KentHafıza

Arşivde Kaybolduk | Bir fotoğraftan mekan, insan ve meslek işlevi

Damla Sandal bir berber

Damla Sandal, “Ankara’da bir berber”, 2022, fotoğraf üzeri nakış.*Özgün fotoğraf: VEKAM Arşivi, 28.06.1930, Envanter no: 3240.

Bir fotoğraftan bir mekana, mesleklere ve insanlara ulaşmak oldukça keyif verici bir serüven. Bunu gerçekleştirirken kilise ikonalarından Rönesans resimlerine, gravürlerden minyatürlere birçok farklı alanda okuma yapabiliriz. Fotoğraf ise oldukça farklı bir “gerçekliği” sunuyor. 19. yüzyıl ile birlikte Osmanlı topraklarına giren fotoğraf makinesi gündelik yaşamın başrollerini gözler önüne seriyor. Bizler, bu izlerle birlikte toplumsal yaşamın dinamiklerini gözlemleyebiliyor ve ipuçlarını takip ederek dönem okuması yapabiliyoruz.

Yazıya vesile olan fotoğraf, Lavarla ve VEKAM iş birliğiyle yürütülen “Arşivde Kaybolduk” projesi kapsamında ve Ankara’nın 19. yüzyıl gündelik yaşamından izler sunuyor. Fotoğrafta sanatçı Damla Sandal’ın “müdahalesi” yansırken diğer taraftan bir adamın, diğer bir adamı tıraş edişini izliyoruz. Oldukça basit görünen bu fotoğrafın arka yüzü ise mekanları, insanları, meslekleri yani toplumsal yaşamın bir kesitini bizlere sunuyor. Dönemin kıyafetlerini yansıttığı gibi saç sakal modasını da görüyoruz. Bu açıdan ayrı bir parantez açılabilir zira bir dönem bazı karakterler halkı etkilemiş ve tıraş biçimleri kişilere özenerek gerçekleşmiştir[1].

Bir diğer etken olarak bu fotoğrafta bir açık alan bulunuyor. Sıradan bir şekilde meydana, bir köşe başına oturan kişi oldukça rahat şekilde tıraş oluyor. İşte bu durumun sebebi, bazı meslek gruplarının kamusal alanda mesleklerini icra etmesinden ileri geliyor. Nitekim Hacı Bayram Veli gibi şehrin önemli bir mekanında ya da ticari ağların döndüğü han, çarşı gibi alanlarda insanların mesleklerini gerçekleştirdiği düşünülebilir.

Bir mekan olarak

Gündelik hayat, bir toplumun zamana ve yaşadığı toprakların değişkenliğine bağlı olarak geliştirdiği ekonomik, kültürel ve dini uygulamaların somutlaştırılarak ortaya konmasıdır[2]. Mekanlar insanların sosyolojik olarak incelenebileceği en belirgin yerlerdir. Sanayi devriminden sonra Avrupa’da üretim büyük bir değişiklik geçirdi. Küçük çaplı sayılan üretim sistemi, yerini fabrikalarda yapılan büyük çaplı bir üretim sistemine bıraktı ve bunun sonucu olarak zanaatkarlar, tüccarlar da yerlerini büyük şirketlere bıraktılar. İktisadi yaşantının diğer bir boyutu olarak, geleneksel meslekler ortadan kalkmaya başladı. Gündelik hayatın sistematiğinde boşluklara yol açan bu durum, üretime dayalı düzenden, ithalata dayalı bir sisteme geçişin yaşanmasına neden oldu. Bu çerçeve içinde bakacak olursak; Osmanlı topraklarında değişen, dönüşen, ortaya çıkan ya da yok olan birçok meslek grubu bulunur (Işın, 2001: s. 74).

16. yüzyıl öncesine kadar ağırlıklı olarak çarşılarda, şehrin önemli camilerinin çevresinde ve çeşme kenarlarında sosyalleşen insanlar, bu tarihten itibaren kahvehanelerin açılmasıyla mekan değişikliği yaşadı. 16. yüzyıl ortalarında açılan bu mekanlar, gündelik yaşamın beşiği haline dönüştü. Berberlere dair tarihsel araştırmalar ise tam bu tarihlerde ortaya çıkar ve bizleri kahvehanelere sürükler. Kahvehaneler açılmadan önce berberlerin tam olarak nasıl mekanlarda ve ne şekillerde çalıştıklarına dair bilgiler ise oldukça kısıtlı.

