Pusu'laGeziÇocuk

Bir çocukla müze gezmek: Ankara Resim ve Heykel Müzesi

Salgın sürecinin zorlu koşulları başlamadan gezdiğimiz son müze Eskişehir OMM ve son sergi de Erimtan Arkeoloji Müzesi’nde Marcus Craf küratörlüğündeki Artifex Ludens: Sanatla Oyun sergisiydi. “Nerede kalmıştık?” diyecek kadar üzerinden zaman geçti. Evlerde kaldığımız süre boyunca her şeyin normale döneceği günleri, sergi ve müze gezmeyi umutla bekledik. Hayat; iyi ya da kötü, zor ya da kolay dediğimiz her şeyin geçici olması değil midir? Gün geldi, salgın nedeniyle yaşadığımız zorluklar da geçti. Sonunda özlediğimiz şeyleri yapabileceğimiz günleri yaşamaya başladık. Biz de hayat normale dönünce kızımla birlikte ilk müze gezimizi planlayıp Ankara Resim ve Heykel Müzesi’ni gezdik.

Kültür ve Turizm Bakanlığı/AA, 26 Aralık 2020

Peki, neden ilk gezi için İstanbul’dan Ankara’ya gitmiştik? Salgın sürecinde Pusula 2 için çalışan ekipteydim. Hazırlık yaparken hem müzenin önemini fark etmiş hem de yenilendiği bilgisine ulaşmıştım. Bu nedenle Ankara Resim ve Heykel Müzesi’ni hemen görmek istedik. Hem müze gezmeyi özlediğimizden hem de birbirinden değerli eserlerin etkisinden, büyülendiğimizi rahatlıkla söyleyebilirim. Neden büyülendik? Bu müzeyi özel yapan şeyler neler? Öncelikle tarihi önemine biraz bakalım.

Cumhuriyetin ilklerini barındıran mimari bir değer

Müze binasının özellikleri bile saymakla bitmez. Bina “I. Ulusal Mimarlık Akımının” en güzel örneklerinden kabul edilen tarihi bir özelliğe sahip. Selçuklu, Osmanlı ve Çağdaş Türk mimarisinin senteziyle Yüksek Mimar Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından 1927-1930 yılları arasında tamamlanmış. Bu kadar eski bir bina olduğu için de tarihi açıdan birçok ilke ev sahipliği yapmış. Bunlar;

  • 1927 yılında Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi ilk kez bu binada okundu.
  • 1933 yılında ilk Türk Dil Kurultayı Atatürk’ün başkanlığında bu binada yapıldı.
  • 1933 yılında 10. Yıl Marşı ilk burada seslendirildi.
  • İlk Türk Operası “Özsoy” 1934 yılında bu binada sahneye konuldu.

Ayrıca, Cumhuriyet dönemindeki ilk konser, ilk opera gösterisi ve ilk tiyatro oyununun sahnelendiği bir kültür merkezi olan müze, 400 kişilik görkemli konser salonunda sanatseverlerin merakla takip edeceği programlara günümüzde de ev sahipliği yapıyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı/AA, 26 Aralık 2020

Müze binası yıllar içerisinde farklı amaçlarla kullanıldıktan sonra 1976’da Milli Eğitim Bakanlığından Kültür Bakanlığına dört değerli tabloyla -Osman Hamdi Bey’in Silah Taciri, V. Vereshchagin’in Timur’un Mezarı Başında, Zonaro’nun Genç Kız Portresi ve Emel Cimcoz’un Türk Çocuğunun Atatürk’e Şükranı– birlikte geçiyor. Bu eserler müze koleksiyonunun da ilk parçaları. Müze, geçiş sonrası Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından 2 Nisan 1980 tarihinde törenle hizmete açılmış.

Tablo: Türk Çocuğunun Atatürk’e Şükranı, Emel Cimcoz

Müze koleksiyonunda çok değerli 2 bin 780 resim ve 226 heykel var. Ayrıca, Türk süsleme sanatları, seramik, özgün baskı, karikatür, fotoğraf ve etnografik unsurlarla birlikte toplam 3 bin 629 eseri bünyesinde bulunduruyor. Bu seçkin koleksiyon sayesinde; müzeyi gezen sanatseverler, farklı dallarda Türk sanatının gelişim sürecini, inceliklerini, farklılıklarını gözlemleme imkanı buluyor, diyebiliriz. Seçkin koleksiyonu ve tarihi önemi açısından Ankara Resim ve Heykel Müzesi, Türkiye’nin en önemli sanat müzesi olarak kabul ediliyor.

Restorasyon sonrası ziyaretçi deneyimi

Tarihi önemine ilave olarak ziyaretçileri bekleyen değişikliklerden de biraz bahsedelim. Genel olarak başarılı geçen bir restorasyon süreci sonrası 28 Aralık 2020’de yeniden hizmete açılan müzenin 14 salonunda daimi eserler sergilenirken, güncel sergiler için de ayrı alanlar bulunuyor.

