2010/2
Goethe Institut
ODTÜ Mimarlık Fakültesi AOÇ Araştırmaları

Teşekkür Notu: Fotoğraf albümlerini karıştırıp, yukarıdaki güzel fotoğrafları benimle paylaşan mükemmel editörlerimiz Hande ve Gülce‘ye teşekkür ediyorum. Fotoğraflar editörlerimize ve ailelerine aittir, hakları saklıdır, lütfen izinsiz kullanmayınız.

Bir Cevap Yazın

Hemhüm Mescidi (Cami) Kent

Ankara’da An’ı Yakalamak

“Ankara’nın en çok İstanbul’a dönüş yolunu sevdim.” Yahya Kemal Beyatlı Her Ankaralının ömründe en az bir kez maruz kaldığı bir sorudur: “Ankara’da deniz yok, nasıl...



Kent

Kimler Geldi Kimler Geçti

Anadolu, en çok ayak izinin bulunduğu topraklardır. Hem kadimliği, hem verimliliği, hem de çeşitliliğiyle bu topraklar her zaman insana kucak açmıştır. Anadolu üzerinde kimi zaman...