Kahvehaneler bambaşka bir olgu olarak karşımıza çıkıyor. Yemen’den getirilen kahvenin hikayesi yıllar içerisinde oldukça çeşitlenir ve bu çevre içerisinde masalar kurulup, sohbetler edilir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1554 yılında Halep’in Hakim ve Şam bölgesinden “Şems” isimli kişiler İstanbul’a adım atar ve ilk kahvehaneleri açarlar. Kahve Solakzade’ye göre ilk kez Yavuz Sultan Selim zamanında 1519 yılında İstanbul’a gelmiş ancak saray ve çevresi dışına yayılmamıştır. Başka kaynaklar ise Kanuni Sultan Süleyman zamanında Tophane rıhtımına gelen kahvenin dönemin Şeyhülislamı Ebussuud’un emriyle “insan bedenine ve ruhuna zarar verdiği düşüncesiyle” karaya indirilmeden denize döküldüğünü söyler. Kahvehaneler çoğalmaya başladıktan sonra çeşitli nedenlerden dolayı zaman zaman yasaklanıp kapatılırlar: Tütün içilmesi, bir araya gelen insanların yönetime karşı edebileceği sohbetler, bu mekanlarda ellerine geçebilecek zararlı kitap, dergi gibi yazılar gibi birçok etken sayılabilir (Özkoçak A., 2009: s. 21; Işın, 2001: s. 274).

kahvehane sebah- joaillier-1880-1900-loc-arsivi

Kahvehane. Kaynak: Sébah & Joaillier 1880-1900 LOC Arşivi

Kahvenin Ankara serüveni ise ticari ağ olarak konumlanmasıyla açıklanabilir. Anadolu topraklarının ticari hakimiyetine sahip olan tüccarlar, deve kervanları ile kahveyi Ankara’ya getiriyorlardı. İstanbul’da Tophane rıhtımına inen ve daha sonra Eminönü Tahmis bölgesinde dövülen kahve, Ankara’da bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi yakınlarında bulunan ve 1916 Ankara yangını ile yok olarak günümüze ulaşamayan Kapan Hanı’na gelmekteydi. Birçok malın tartıldığı ve vergisi alındıktan sonra damgalandığı bu han, Arapça “kabban” kelimesinden türemiştir[3]. (Özdemir, 1986: s. 242)

Ekrem Işın’ın etkileyici bir yorumuyla bakacak olursak; kahvehaneler insanların sohbetler edebildiği, oyunlar oynadığı; Karagöz Hacivat, orta oyunu gibi gösterileri izleyebildiği; şarkılar, şiirler besteleyip söylediği, dinlediği; bir köşe başında demlenen çayı, kahveyi ve çubuğa yerleştirilen tütünü saatlerce içtiği; başka bir köşede ayak üstü bir berbere tıraş olduğu mekanlardır. Bu gibi durumlar, araştırmalar sonucu aşık sanatının başladığı, berberlik gibi farklı mesleklerin bir arada olduğu bir mekan tasavvurunu yaratır. Bu yüzden berberlere dair net şekilde fikirlerimizi edinebildiğimiz yer kahvehaneler olur. Bu durum, dönemin fotoğrafçılarının da gözünden kaçmaz ve kahvehaneleri kadrajlarına yerleştirirler. (Işın, 2001: s. 280)

1890-92-yillarinda--insan-manzaralari-3754

1890-1892 yıllarından insan manzaraları. Kaynak: http://www.eskiistanbul.net/

Berber mi? Cerrah mı?

Bazı meslekler, 19. yüzyıl gündelik hayatında varlığını sürdürmeye devam eder, çağın koşullarına uyarak dönüşüme gider. Cerrahlık mesleği, yara tımarcılığı sayıldığı dönemden yavaş yavaş sıyrılmaya başlar. Eli işe yatkın kimselerin gedik usulüne bağlanması şartıyla mesleklerini yapmaları serbest hale getirilir. Cerrahların tedavi yöntemleri ise Orta Çağ tıbbının izlerini 19. yüzyıla kadar taşımasına neden olur. Cerrahların uzmanlık alanları diş çekmek, sünnet etmek ve çıban dağlamak olarak biliniyor. Hatta bu durum eli işe yatkın olan berberlerde esnaf-ı cerrahan olarak sayılmış ve itibar görmüşlerdir. Dükkanları aynı zamanda muayenehane niteliği taşıyan berberler saç kestikten sonra, diş de çekmişlerdir. 19. yüzyılın başında ilk cerrahhane açılır ve bu mesleğin modernleştirilmesi yolunda önemli bir adım atılır. Bu tip uygulamalar, modern eğitim kurumlarının geleneksel meslek grupları üzerinde etkilerinin artmasına neden olur. Böylelikle cerrahlık, berberlik ve dişçilik bağımsız birer meslek grubu haline gelir. Cerrahlık mesleği, 19. yüzyılın sonlarına kadar hala yara tımarcılığı olarak dile getirilirken bu durum II. Abdülhamid’in tıp mezunlarına cerrah yerine operatör unvanı vermesiyle değişir. Modern tıp eğitimi kurulsa, eğitimler verilmeye başlansa da hastanelerde tam olarak yaygınlaşamayan unvan, II. Meşrutiyet sonrası tam anlamıyla yerleşmiştir (Işın, 2001: s. 195-198; Koçu, 2002: s. 45).

