Pusu'laRöportaj

Bahar Çakırhan ile Cumhuriyet Müzesi üzerine

Sizi belki daha önce adını duyup ziyaret edemediğiniz belki bir veya birden fazla defa severek gezdiğiniz ya da belki de hiç bilmediğiniz serin, güneş ışığı almayan ve çok da kendini belli etmeyen gizemli bir mekana davet ediyorum. Ancak bu davetin asıl ev sahibi ben değilim, Cumhuriyet Müzesi ve ona bağlı olarak geçtiğimiz sene bizlere kapılarını açan Sığınak’ın özverili müdürü, Sayın Bahar Çakırhan. Bu samimi ve bir o kadar da bilgilendirici sohbetimizde, hem birbirinden kıymetli ve çok katmanlı iki kültürel mirasımızı hem de müzeciliği genel hatlarıyla konuşurken biraz da kendisini tanımış olduk. Şimdi, sizleri Cumhuriyet Müzesi’nin bahçesinde, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’ne komşu Sığınak’a davet ediyoruz, keyifli okumalar!

Merhabalar Bahar Hanım, ilk olarak klasik bir başlangıç belki ama kendinizden ve yaptığınız işten bahsedebilir misiniz?

Merhabalar. Bahar Çakırhan ben. Gazi Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünden mezunum. 18 yıl önce Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde göreve başladım.  Kültür Bakanlığı’nın çeşitli birimlerinde görev yaptım. Son 9 yıldır ise Cumhuriyet Müzesi müdürlüğü görevini yürütüyorum.

Vedat Tek, Birinci Ulusal Mimarlık Akımı, II. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Merkezi Antlaşma Teşkilatı Genel Merkezi ve Cumhuriyet Müzesi gibi pek çok katmana sahip, günümüzde müdürü olduğunuz bu mekanın önemini aktarmak için elbette ki sorum yetersiz kalacaktır fakat müzenizin bizler için olan değerini bir de sizin cümlelerinizle öğrenmek isterim.

Tüm Türk halkı için ayrı bir önemi ve değeri olduğu şüphesiz. Son 9 yıldır evimden çok bu müzede zaman geçirdim. Takdir edersiniz ki evim gibi oldu. Ben ve çalışma arkadaşlarım çok emek verdik ama verdiğimiz emekle gurur duymak ayrı bir haz tabii. İçinde bulunan eserlerin yanı sıra müze binasının kendisi de bir eser. Ziyaretçilerimiz aslında bir eserin içerisinde dolaşıyorlar. Üstelik bu eserin yapılmasının talimatı da Mustafa Kemal Atatürk tarafından veriliyor. İçerisinde Türkiye Cumhuriyeti’ne yön veren kararlar alınıyor. Bizim tarih derslerinde okuduğumuz kahramanların bu binada odaları bulunuyor. O yüzden bir müzeci olarak bu binayı ve bu bina içerisindeki eserleri koruyup doğru şekilde ziyaretçilerimize aktarmak bizim için büyük bir gurur kaynağı.

Tüm bu katmanlarına ek olarak Ankara, geçtiğimiz yıl Cumhuriyet Müzesi bünyesinde kelimenin tam anlamıyla bir sığınağa sahip oldu. Nedir bu Sığınak? Öyküsünü paylaşabilir misiniz?

Sığınak için ben yavru birimimiz diyordum ama fiilen hayata geçtiği zamandan bu yana oldukça büyüdü. Kısa sürede bu kadar büyümesi ve bilinmesi tabii ki mutluluk verici. Aslında Cumhuriyet Müzesi yerleşkesi içerisinde bulunan, Atatürk’ün son dönemlerinde yapılması onayını verdiği fakat inşaatının tamamlandığını ne yazık ki göremediği Sığınak 1942 yılında tamamlanıyor. II. Dünya Savaşı’nın uzamasından korkan ülkeler sığınaklar yapmaya başlıyorlar. Çok şükür ki o dönemlerde kullanılmasına gerek kalmayan Sığınak yıllar sonra Kültür Bakanımız Mehmet Nuri Ersoy’un istekleriyle “sanat ve teknoloji için alan” olarak Ankaralı sanat severler ile buluştu.