Müzeye girince ilk dikkatimizi çeken şey; çanta dışındaki tüm eşyalarımızı bırakmamızın söylenmesi oldu. Daha önce pek çok müze gezmiş olmamıza rağmen ilk defa karşılaştığımız bu durum, içeride çok özel eserler göreceğimizi düşündürdü. Eşyalarımızı bunun için ayrılmış olan dolaplara bırakıp girişimizi yaptık ve hemen girişin sağ tarafında bizi, “Koyunoğlu Salonu” karşıladı. Eskiden tek mekan olarak kullanılan bu bölüm, restorasyon sonrası birimlere ayrılmış ve yeni sergileme alanları yaratılmış. Girer girmez sol duvar, müze tarihçesi ve tanıtımı için kullanılmış. Sağda, eskiden müze yönetimine ait odaların olduğu kısımlar da sergi kapsamına alınarak, yapının mimarı Arif Hikmet Koyunoğlu hakkında bilgiler içeren bir bölüm oluşturulmuş. Bu kısımda Koyunoğlu’nun TRT’ye verdiği röportajın izlenebileceği bir sinevizyon odası da yapılmış.

Yukarıda, merdivenlerden çıkar çıkmaz Şeker Ahmet Paşa Sergi Salonu ve hemen yanında da Osman Hamdi Bey Salonu bulunuyor. Her iki salonda da hem salona adını veren sanatçıların eserleri hem de temsil ettikleri döneme ait çeşitli eserler sergileniyor. Bu iki salonun yanındaki Hoca Ali Rıza Salonu’nda ise; Halil Paşa’nın ve Şevket Dağ’ın resimleri kırmızı duvarlarda sergileniyor. Ardından koyu mavi iki salona doğru devam edip İbrahim Çallı ve Ali Çelebi Salonları ziyaret ediliyor. Orta salon “Fikret Mualla” ve en son salon ise “Orhan Peker Salonu” olarak isimlendirilmiş.

Salonların eskiden olduğu gibi “U” şeklindeki tasarımı korunurken, salon duvarlarında farklı ve de mavi ve kırmızı gibi vurucu renklerin kullanılması yenilik olarak karşımıza çıkıyor. Kullanılan renkleri eleştirenler olmuş fakat biz genel olarak beğendik.

Yaklaşık üç yıl süren restorasyon süreci sonrasında hem bina hem de deponun gözden geçirilmesi ve yapılan değişikliklerin çoğu olumlu karşılanmış olsa da eleştirilebilecek bazı noktalardan bahsetmek mümkün. Mesela; sanat alanında herhangi bir uzmanlığı olmayan, sade bir sanatsever olarak eserlerin çok üst üste, yan yana sergilenmesini biraz yorucu bulduğumu belirtmeliyim. Bu durum bilgi kartlarının okumasını da zorlaştırıyor. Ayrıca eserler üzerinde kullanılan parlak ışık bazı eserleri eğilip bükülerek, açı değiştirerek izlemek durumunda bırakıyor. Belki bir eleştiri de bazı tabloların yüksekte sergilenmesine dair yapılabilir. Pek çok müzede resimler ortalama insan boyuna göre makul bir yüksekliğe -mümkün olduğunca da- tek olarak asılırken burada hem yüksekliğin fazla olması hem de birden fazla resmin sergilenmesi karmaşıklığa neden oluyor. Yüksekte olan eserler layıkıyla izlenemiyor. Karmaşıklık bütün eserlere yeterince zaman ayırmayı da engelliyor.

Bu olumsuzluklar zamanla çözülebilir, çözülmese bile önemli olan böylesine önemli bir müzenin varlığını koruması ve eserlerin kıymetinin bilinmesi. Müzede bulunan yaklaşık 3 bin 600 eserin, 258’i sergileniyor, genel olarak bakıldığında seçilen eserler -ve neredeyse kronolojik yerleşim sayesinde- Türk Resim Sanatını bir bütün olarak görebilme olanağı sunuyor. Bu durum oldukça etkileyici. Tek seferlik ziyaret ya da kısa bir zaman ayırmak yeterli olmayacaktır. Biz yaklaşık üç saat kaldık ama tekrar gitmemizi gerektirecek kadar eksiğimiz olduğu hissiyle ayrıldık.

Notlar:

  • Osman Hamdi Bey, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Fikret Mualla, Abidin Dino salonları başlıca ziyaret edilmesi gereken salonlar.
  • Müze ziyareti ücretli. Müze kart geçerli. Müzenin otoparkı var.
  • Zaman ayırıp gezmek isteyenler için Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nin yanında Etnografya Müzesi’nin bulunduğunu da belirtelim

Bir çocukla müze gezmenin incelikleri için: Bir çocukla müze gezmek: Öneriler ve kurallar

Bir Cevap Yazın



Pusu'la

Artifex Ludens – Sanatla Oyun Sergisi

“Başlangıç noktamızı anlamamız, gelişimin farkına varmamız ve de hayaller kurabilmemiz için müzeler hep olmalıdır,” düşüncesini destekleyen Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi‘nin özellikle çocuklara geniş imkanlar...

Pusu'la

Çocuk Gözüyle Varşova

Polonya’nın tarihi dendiğinde hep derin acılar, yıkımlar ve toplu ölümler akla geliyor. Schindler’in Listesi, Piyano gibi filmleri seyretmiş olanlar II. Dünya Savaşı’nda Polonya’nın nasıl bir...