MeselelerYaşam

Ankara’nın Bağrına Bastığı Yabancı

Evimin bulunduğu şehirde değilsem, o şehrin sokakları bana hep yabancı olduğumu hissettirirdi. Ankara’nın buna boyun eğmeyen bir istisnalığı var. Yolumun sık sık Ankara Gar’a düşmesinden mi, Eryaman’da bir deplasman otobüsünden inip yaktığım sigaradan mı yoksa bu şehrin insanlarıyla kurduğum çeşitli ilişkilerden mi kaynaklanıyor, bilmiyorum. Sıkı bir Ankaralının, benim buraya yaraşacağımı ve bu şehrin beni bağrına basacağını söylediğinde anlamıştım yabancılık yerine aidiyet duyacağımı.

Ankara için “burası değişmiş” diyebilecek bir yetişkenliğim olmadı. Her şeye geç kaldığım gibi Ankara’nın da güzelliğini kaçırmış olmamın ziyanıyla bu şehirde yürüyorum. Geçmişle aramdaki ilişki herkesinkinden farklı. Ben yaşanmamışlıklarıma üzülüyorum, onlar yaşanmışlıklarına. Yine de yağmurlu bir Tunalı yürüyüşünde, dertlerinin aksine sabahın köründe bile hayattan keyif alıyormuş gibi görünen Güvenpark’taki simitçinin gülüşünde, üç bira içtikten sonra “neşemizi kimseye vermeyiz” dedirten Sakarya akşamında iyi hissediyorum. Geç kalmışlık hissi yerini esenliğe bırakıyor. Birileri benim için de buraların hakkını vermiştir diye düşünüyorum. Geriye dönük böyle bir kolektif hissiyata bürünüyorum. Tanımadığım güzel insanların kontenjanından ben de Ankara’yla bir bağ kuruyorum.

ankaranın bağrına bastığı yabancı 2

(Fotoğraf: Izzeddin Hicazi)

Bir şehirle kurulan bağın bir sürü sebebi vardır. Memleket oluşu, üniversite yılları, iş hayatı, arkadaşlıklar, iyi anılar, kötü anılar, bir bekleyen, bir sevilen. Benim payıma düşen şeyler de oldu. Beni bir ses sahibi kılan, sesimin yankısının boşa olmadığını bana kanıtlayan bir bekleyenim oldu: J. Onu tanığımdan beri Teoman Karahun’un “Sevgi” şiirinin ilk dörtlüğündeki hikâyenin ana karakteri gibi hissediyorum.

“Şu Ankara şehrinin sokaklarında
Dolaşırken bir kız yanıma gelse
Ben senin yıllardır beklediğin
Aradığınım dese.”

ankaranın bağrına bastığı yabancı 1

(Fotoğraf: Ankara Büyükşehir Belediyesi)

J ile Cebeci’den Kızılay’a yürüyoruz. Kimlerin bu sokaktan yürüdüğünü, onların neler hissettiğini, önemli bir karar almadan önce yürümek için neden bu güzergahı seçtiklerini düşünüyorum. Benim buradaki yürüyüşüme eşlik eden şey bir güzelliği hak etmiş olmanın haklı gururu. J ise en sevdiğim şeyi yapmakla meşgul, çocukluğuna benzemesine neden olan o surat ifadesiyle heyecanlı heyecanlı bir anısını anlatıyor. Ben de en sevdiğim şeyi yapıyorum, onu dinliyorum. Sahip olduğu bir sürü isim arasından ona en çok yakışanı, Gülmesinin Güzeli’ni, gerçekten de hak ettiğini düşünüyorum. İçimden, hayatım boyunca yaşadığım en güzel yaz aylarına sebep olduğu için ona teşekkür ediyorum. Keşke o da bunu duyabilse. Müsait bir günümüzde Arkadaş Zekai’yi ziyaret etmek için sözleşiyoruz. Yürürken kafamı başka yönleri çevirmeyi ihmal etmiyorum, kafamı tekrar sola çevirdiğimde onu yanımda görmek çok hoşuma gidiyor. Bu küçük oyunun bana kendimi güvende hissettiren bir tarafı var. Kızılay’a vardığımızda kendimi kalabalıktan dolayı insanlara yol verip J’den ayrılmak zorunda kaldığım her saniyeye söverken buluyorum. Burada ayrılıyoruz. J, her zaman çıkışlarını karıştıracağımı düşündüğüm metroya doğru ilerliyor. Giderken de en sevdiğim şeyleri yapmaktan geri kalmıyor. Belirli aralıklarla arkasını dönüp el sallıyor. “Korkma İnsancık Korkma” kitabını okurken altını çizdiğim “Üzerime çiçek yağıyor sandım.” cümlesini tatmanın mutluluğunu yaşıyorum.  Onu gözden kaybolana kadar seyrediyorum. İçimi rahatlatan bu görevi başarıyla tamamlayarak GMK Bulvarı’na yöneliyorum. Burada yürürken eve dönüşlerin en güzelini yaşadığımı düşünüyorum. Gördüğüm sokak köpeklerine selam veriyorum. Bir yandan esenlik kaynağım ile aramdaki fiziksel mesafenin arttığını bilmek canımı sıkıyor. Sevme ve sevilme ediminin yanıbaşımızda olduğunu hatırlamamla bu sıkkınlık kısa sürüyor. Ve Ankara’ya dair okuduğum bir yazıda geçen şu sözü içimden tekrar ediyorum:

“Canımın içi, böyle şeyler sadece Ankara’da olur.”

Kapak fotoğrafı: @ankarageddo


Flanörlük üzerine, derinlemesine: Maruz Yürümek

Bir Cevap Yazın