KentHafıza

Arşivde Kaybolduk | Ankara’da terzihaneler, giyim alışkanlıkları ve kadın folkloru

Damla Sandal Çamlıdereli kızlar

Damla Sandal, Çamlıdereli kızlar, 2022, fotoğraf üzeri nakış.*Özgün fotoğraf: VEKAM Arşivi, 1940, Envanter No: 2235.

20. yüzyılın ilk yarısında cinsiyet tartışmalarını incelerken, derinleşen bir alan içinde farklı disiplinlerin ortaklaşan gündemi olarak karşımıza çıkan “kadın folkloru” kavramı, son derece kolektif bir bilinci de beraberinde getiriyor (De Caro, 1983: s.500-510). Folklor, özünde toplumsal yapıya ait bir kavramsal çerçeve tanımlıyor. Bireylerle olan ilişkisi ise çeşitli toplumsal roller, görünümler, mekanlar, olarak bizlere bir değerler bütünü sunuyor. Böylece özellikle toplumsal uzantılarda kadın, ana figür olarak karşımıza çıkabiliyor. Kendi coğrafyamız içindeki güncel durumda da kadın folklorunun yaygın öğretilerinin hemen hemen karşımızda olması, bu evrene tarihsel bir bakışla göz gezdirme ihtiyacı doğuruyor. Araştırmalarımda Erken Cumhuriyet Dönemi ve sonraki yıllarda Ankara’daki kadın figürünü hep ilgi çekici buldum. Kadınların mekanla kurduğu ilişkiyi, mekanları üretme/yineleme biçimlerini zamansal bir gözlük ile ele almaya gayret ediyorum. Özellikle Ankara’da, ulus-devlet inşa sürecinde kadın figürü, birçok bağlamda gelenekselden kopuş temsili olarak karşımıza çıkıyor. Kadın folkloru için özellikle bu dönemden itibaren üretilmiş bir veri yığınına farklı alan araştırmaları, edebi yayınlar, gazeteler ve fotoğraflar aracılığıyla ulaşabiliyoruz.

Bu yazının esin kaynağı olan Koç Üniversitesi Ankara Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (VEKAM) Arşivi’nden seçki fotoğraflar bu kapsamda gelişkin bir envanter sunuyor. Sanatçı Damla Sandal’ın yeniden üretimini gerçekleştirdiği fotoğrafın temsil dili ise kendi döneminde oldukça yaygın alt başlıklar açıyor: Yerel giyimle, takım elbiseyle eril görünümlü, gelinlikle, bebek arabasıyla fotoğraf karelerine yansıyan kadınlar. Dönem kaynaklarında ulaşılan salt görseller dahi bu folklorik temsilin ne kadar yaygınlaştığını gösteriyor.

Kadının mensubu olduğu meslek grubu, yaşam kültürü ve bulunduğu yer, olaylara göre giyim kalıpları, tek taraflı bir şekilde okunuyor ve yorumlanıyor genellikle. Aksi istikamette içselleştirilen kadın folkloru bugün kendi klişeleriyle kendini tekrar ediyor. Kimi zaman ataerkil kalıplar, annelik idealizmi olarak yinelenen içeriklerde toplumsal yönergeler haline geliyor (Şentürk, 2015: s.60). Böylece bu toplumsal yönergeler, söylemlere dönüşerek kuşaklar arası aktarılan kabullere dönüşme potansiyeli barındırıyor.

Ankara’da kadın imgesi

Ankara’ya odaklandığımızda bu potansiyellerin kadın imgesini yeniden ürettiğini görüyoruz. Burada, özellikle basılı yayın ve kaynaklar modern kadın imgesini yeniden yaratıyor ve bilhassa dış görünüş üzerinden tanımlıyor. Ancak gerçek yaşam ve demografik verilerle birlikte bu temsillerin giderek bu steril imgeden kayışını yıllar içinde görebiliyoruz. Özellikle Ankara, modernleşen bir kent olma yolunda “başkentlik rolünü” üstlenirken, barındırdığı kentliye ilişkin batılılaşan kurumsal bir yapılanma süreci telkinini de içeriyor. Bu telkin dizisinde özellikle süreli dönem yayınları, kadın imgesine; geleceğin sağlıklı nesillerini yetiştirici, çağdaş, aydın, üretken roller yüklemeye başlıyor. Bununla beraber, temel yaklaşımda geleneksel giyim-kuşam alışkanlıklarının tamamen değişikliği konusu yeni bir tek tipleşmenin de habercisi gibi (Tür, A.; Taşdemir, G., 2022). Dönem kaynakları ve içeriklerine özellikle 1950’li yılları ele alan bir farklılıkla bakılmaya başladığında ise reddedilen, geleneksel olan kalıpların yeniden görünür olmaya başladığını fark ediyoruz. Burada bambaşka bir temsil dilinin sürdüğü, kadın folklorunun özellikle giyim-kuşam alışkanlıkları üzerinden sürdürülme gayreti rahatlıkla görülebilir. Kamu eliyle üretimi gerçekleştirilen kaynaklar bizim için öncelikli bir toplumsal bakışın kesitini sunuyor.

Örnekle, Ankara 1973 İl Yıllığı ve kadın folklorunun giyim uzantısı son derece dikkat çekici bir dille kaleme alınıyor. Temellendiği Erken Cumhuriyet’le birlikte değişen ve dönüşen gelenekler, yeni geleneklerle birlikte giyim kuşam telkini üzerinden kadınlarla eşleştirilmiş, batılı bir yaşam formu oluşturma çabası veya ikiliği sunuyor. 1950’li yılların gündeminde ise sosyo-politik dönüşümler ağırlık kazanırken, toplumsal yapının alışkanlıkları birbirinden tamamen farklılaşan bir eğilim içerisindedir. 1973 Yıllığı’nda ise, zanaat faaliyetlerini sürdüren, terzilik erbabından ve onun üretim biçimlerinden son derece ayrışan bir temsil dili yer alıyor. Örnekle “Kadın Giyimi” başlığı altında, Üç Etek Entariler, İki Etekliler, Kutu İçi Entariler, Genç Kız Kıyafetleri, Gezme Elbiseleri, Gelin Kıyafeti yer alıyor. Bu dönemde kadınlar, Ankara’da güvenle, gündelik yaşamını sürdüren iş kadını rolünü üstlenmiş, kamusal mekan temsilcileridir. Ancak yıllık temsilinde aşağıdaki ifade yer alıyor:

“Zengin hanımlar, ipek kadife veya fasüne denilen yünlü kumaşlardan veya gezi çitarı denilen ipeklilerden giyerler. Bazıları kutni kumaştan yapılan entariler giyerler, bu elbiseler üzerine ipek şaldan, mongül veya pekiş denilen ipek kadifeden hırkalar giyilir. Başa oyalı yazma örtülür. Elmas gerdanlık takılır.” (Ankara İl Yıllığı, 1973: s. 182).

Ankara'da kadın giyimi

Ankara’da Kadınlar. VEKAM Kütüphanesi ve Arşivi, Envanter No: 2443.

Bir başka metinde ise yaş gruplarına göre cinsiyet ve giyim alışkanlıklarını irdeleyen bir bakış sunan aşağıdaki ifadeler yer alıyor. Toplumsal eğilimler, kadın folkloruyla kadınlara yeni giyim telkinleri sunuyor.

“Genç kızların giyinişi umumiyetle pek sade ve basittir. Genç kızların pullu, telli elbiseler giymeleri ayıp sayıldığından, süslü elbiseler giymezler. Basma, pazen ve yünlüden alelade elbiseler giyerler.” (Ankara İl Yıllığı, 1973: s. 182).

Bu ifadeye karşılık sözlü tanıklıklar gündelik yaşamdaki ‘var oluş’larını, giyim kuşam alışkanlıklarıyla hatırlayabiliyor. Ancak erken dönem telkinlerinden farklı olarak, “annelik” ataması, “çalışan anne” yaklaşımına dönüşmeye başlıyor. Yukarıdaki geleneksel kıyafetten farklı olarak gündelik yaşamın aktörü kendi giyim kuşam folklorunu şöyle aktarıyor:

“Belki on kat tayyörüm duruyor; şimdi kim tayyör giyiyor! Meclis’te tabii çalışma hayatım uzun sürdü. Kürsüye çıkıyordum, bir kadın memur olarak da hep tayyör giyiyordum. O dikiş işi ve kumaş işi çok uzun yıllar devam etmiştir. Bir de bize o dönem Meclis’ten kumaş verirlerdi. Evettt! Şaşırma! Tayyörlük, bluzluk kumaş. Tereyağı vesaire. Yerli çiftlikte üretilmiş yağ veya sana yağı verirlerdi. Herkese kumaş verirlerdi. Kumaşlar da iyi ve güzel kumaşlardı. Herkese tayyörlük ve bluzluk kumaş düşünsene! Bir de terzimiz vardı.” (Taşdemir, 2018, Kişisel Görüşme).