Peki, “sanat ve teknoloji için alan” sloganıyla bizlerle buluşan Sığınak’ta bugüne kadar neler, nasıl ve kimlerle hayata geçirildi?

Sığınak’ın açıldığı 2021 Aralık ayından bugüne kadar toplam beş sergi düzenledik. Bunların her biri için çok emek verildi ve Sığınak’ta dört mevsim geçirdik diyebilirim. İlk sergimiz olan Subliminal, Avrupa’nın Yaratıcı Geleceğini Belirleyecek 100 Genç Yetenek listesine dahil edilen Tamer Nakışçı tarafından hazırlandı. Ziyaretçilerimize Tamer Nakışçı’nın kaleydoskobundan deneysel büyülü bir dünya sunuldu. İkinci sergimiz olan Belki Sonra/Maybe Later, Yeditepe Üniversitesi Sanat ve Kültür Yönetimi Bölüm Başkanı Marcus Graf küratörlüğünde gerçekleştirildi. Disiplinlerarası bir sergi olması sebebiyle ziyaretçiler resim, heykel, 3D modellemeler, dijital videolar gibi birçok alanı bu sergide keşfetti. I. Başkent Kültür Yolu Festivali’ne denk gelen Başkentte Başka Kent isimli sergimiz sanatçı Mirza Kök’ün manipülasyon fotoğrafları ve sanatçı Umut Kambak’ın “Uygarlık Kapıları Video Yerleştirme” projesi ile ziyaretçiyle buluştu. Dördüncü sergimizi II. Başkent Kültür Yolu Festivali etkinlikleri kapsamında gerçekleştirdik. Yeni Medya: Eskizden Piksele Dijital Sanat sergisinin proje yönetimi Ayyıldız Communication’a ait olup, sergi küratörlüğü Esra Özkan tarafından yapıldı. Sığınak’ın her bir odasında bambaşka bir deneyimle karşılaşan ziyaretçileri oldukça etkileyen bir sergi oldu. Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın özel projesi kapsamında; Türkiye’de ilk kez Atatürk dönemine ait hatıraları temsilen toplumsal hafızalarımızda yeri olan Cumhuriyet Müzesi arşivinden özel olarak seçilen bine yakın fotoğraf, Yapay Zeka Sanatçıları Metin Düzdağ ve Merve Nur Düzdağ ile Dijital Sanatçı Hamza Kırbaş tarafından teknolojiyle buluşturulan ve beşinci sergimiz olan 23 Nisan “Bir Hayalin İnşası” Dijital Enstalasyonu son derece yoğun ilgiyle ziyaret edildi.

Anladığım kadarıyla Cumhuriyet Müzesi’nde ve daha pek çok müzede de görmüş olduğumuz, alışılagelmiş müzecilik anlayışından farklı bir yaklaşımla hayatını sürdüren bir alan Sığınak. Bu durumun hem uygulama hem de ziyaretçilerle iletişim kurma aşamalarında zorlukları oldu mu? Siz bu süreçte neler öğrendiniz?

Sığınak’ın kullanım amacı aslında bizim klasik müzeciliğimizin dışında sanat ve teknoloji için alan olarak düşünüldü. Bu aslında, içerisinde dijital sanat olan her şey demek. Çok büyük bir dünya aslında ama yavaş yavaş biz de alışıyoruz -ki galiba alışmamız gerek- çünkü dünya bu yönde ilerliyor. Fakat sorunuzla bağlantılı olarak Sığınak da aslında bir eser. Üstelik yapılırken kullanım amacı düşünülürse aslında pek de hoş bir durum için yapılmıyor. Kasvetli, soğuk, duvar kalınlığı 140 santim mesela. İçeri girdiğiniz an itibarıyla dış dünya ile iletişimiz tamamen kopuyor. Biz yapının içerisinde hiçbir değişiklik yapmadan bıraktık. Ziyaretçilerimiz aslında bu ambiyansı içlerinde hissediyorlar. Tabii gördükleri dijital sanat eserleri de onları büsbütün etkiliyor. Geçmiş ve geleceğin bir karmasını son noktasına kadar hissediyorlar.