eski berber

1890-1892 yıllarından insan manzaraları. Kaynak: http://www.eskiistanbul.net/

Sokaklardan dükkanlara

Cerrah olarak da itibar yüklenen berberler 19. yüzyıl modernleşmesiyle birlikte bir dönüşüm yaşadı. Tanzimat’tan önce saç sakal tıraşının yanı sıra diş çeken, deri hastalıkları tedavileri yapan, sünnetçilik işleriyle ilgilenen bu meslek grubunun ayrıca tıbbi ilaç ve merhemleri de imal ederek halka satış yapma yetkisi vardı. Tanzimat’tan sonra ise modern okulların açılmasıyla birlikte, meslek gruplarının parçalanması söz konusu oldu ve berber dükkanlarından yetişme çıraklar gördükleri eğitimden sonra cerrah, dişçi ve eczacı diplomaları aldılar.  II. Abdülhamid döneminde modern berberlik mesleği tam anlamıyla ortaya çıktı. Ancak okul eğitimi olarak değil, gündelik hayat içinde gelişen toplumsal bir görgü olarak piyasaya çıktı. 19. yüzyılda ortaya çıkan yeni insan tipi, yapısal anlamda değişim geçirdi ve bu durum meslek kollarına da yansıdı. Berberler, modern mekanlara bağımlı hisseden bu insan tipine uygun bir ortam hazırladı. Mesleklerini genellikle kahvehanelerde icra eden berberler, kendi dükkanlarını açtılar, Avrupa modeline göre bir iç düzenleme yaptılar. Duvarlara aynalar ve raflar asıldı, kahvehane taburesi yerine arkalıklı berber koltukları, küçük tıraş tasları ve fırçaları mesleğin yeni araçları oldu. Abdülhamid döneminde kıyafetleri de değişen berberler beyaz iş gömlekleri kullanmaya başladılar. [4] (Işın, 2001: s. 195-198)

Bir fotoğraftan bir mekana (Kahvehane/Kıraathane) yolculuk ettiğimiz, farklı mesleklerin iç içe geçtiği bir algı ile yaklaştığımız, gelişimler ve dönüşümlerle ele aldığımız bu format için, “müdahalesi” ile bunu daha anlamlı kılan sanatçı Damla Sandal’a ayrıca teşekkür etmek gerekiyor. Zira Osmanlı toplumu içerisinde pek fazla ele alınmayan, gösterilmeyen ve yok sayılan kadınların, fotoğraflarda kısıtlı bile olsa karşımıza çıktığını bilmekteyiz. Bu “müdahale” geçmişle yüzleşmenin ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin güzel bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.


*Sanatçı Damla Sandal’a ait görseller telif hakkına tabidir.

[1] Alman İmparatoru IIWilhelm İstanbul ziyareti sonrası İstanbul halkı kendisinin sakalından etkilenmiştir, bu ziyaret sonrası birçok insan Wilhelm gibi bir sakal tarzına bürünmüştür.
[2] Habermas, J. (2015) Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü, İstanbul. İletişim Yayınları.
[3] “Kabban” kelimesi büyük terazi anlamına gelmektedir.
[4] Ekrem Işın, İstanbul’da Gündelik Hayat, YKY. 2014. İstanbul.

Kaynakça

Işın, E. (2001). İstanbul’da Gündelik Hayat. İnsan, Kültür ve Mekân İlişkileri Üzerine Toplumsal Tarih Denemeleri. İstanbul: YKY.
Koçu, R. E. (2002). Tarihte İstanbul Esnafı. İstanbul: Doğan Kitap
Yaşar, A. (2009). Osmanlı Kahvehaneleri. Mekân, Sosyalleşme, İktidar. İstanbul: Kitap Yayınevi.
Özdemir, R. (1986). 19. Yüzyıl İkinci Yarısında Ankara. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı.


Damla Sandal

Araştırma alanları arasında kent hafızası, insan hakları, geçmişle yüzleşme ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konular yer almaktadır. Kadın ve gençlik hakları alanında uzun yıllardır sivil alanda faaliyet yürütmektedir. 2016’dan bu yana projeler yürüttüğü Karakutu Derneği’nde yönetim kurulu eş başkanı olarak görev almaktadır. Marmara Üniversitesinde hafıza çalışmaları üzerine yüksek lisansını sürdürüyor ve fotoğraf üzerine yaptığı nakış kolajlarıyla çeşitli hafıza projelerinde yer almaya devam ediyor.

Fırat Şenol
Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünü “1970’lerde Devrimci Sanat ve Duvar Resmi” isimli lisans teziyle tamamlayıp yine aynı okulda özel öğrenci olarak yüksek lisans dersleri almaya başladı. 19. yüzyıl İstanbul dünyasının sosyolojik kültürel ve sanatsal ortamına dair dersler alarak çalışmalar yaptı. Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümünde yüksek lisansını “Türkiye’de 1990’lı Yıllarda Teknolojinin Sanat Etkisi” isimli teziyle tamamladı. Farklı sergilerde, müzelerde turlar düzenlemeye, çeşitli belgesellerde, özellikle İstanbul kent belleği üzerine çalışmalar yapmaya devam ediyor.

    Bir Cevap Yazın




    Ankara üzüm bağı Kent

    Arşivde Kaybolduk | Engürü’de eylül

    Fotoğraflarla anılar biraz renklenir, somutlaşır ve hatırlamak kolaylaşır. Yeni gittiğiniz bir şehirde fotoğraf çektirmek adettendir. Bir zamanların Ankara’sında bağların arasında çekilecek bir fotoğraf ile muhteşem...