Bunlara ek olarak, kimi süreli yayınlarda ise dönem kadınlarının “lüks” hastalığına tutulduğu belirtilir. Buna göre kadınlar pasaj ve çarşı gibi alışveriş mekanlarında terzihane arayışına girmeye başlıyor. Özellikle Ankaralı belleğinde terzi, ham madde ve kumaş temininde Yenişehir’in parlayan yüzü Kocabeyoğlu Pasajı’nın gündelik yaşamı biçimlendirici bir rolü olduğunu biliyoruz (Küçüktaşdemir, 2018). Pasajda terzilik ve çorap çektirme faaliyeti gerçekleşirken, bir yandan da Ankaralı kadınların arayış içinde olduğu ürün gamı çeşitlenerek kentin kadınlarına hizmet veriyor (Küçüktaşdemir, 2018). Çorap çektirme bir iş kolu olarak Kocabeyoğlu Pasajı ve Ankara’nın çeşitli yol ilişkili ticari oluşumlarında var olurken, kadın folkloruna ilişkin yeni bir görev olan tutumluluk erken yıllarda görülen alışkanlıkların başında geliyor; bir de ‘iktisat ve tasarruf’. Bu alışkanlık ilerleyen evrede kullan-at’a dönüşecek ancak yerel geleneklerini de geleceğine evirecek bir süreci tanımlıyor.

“Eski giyimde çoraba çok önem verilirdi. Zira çorap başa sarılan poşu eski, kadın giyimde dikkati çeken bir giyim eşyasıdır. Çoraba bin bir düğüm edeceğini konduran Türk kadınının göz nuru dökerek işlediği çorapların bugün Anadolu’da bir dünyası vardır… Ankara kadınının hissesi büyüktür… Düşman ayağa baktığına göre ayağa giyilen çorabın göz alıcı şekilde olması lazımdı…” (Ankara İl Yıllığı, 1973: s. 183).

Ankara’nın terzilik zanaatının, giyim kuşam alışkanlıklarının birincil kent merkezi, yabancı aktörlü kent planlamasına ve 50’li yılların ortasına değin Eskişehir olarak bilinen Ulus, Kale ve yakın çevresidir. Özellikle Anafartalar Caddesi’nde yer alan terzilik faaliyeti ve mesleki icrası, Yenişehir’e gelişmekte olduğu dönemde eğilim göstermeye başlıyor. Terzilik mesleği ise sözel tanıklıklarda “eskiden bir çocuk okumadı ki, ya terziye, ayakkabıcıya, berbere veyahut da araba tamircisine verirlerdi…” (Taşdemir, Şahsi Görüşme, 2017) şeklinde yer alıyor. Buna ek olarak, Kumrucular Sokak’ta yoğun olarak gerçekleşen terzilik, ham madde ve kalitesi konusunda ilerleyen dönemde Konya Sokak’tan alışveriş eylemini sürdüren tanıklar da oluşmaya başlıyor.

Terzi mekanı: kadınlar için bir sosyalleşme olasılığı

Terzi mekanına benim bakışım, bir üretim alanı kabulüyle başlıyor ancak buralar dönemin sosyalleşme mekanları aynı zamanda. Kadın folkloru o kadar belirgin ki, kadınlar kimi zaman bu mekana erişerek sosyal yaşama katılıyor; kimileri içinse belirli bir rutin dahilinde sıradanlaşıyor tayyör diktirmek. Terziliğe eş zamanlı eşlik eden ahbaplık durumu da terzi mekanını biçimlendirmeye başlıyor. Bir üretimhane olarak düşünülen terzi mekanlarında kadınların öbekleşerek oturabileceği ikramlı “bekleme salonları” oluşturuluyor. Burada önemli olan, üretim ve ham madde temini bir noktada.

Ankara Ulus'ta terzihaneler

Ulus’ta bir binada faaliyette bulunan terziler ve Ankara İkinci Noteri. VEKAM Kütüphanesi ve Arşivi, Envanter No: 2844.

Ankaralı belleğinde bu ağ önemli ticari oluşumlarla ilişkileniyor. Ayhan Mağazası, Mine Mağazası, İpek İş, Pak Mağazası, Sümerbank, Kocabeyoğlu Pasajı gibi önemli mekansal kaynaklardan edinilen çeşitli kumaşlarla terzilik, bir ustalık olarak ön plana çıkıyor. Bu mekanların da kendine özgü bellekleri kentlinin mekanı değiştirdiği gibi yavaş yavaş birbirini değiştiriyor, etkiliyor. Özellikle kadın folklorunu yaratan terzilik zanaatı, kadınlara ev giyiminden uyku giyimine uzanan geniş bir yelpazeyle hizmet ederken belirli bir dönemde sosyo-ekonomik ayrışmalara bağlı lüks icraya dönüşüyor. Hazır giyim olanakları özellikle 1960’lı yılların ortasında artarken kadın folkloru da “sentetik” bir görünüm elde etmeye başlıyor. Kullan-at pratiğine dönüşen giyim alışkanlıkları, özellikle 1980’li yıllar itibarıyla değişen tüketim olanaklarının açılımıyla terziliğe veda ediyor. Böylelikle kitle giyim kültürü, küresel ölçütlerde değişmeye başlarken kadın folkloru evrilip, terzilik ise zanaat ve kişiye özgülük statüsünde sınırlarını yeniden belirleyen bir iş kolu ve mekan ağı tanımlamaya başlıyor.


*Sanatçı Damla Sandal’a ait görseller telif hakkına tabidir.

Kaynakça

  1. Ankarada Kadınlar. (-). VEKAM Kütüphanesi ve Arşivi, Ankara Fotoğraf, Kartpostal ve Gravür Koleksiyonu, Envanter No: 2443.
  2. Ankara Valiliği. (1974). Ankara il yıllığı <1973> cumhuriyetin 50. [ellinci] yılında ankara. Ankara Valiliği
  3. Çamlıdere’de yaşamış genç kızlar. (1940). VEKAM Kütüphanesi ve Arşivi, Ankara Fotoğraf, Kartpostal ve Gravür Koleksiyonu. Envanter no: 2235.
  4. De Caro F. A. (1983). Women and folklore : a bibliographic survey. Greenwood Press.
  5. Küçüktaşdemir, G. (2018). Kentin İç Mekanları: Ankara Belleğinde Pasajlar, (1950-1980). Yayımlanmamış Sanatta Yeterlik Tezi, Hacettepe Üniversitesi, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Ankara.
  6. Şentürk, L. (2015). Kuir Mekan. İstanbul: Kült Neşriyat
  7. Tür, A., Taşdemir, G. (2022). Verbal, Spatial, Visual Memory and Representation of Ankara Hat Makers: Case Studies of Bozdağ Kasket and Ankara Şapka, Ankara Araştırmaları Dergisi, Journal of Ankara Studies.
  8. Ulus’ta bir binada faaliyette bulunan terziler ve Ankara İkinci Noteri. (-). VEKAM Kütüphanesi ve Arşivi, Ankara Fotoğraf, Kartpostal ve Gravür Koleksiyonu, Envanter No: 2844.

Damla Sandal

Araştırma alanları arasında kent hafızası, insan hakları, geçmişle yüzleşme ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konular yer almaktadır. Kadın ve gençlik hakları alanında uzun yıllardır sivil alanda faaliyet yürütmektedir. 2016’dan bu yana projeler yürüttüğü Karakutu Derneği’nde yönetim kurulu eş başkanı olarak görev almaktadır. Marmara Üniversitesinde hafıza çalışmaları üzerine yüksek lisansını sürdürüyor ve fotoğraf üzerine yaptığı nakış kolajlarıyla çeşitli hafıza projelerinde yer almaya devam ediyor.

Güliz Öktem Taşdemir
TED Üniversitesi, Mimarlık ve Tasarım Fakültesi, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümünde öğretim üyesidir. Başkent Üniversitesi, GSTMF, İç mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü lisans eğitiminin ardından, Hacettepe Üniversitesi, İç Mimarlık Yüksek Lisans Programı, Türkiye’de Turizm Mimarisi Örneğinin Yerden Bağımsızlık, Yeniden İşlevlendirme ve Kimliksizlik Kavramları Açısından İrdelenmesi başlıklı teziyle yüksek lisans derecesini aldı. 2018 yılında aynı üniversitede, Kentin İç Mekânları: Ankara Belleğinde Pasajlar, (1950-1980) başlıklı teziyle doktora derecesi aldı. Kentin alternatif hikâyelerini sözlü tarih aracılığıyla çalışmakta, kimlik/anlam/bağlam ilişkilerini tartışmakta, mekân ve sosyal tarih bağlantısı üzerine araştırmalarını sürdürmektedir. Docomomo _Türkiye İç Mekan Komitesi’nde aktif olarak bulunmaktadır.

    Bir Cevap Yazın




    Hıdırlıktepe ABB Kent

    Ankara’nın yeni zirvesi Hıdırlıktepe

    Başkent Ankara, coğrafi yapısıyla dikkat çeken bir şehir. Şehrin tam merkezinde manzarası ve tarihiyle öne çıkan Hıdırlıktepe, Ankara’nın göbeğindeki en yüksek tepe. Bir üçgen gibi...