Şimdiki sorum bir öncekiyle epey bağlantılı ancak daha geniş bir çerçeveden sormak isterim. Farklı zamanlarda çok ayrı işlevler için inşa edilmiş iki yapının günümüzdeki sorumlusu olduğunuz için bu soru, sorulabilecek en doğru kişilerden birine yöneltiliyor diye düşünüyorum. Günümüzde artan bir hızda tanık olduğumuz tarihi mekanların müzeye dönüştürülmesi, bu sayede yeniden işlevlendirilmesi ve tabii korunması hakkında neler söylemek istersiniz?

Aslında tarihi yapıların yeniden işlevlendirilmesi o yapı için oldukça güzel bir şey. Çünkü yapıyı atıl durumda bırakırsanız muhakkak kendini yıpratır. Fakat o yapının içerisinde yaşayıp yeniden işlevlendirirseniz ve tabii ki doğru ellerde olursa ne ala olur. Fakat burada doğru ellerde doğru uygulamalarla yapılmasının altını önemle çiziyorum. Müze olarak işlevlendirilmesi ise daha özel bir başlık. Çünkü tarihi esere herhangi bir şekilde işlevsellik kazandırdığınız zaman muhakkak “müze” olması gerekmiyor. Çünkü müze kavramı çok daha farklı bir statüde olmalı diye düşünüyorum.

İnsan çocukları arasında ayrım yap(a)maz derler ancak yine de sormak isterim: Şimdiye kadar Sığınak kapsamında gerçekleştirdiğiniz sergilerden sizin için yeri ayrı olanı var mıdır? Örneğin benim için 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş haftası kapsamında ev sahipliği yaptığınız, Cumhuriyet Müzesi koleksiyonundan seçilen 1.000’in üzerinde Atatürk ve çocuk fotoğrafıyla yapay zeka kullanılarak oluşturulan Bir Hayalin İnşası sergisinin ya da bir diğer adıyla “veri heykelinin” gerçekten çok ayrı bir yeri var. Tabii belki bu şekilde belirtince özgünlüğü ve etkisi anlaşılamamıştır ancak sergiyi ziyaret edenlerin beni anladığından şüphem yok. 

Açıkçası ben klasik bir müzeci olarak ilk zamanlarda bilmediğim bir dünya içerisinde yaşamaktan korktum. Tüm sergilerimiz farklı sanatçılarımızla ve farkı temalarla ziyaretçilerimizle buluştu. Sergileri yaptıkça bu dünyaya alıştık. Başkent Kültür Yolu etkinlikleri kapsamında gerçekleştirdiğimiz Yeni Medya: Eskizden Piksele Dijital Sanat inanılmaz başarılı bir çalışma olmuştu. Ve son sergimiz sizin de dediğiniz gibi Bir Hayalin İnşası sergisinin çok özel bir yeri var bizim için, çünkü Cumhuriyet Müzesi Arşivlerinden 1.000’e yakın Atatürk fotoğrafı yapay zeka tarafından taranarak oluşturuldu. Cumhuriyet Müzesi ve Sığınak işbirliği bu projeyi bizim için daha özel kıldı.

Peki sizce tüm bu bahsettiğiniz etkinliklerden, sergilerden ve mekandan toplumumuzun ne kadar haberi var? Hedeflediğiniz ilgiyi ve değeri görüyor mu Sığınak?

Sığınak aslında bizi çok şaşırttı. Biz bu kadar ilgiyi ne yalan söyleyeyim beklemiyorduk. Ama Ankaralı sanatseverler bizi galiba bekliyorlarmış ya da Ankara’nın ihtiyacı varmış ki yaptığımız sergilere yoğun ilgi gösterdiler. Ve bu bizim için inanılmaz bir mutluluk kaynağı. Fakat bu noktada Ankara’nın sosyal medya hesaplarını yöneten kişi ya da kurumların desteklerini de atlayamayız. Onlar da bizim gönüllü tanıtım elçilerimiz oldular. Sonuç olarak hedeflediğimiz ilgiyi geçti Sığınak.

Sığınak’ın açılmasının ardından Ankara’da benzer tema veya mekanlara sahip alanların da haberlerini almaya başladık; mesela Altındağ Belediyesi’nin sorumluluğunda yürütülen Ankara Kalesi’ndeki sığınak müzesi çalışması ve CerModern çatısı altında yeni faaliyet göstermeye başlayan FLOW Dijital Sahne. Yeni teknolojileri ve alternatif mekanları kapsayan bu girişimler hakkında hem Ankara’da yaşayan bir kentli hem de alanda çalışan bir sanat tarihçi müze müdürü olarak neler düşünüyorsunuz?

Aslında Sığınak açılana ve bu işin içine girene kadar eksikliğini hissetmemiştim. Bu işin içerisine girince tabii farkındalıklarınız da değişiyor. Fark ettim ki Ankara’da yeni teknoloji ve alternatif mekanlar oldukça azmış. Tam da burada CerModern’in kurucularından Zihni Tümer’den bahsetmemek olmaz. Bence kendisi yeni teknoloji ve alternatif mekanlar vizyonuyla Ankara’ya oldukça büyük bir kazanım. Tabii ki benim de bu anlamda yolumu oldukça aydınlattı.

Sona doğru yaklaşırken mutlaka ve merakla sormak isterim: Sığınak’ta bizleri neler bekliyor? Özellikle bu sıcak yaz günlerinde serin bir sığınağa ihtiyacımız var.

Şu anda planlama aşamasındayız. Şöyle söyleyebilirim ki yine inanılmaz iki sergiye ev sahipliği yapmaya hazırlanıyoruz. Ama isterseniz sürprizi bozmayalım.

Uzun yıllardır ilgili konularda çeşitli görevlerde çalışmış ve şu anda da en önemli müzelerimizden birinin müdürü olarak değil de size bir vatandaş olarak cevaplamanızı istediğim daha kişisel bir soru sormak istiyorum. En keyif aldığınız müze deneyimini nerede ve nasıl yaşadınız?

Cumhuriyet Müzesi. Hiç objektif olmadı biliyorum. Birçok müzeye gittim. Hem işim gereği hem ilgi alanım gereği. Ama galiba Cumhuriyet Müzesi’nin kalbimde ayrı bir yeri var. Engelliler Haftası, Anneler Günü’ne denk gelmişti. Engelli çocukları ve anneleri Cumhuriyet Müzesi Genel Kurul Salonu’nda bir etkinlikte ağırladık. O gün benim için bir müzede katıldığım en özel etkinlikti.

Son olarak sizden müzeciliğimiz hakkında, ki bunu hem ziyaretçiler hem müze mekanları hem de müze uzmanları açısından değerlendirmenizi rica ederim, daha ne gibi değişimlere ihtiyaç olduğuna dair fikrinizi almak isterim.

Aslında, geçmişten kalan eserleri koruyan, geleceğe aktarmaya çalışan, bu çalışmayı yaparken ise günümüz teknolojisinden yararlanan kurumlar müzelerimiz. Örneğin binlerce yıllık geçmişe sahip eserleri, yapay zeka teknolojilerine yeniden yorumlatıyoruz. Gidecek çok yolumuz var ama biliyorsunuz ki Anadolu bir hazine. Gelişen teknolojiye ayak uydurmaya çalışıyoruz. Müzeler aslında bence bir masa gibi. Bir ayağı eserler; eserleri korumak, envanterini yapmak, bilimsel çalışmalarını, yayınlarını yapmak; bir ayağı ziyaretçi yönetim planını doğru gerçekleştirebilmek. Bir ayağı sergiler, etkinlikler, çekimler gibi faaliyetleri doğru yönlendirip yönetebilmek; bir ayağı çocuk eğitimleri. Ben bu ayakları size çoğaltabilirim fakat bu ayakların bir tanesi kırılsa bu masa düz duramaz. Son yıllarda ülkemizdeki müzeler ve müzeciler olarak, bakanlığımızın desteğiyle müzelerimizde tüm bu çalışmaları yapmaya çalışıyoruz. Dediğim gibi çok yolumuz var lakin bizde bir yere kadar getirip bayrağı genç müzecilere devredeceğiz.

Bu röportaja vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum Bahar Hanım. Çalışmalarınızda kolaylıklar ve nice başarılar dilerim.

 

Levent Tökün
Arkeolog ve sanat tarihçi. Halen Campania Luigi Vanvitelli Üniversitesi İş Ahlakı ve Sanat ve Antikalar Piyasasında Suç Önleme UNESCO Kürsüsü'nde doktorasına devam etmekte.

Yorumunuzu yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir