KentHafıza

Ankaralı Ermenilerin sosyokültürel izlerini sürmek

Doğu dilleri uzmanı seyyah Andreas David Mordtmann (1811-1879), Ankara’yı “Küçük Asya’nın incisi” olarak tanımlar. Alman seyyah, Ankara’yı ve insanını gözlemlerken çalışkan ve üretken bir kent gördüğünü belirtir (Mordtmann, 1998: s.75-79). Gerçekten de Ankaralı genç erkekler iş bulmak ve çalışmak için başka kentlere gitmeyi bile göze alırlar (Galanti, 2005: s. 248). Bununla birlikte Ankara önemli bir sof ve dericilik kentidir.

Merkezinde 59’u müslim, 17’si gayrimüslim ve 15’i de Müslümanların, Hristiyanların ve Yahudilerin beraber yaşadığı toplam 91 mahalle bulunur. Kentin en büyük mahallesi, Sulu Han ve Tahtakale Çarşısı’nı da içine alan Hacıdoğan Mahallesi, 132 müslim ve 335 gayrimüslim ile toplam 437 erkek nüfusa sahiptir (Tunçer, 2016: s.439-440; Kévorkian, 2013: s.7). Ayrıca Ankaralıların varsıl yoksul demeden, kentin tepelerinde birer “bağ evi” inşa ettikleri ve yazları bu evlerde yaşadıkları da bilinmektedir.

Ankaralı Attarian Ailesi

Resim 1. Ankaralı Attarian Ailesi, 1908. Hourig Attarian Koleksiyonu, Montréal, Kanada. Houshamadyan Fotoğraf Arşivi.

Ankaralı Ermeniler [1]

Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasına yakın günlerde Ankara sancağındaki 28 bin 858 kişilik Ermeni nüfusun yarısı, vilayetin yönetim merkezi olan Ankara’da ikamet ediyordu. Ankara’daki cemaatin ayırt edici özelliği, Katolik mezhebine mensup olanların oranıydı. 1914’teki sayıma göre şehirdeki 11 bin 246 kişilik Ermeni nüfusun yüzde 70’i Katolik’ti. Ayrıca şehir merkezinde 2 bin Katolik ve 600’e yakın da Apostolik (Gregoryen) hane bulunuyordu (Arakelyan, 2017: s.38).[2]

Ermeni kimliklerindense Katolikliği ön plana alma eğilimi gösteren ve iç siyasete pek dahil olmamayı yeğleyen Katolik Ermeni cemaati, Papalık ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nca korunmayı seçerek dış siyaseti daha çok önemsediklerini göstermişlerdi. Katolik Ermenilerin Katolik birliğinin etkisiyle ekonomik olarak daha da güçlenmeleri nedeniyle, Apostolik/Ortodoks Ermeni cemaatin konumu ise her geçen gün risk altına giriyordu. Bu sorunla başa çıkmak isteyen Apostolik Ermenilerinse çözüm olarak Osmanlı Devleti hükümeti yetkililerine, Katolik Ermenilerin Papa’ya güvenip devletin çıkarlarına aykırı hareketlerde  bulunduklarını belirtmeleri, hükümetin Katoliklerin haklarını gözden geçirmesine ve çeşitli yaptırımlar uygulamasına neden olmuştu. Apostolik Ermenilerin bu eylemi sonucunda Apostolik-Katolik ilişkileri gerilimli bir hal almış ve eylemin etkileri Ankara’ya kadar sıçramıştı (Galanti, s.248).

Ankara’da Apostolik-Katolik ayrımının oluşması ise Istanozlu köylüler ve Ankaralı kentliler arasında yaşanacak bir ayrıma dönüşmüştü. Bununla birlikte Istanozlu Apostolik Ermenilerin aksine, Katolik Ermenilerin Ermeni harfli Türkçe kullanmakla beraber konuşma dilinde Türkçeyi benimsemeleri, Osmanlı’nın Katolik Ermenilere bakışını ikircikli hale getiren bir faktör olmuştu (Esin ve Etöz, 2015: s.156).

Ankaralı Katolik Ermeniler

Reji’de memurluk yapmış Ankaralı Katolik bir Ermeni olan Simon Arakelyan (2017), Ankara Vukuatı adlı kitabında Katolik cemaatini şöyle tanımlar: “Zevkine düşkün, hükümetine itaatkâr, millet-i hâkimeye, yani Müslümanlara karşı fevkalade hürmetkâr ve mütevazı bir cemaat.” (s.38).

Hisarönü Mahallesi

Resim 2. Hisarönü Mahallesi, 1914. Mugamyan Biraderler, V. F. Kartpostal Arşivi.

Katolik Ermeniler Ankara’nın yerli kentlisi ve Ankara’nın en varsıl cemaati olarak bilinirlerdi. Bu cemaate mensup kişiler çoğunlukla Hisarönü’nde (Resim 2) ikamet eder, demiryolu güzergahındaki Sincan Köyü, Malıköy ve Polatlı istasyonlarında bulunup geçimlerini ticaretle sağlarlardı. Osmanlı iç ve dış ticaretinde etkin pozisyon almaları dolayısıyla Müslümanlardan ve diğer gayrimüslimlerden oldukça varsıllardı. Alman kaynaklarına göre, nüfusları 15 bin ila 20 bin arasında değişiyordu (Esin ve Etöz, s.156).

Katolik Ermenilerin Apostolik/Ortodoks Ermenilerden ayrışmasında mezhep seçimleri de önemli rol oynamıştı. Zira 17. yüzyıl Osmanlı’sında Fransız kökenli Katolik papazlar aracılığıyla gayrimüslim tebaa üzerinde misyonerlik faaliyetleri başlamış, bu durumdan en çok Ermeniler etkilenmişti. Ermenilerin bir bölümü Apostolik kilisesinden (İstanbul Ermeni Patrikliğinden) ayrılarak Papa’nın hakimiyeti altına girmişti (Dadyan, 2011a: s.109). 18. yüzyılın ilk yıllarında ise Dominikan tarikatından (Ordo Praedicatorum) bir papaz, Ankara’da bulunan birkaç Ermeni aileyi etrafında toplamış, Katolikliği anlatmış ve bu aileleri Katoliklik mezhebine davet etmişti. 1738 yılında, Ankara’da 1200 Ermeni Katolik aile varken bu sayı 1861’e gelindiğinde 12 bin Ermeni Katolik aileye kadar yükselmişti (Galanti, s.248).

Azize Meryem Kilisesi

Resim 3. Azize Meryem Kilisesi. Eprigian, H. M. (1900). Illustrated Indegenous Dictionary Part I, Venice: St Lazzaro, Houshamadyan Fotoğraf Arşivi.

19. yüzyılın başlarında Ankara’ya gelen İngiliz jeolog William John Hamilton (1805-1867) da Katolik Ermeni Piskoposluğu’nun merkezi olan Ankara Azize Meryem Kilisesi’nin (Resim 3) Tokat’a kadar uzanan bir gücü olduğundan söz eder (Çerçioğlu Yücel, 2018: s.23). Hamilton’ın bu saptaması, Osmanlı belgelerine de yansır ve Ankara’da Katolik nüfusun diğer kentlere göre oldukça fazla olmasından dolayı Katolik Ermenilerin tümüne “Ankaralılar” denir (Dadyan, 2011a: s.157). Katolik Ermeni cemaatinin devlet nezdinde de tanınmak için yaptığı seçimlerde, Ankara Marhasası (Şehir Başepiskoposu) Harutyun Çuhacıyan adı öne çıkartılır ve Katolik Ermenilerin yeni patriği olarak duyurulur. Osmanlı yönetimi de arkalarına Fransa ve Avusturya-Macaristan gibi güçlü iki devletin desteğini alan Katoliklerin ayrı bir millet olarak değerlendirilme taleplerine 1834 tarihi itibarıyla yanıt verir. Sultan II. Mahmud (1785-1839) tarafından verilen beratla Harutyun Çuhacıyan, Katolik cemaatinin patriği unvanını resmi olarak alır ve Katoliklerden sorumlu kişi olur (Dadyan, 2011b: s.117-118).

Istanozlu Ermeniler

Ankara’nın 33 km batısında yer alan Istanoz [3], 1640’lı yıllarda Ankara’yı ve çevresini gezen Evliya Çelebi’nin (1611-1682) de belirttiği gibi yalnızca Ermeni reayanın oturduğu bir yerleşimdi. Apostolik/Ortodoks Ermenilerin çoğunluğu teşkil ettiği Istanoz’la ilgili bir başka seyyah, arkeolog Georges Perrot (1832-1914) da izlenimlerini paylaşır. Fransız seyyahın 1862 tarihindeki değerlendirmelerinde “Ankaralı Gregoryen (Ortodoks) Ermeni cemaatinin sayıca az ve yoksul olduklarından, Katolik Ermeni cemaatinden gelir olarak aşağıda kalmalarından ve zayıf papazlarca yönetilmelerinden” söz eder (Galanti, s.247).

Perrot’nun olumsuz değerlendirmelerinin yanı sıra Istanoz, 17. yüzyıldan beri, özellikle Ankara keçisi kılından yapılma kumaşları, sof ve halı dokumacılığı, nakış işçiliği, deri boyama ve işçiliğiyle tanınan ve Ankara ekonomisine katkı sunan bir köydü (Çerçioğlu Yücel, s.19). Dönemine göre Ankara’nın en büyük köyü olan Istanoz’da Birinci Dünya Savaşı öncesinde 3 bin 142 kişilik nüfusun iki Apostolik kilisesi, bir Protestan kilisesi ve toplam 500 öğrencilik mevcuduyla iki okulu bulunmaktaydı (Kévorkian, 2013: s.5-6). Baba tarafından annesi Istanozlu olan Ankaralı bir Ermeni, köyde yaşayan kişileri ve çevresini Perrot’ya oranla bambaşka şekilde tanımlar:

Istanoz, içinden dere akan, yeşillik, bağlık, bahçelik bir köymüş. Istanozlular görgülü insanlardı. İstanbul’daki Ermeniler, eskiden, İstanbul dışındaki herkesi köylü kabul ederlerdi. Ama Ankaralı Ermeniler çok görgülüdür. Güzel masalar hazırlar, şık giyinirlerdi (Resim 4). Istanozluların da köyden gelmelerine rağmen bir görgüsü vardı.” (Anonim, s.95).

Istanoz’dan Badveli Odian ve eşi

Resim 4. Istanoz’dan Badveli Odian ve eşi. AMI Koleksiyonu, Fotoğraf Arşivi.

Istanozlular, 1930’ların ilk yarısına kadar köylerinde nüfusları az da olsa yaşamaya devam edip ilerleyen yıllarda Ankara merkezinde bulunan Hacıdoğan ve Kale Mahallesi’ne  taşınma eğilimi gösterdiler. Daha sonra karma (Türk-Ermeni) ve cemaatler arası (Katolik-Apostolik-Protestan) evliliklerin artmasıyla Ankara’dan İstanbul’a veya yurt dışına göç ederek hayatlarını sürdürmeyi tercih etseler de Ankara’yla bağlantılarını koparmamaya da gayret ettiler.

Ankaralı zanaatkar Ermeniler

Kuyumcu, gümüş ustası, değirmenci, kunduracı, demirci, silah ustası, ağaç işleme ustası, oymacı, bakırcı, dokumacı gibi pek çok zanaatı meslek edinen Ankaralı Ermeniler, bu işlerde “Esnaflıkta Yahudilik, zanaatkarlıkta Ermenilik” deyişini anımsatacak kadar yoğunlaşmışlardı. Bunun yanında Ankaralı Ermeniler, özellikle işlenmiş ürün ticaretiyle, küçük sanayiyle ve halıcılık, sofculuk gibi benzer işlerle de uğraşırlardı (Kévorkian, s.7; Büyükyıldız, s.120).

Ankara Ermenileri, Ankara’ya özel geleneksel bir iş olan tiftik keçisinden lizöz ve şal üretirler, zanaatları sonucunda yaptıklarını, Polonya’nın tiftik kumaşı talebi neticesinde Doğu Avrupa’ya da ihraç ederlerdi (Anonim, s.95 ve 22).

Ermeni kökenli Ankaralı fotoğrafçılar

Ermeniler Osmanlı fotoğrafçılığının gelişmesine Abdullah Biraderler, Gülmez Biraderler, Dildilyan Biraderler, Papazyan Biraderler, Sarrafyan Biraderler, Boğos Tarkulyan ve Mihran İranyan gibi pek çok isimle önemli katkılar sundular. Başkent İstanbul dışında imparatorluğun farklı kentlerinde faaliyet gösteren bu fotoğrafçılar arasında Ankara’da çalışanlar da bulunurdu. 1868 yılından itibaren tutulan Şark Ticaret Yıllıkları (Annuaire Oriental) içerisinde, Ankara’da fotoğrafçılık yapan ilk kişilerin Ermeni kökenli Osmanlı yurttaşları olduğu görülür. Kayıtlarda bu isimlerden biri Antranik Cevahirciyan (Djevahirdjian), diğeri ise fotoğraflarında Moughamian Frères yazısıyla bilinen Mugamyan Biraderler’dir (Mungan Yavuztürk, s.26). Çalışmalarında Ankara’yı merkez almasının yanı sıra seyyar fotoğrafçı olarak kent kent gezen Antranik Cevahirciyan, 1870’li yıllarda Sivas’tayken kunduracılığıyla tanınan Dildilyan ailesinden Krikor’un oğlu Tsolag’ı etkiler. Tsolag da Cevahirciyan’ın yanına çırak olarak girer, fotoğrafçılığın inceliklerini öğrenir. Böylelikle Dildilyan Kardeşlerin Merzifon, Amasya, Sivas ve Yozgat’a kadar uzanan bir alanda fotoğrafçılık yaparak öne çıkan bir aile olmaları hikayesi başlar.

Balık Pazarı

Resim 5. Balık Pazarı. Mugamyan Biraderler, V. F. Kartpostal Arşivi.

Mugamyan Biraderler ise Osmanlı’nın son yıllarındaki Ankara’yı fotoğraflarıyla ölümsüzleştiren ender kişiler arasında yer aldılar. 1916 Ankara Yangını’nda yanıp yıkılan  Hisarönü Mahallesi ve Aziz Klement Fransız Koleji’ni, Kale eteğindeki Balık Pazarı’nı (Resim 5), Ankaralı tiftik üreticilerini, şehrin otel gereksinimini karşılayan (günümüze gelemeyen) Taş Han’ı, Bentderesi’ni, Ankara’nın panoramik manzaralarını, tarihi yapılardan Akköprü’yü, Julianus Sütunu’nu ve Ankara Anıtı’nı (Monumentum Ancyranum) fotoğraflayarak bugünlerde sıkça telaffuz edilen kent belleğinin oluşmasına önemli materyallerle katkı sundular.

Alalemciyanların Ankara manzaralı sof balyaları

İstanbul menşeli Manuel ve Ohannes Alalemciyan (Allamlemedjian) şirketinin Avrupa’ya ihraç ettiği Angora yazılı sof balyalarının üzerindeki etiketler dikkat çekicidir. Bir tarafında Ankara’nın panoramik kent manzarasının betimlendiği bir resim, diğer tarafında ise kentle özdeşleşmiş, yurt dışında da çokça tanınan Ankara tiftik keçisiyle bezenmiş sof balya etiketleri, dönem itibarıyla Ankara’nın dışa açıldığı birincil ticari ürünü tanıtma şekli bakımından da değerlidir. Bunun yanı sıra keçi figürünün üst ve alt taraflarında imparatorluğun getirdiği çok dilli ve çok sesli ortam Osmanlı Türkçesi, Ermeni, Rum ve Latin harfleriyle “M. & H. Allamlemedjian” yazılarıyla gösterilir (Resim 6). Ayrıca “Angora” yazısı da Arap ve Latin harfleriyle yazılmış, “Constantinople” ise yalnızca Latin harfleriyle yazılmış, renkli baskıyla yapılan sof balyalarının çerçeveleri de süslenmiştir.

Angora sof balya etiketi

Resim 6. Angora sof balya etiketi-Ankara keçisi. Atılım Üniversitesi Ankara Dijital Kent Arşivi Koleksiyonu, Uğur Kavas Fotoğraf Arşivi.

Öte yandan, Alalemciyanların sof balyalarının üzerinde İngilizce olarak “Made in Czechoslovakia” yazması, bağımsızlığını 1918’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan kazanan ve Polonya’ya komşu bir ülke olması gibi pek çok değişkenden dolayı farklı bulguları beraberinde getirir (Resim 7). Zira Katolik Ermenilerle Katolik çoğunluklu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun güçlü ikili ilişkiler geliştirmeleri, Katolik bir rahip olan Sivaslı Mkhitar Sebastatsi’nin (1676-1749) öğrencilerinin Viyana’da 1874 yılında Mekhitarist Manastırı kurmaları ve Ankaralı tacirlerin Venedik’e ve Polonya’ya ticari ziyaretler yapmaları, Ermeni kökenli Alalemciyanlarla Çekoslovakya arasındaki olası bağlantıyı kurmak açısından yeni bilgiler sunabilir.

Angora sof balya etiketi

Resim 7. Angora sof balya etiketi-Ankara. Atılım Üniversitesi Ankara Dijital Kent Arşivi Koleksiyonu, Uğur Kavas Fotoğraf Arşivi.

Bu araştırmada amacım, Ankaralı Ermenilerin kent yaşamına katkılarını, iç çekişmelerini, mimari dillerinin farklılıklarını, Batı’daki yenilikleri hemşerileriyle buluşturmalarını, Ankara’nın periferisinde yer alan Istanozluların köylülük pratiklerini sosyokültürel bakış açısıyla bir arada değerlendirmek ve yeni pencereler aralamaktı. Bu bağlamda Ankaralı Ermenilerin kentin kültürel zenginliklerindeki rollerini belirginleştirmeye çalışırken değişen sosyal çevre ve mimari doku üzerinden kent ve kentlinin mekansal geleneğindeki yarılmayı anlatılarla ve fotoğraflarla görünür kılmaya çalıştım.

Ayrı bir önem vererek, bir taraftan Özgür Bal’ın Ankaralı Ermeniler için geliştirdiği “varamayok” sözcüğündeki çelişkiye ayna tutmak, diğer taraftan da yeni sorularla kaybolmaya yüz tutmuş hikayeleri anlamlandırmak, hiç kuşku yok ki kültürün ve sanatın oluşturduğu ortak güçle yeni kazanımları beraberinde getirecektir.


[1] Ermeni kökenli bir Ankaralı, kentte Ermenilerin üç farklı sınıfa mensup olduklarını şöyle ifade ediyor ve ekliyor: “Ankaralı Ermeniler üç sınıfa ayrılıyor. Birincisi zengin Katolikler, ikincisi o zenginlere hizmet veren orta hâlli Katolikler ve bir de Istanoz kökenli Gregoryen Ermeniler. Tabakhane ve Hacıdoğan’da ekonomik durumu çok iyi olmayanlar, Hacıbayram’da ise durumu daha iyi olanlar otururlardı” (Anonim, s.21).
[2] Büyükyıldız’ın (2009, s.119) paylaştığı verilere göre Ankara’da 1914 yılındaki nüfus sayımında 11 bin 646 Ermeni’nin yaşadığı saptanmıştır. 1927 yılına gelindiğinde ise Ermeni sayısı 705’e düştüğü belirtilmiştir.
[3] Istanoz Rumcada “çukur” anlamına gelir. Müslümanlarca Zir olarak adlandırılır. Zir Farsçada da “çukur” demektir. (Anonim, s.65). Istanoz’un günümüzdeki adı Yenikent’tir ve Sincan ilçesine bağlıdır.


Kaynakça

1. Anonim. (2013). Sessizliğin Sesi III Ankaralı Ermeniler Konuşuyor. İstanbul: Hrant Dink Vakfı.
2. Arakelyan, S. (2017). Ankara Vukuatı. İstanbul: Aras Yayıncılık.
3. Arslanian, D. (1895). Le vilayet d’Angora. Vienne: Librairie Moritz Perles.
4. Aydın, S. (2015). 1915-1922 Türkiye Pratiğinde Yangın. Tanıl Bora (Ed.), 1916 Ankara Yangını (s.23-42). İstanbul: İletişim Yayınları.
5. Bal, Ö. (2013). Sonsöz Yerine: Varamayok Düğümü Çözmek. Ferda Balancar (Der.). Sessizliğin Sesi III Ankaralı Ermeniler Konuşuyor (s.137). İstanbul: Hrant Dink Vakfı.
6. Büyükyıldız, F. (2009). Başka Kent Ankara. Ankara: Phoenix Yayınevi.
7. Çerçioğlu Yücel, G. (2018). Tarihi Dokumak: Bir Kentin Gizemi Sergisi Sof, Tiftik ve Ankara Keçisinin 600 Yıllık Serüveninin İzinde. Filiz Yenişehirlioğlu ve Gözde Çerçioğlu Yücel (Haz.), Sof (s.9-41). Ankara: Koç Üniversitesi VEKAM.
8. Dadyan, S. (2011a). Osmanlı’nın Gayrimüslim Tarihinden Notlar. İstanbul: Yeditepe Yayınları.
9. Dadyan, S. (2011b). Osmanlı’nın Ermeni Aristokrasisi. İstanbul: Everest Yayınları.
10. Esin, T. ve Etöz, Z. (2015). 1916 Ankara Yangını. İstanbul: İletişim Yayınları.
11. Galanti, A. (2005). Ankara Tarihi I-II. Ankara: Çağlar Yayınları.
12. Gülenaz, N. (2011). Batılılaşma Dönemi İstanbul’unda Hanlar ve Pasajlar. İstanbul: İTO. Kévorkian, R. H. (2013). Ankara’daki Ermeni Mevcudiyeti Üzerine Birkaç Tarihsel Not. Ferda Balancar (Der.), Sessizliğin Sesi III Ankaralı Ermeniler Konuşuyor (s.5-14). İstanbul: Hrant Dink Vakfı.
13. Lansere, Y. Y. (2004). Ankara Yazı Bir Sovyet Sanatçısının 1922 Yılı Notları ve Resimleri. İstanbul: Kaynak Yayınları.
14. Mordtmann, A. D. (1998). Ankara. İlhan Pınar (Der.), 19. Yüzyıl Anadolu Şehirleri (s.73-82). İzmir: Akademi Yayınları.
15. Mungan Yavuztürk, G. (2015). Bir Ankara Fotoğrafçısı: Osman Darcan. Ankara Araştırmaları Dergisi. 3(2), s.220-227.
16. Tunçer, M. (2016). Kent Tarihi Mekânsal Yapı Analizinde Kullanılan Kaynaklar. Gonca Gökalp Alpaslan ve Pelin Şahin Tekinalp (Haz.), Kültürel Mirasın İzinde Ankara (s.435-461). Ankara: Hacettepe Üniversitesi.

İleri okumalar için:

Cumhuriyet öncesi Ankara ve çevresi için: Arslanian, D. (1895). Le vilayet d’Angora. Vienne: Librairie Moritz Perles.
Ankara, İzmir gibi kentlerimizde yangınla gelen dönüşüm için: Aydın, S. (2015). 1915-1922 Türkiye Pratiğinde Yangın. Tanıl Bora (Ed.), 1916 Ankara Yangını (s.23-42). İstanbul: İletişim.
Osmanlı yenileşmesinin kent mimarisindeki değişimi için: Gülenaz, N. (2011). Batılılaşma Dönemi İstanbul’unda Hanlar ve Pasajlar. İstanbul: İTO.
Ankara’yı, insanını ve mimarisini yabancı bir ressam gözüyle görmek için: Lansere, Y. Y. (2004). Ankara Yazı Bir Sovyet Sanatçısının 1922 Yılı Notları ve Resimleri. İstanbul: Kaynak.

Arda Can Özsu
Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünde “Osmanlı ve Cumhuriyet Modernleşmesinde Gayrimüslim Sanatçılar” başlıklı yüksek lisans tezini yazdı. 2016’da kentsel değişim ve dönüşümü abisi Öncü Özsu’yla irdeledikleri “Özsu Evi: Hamamönü’nün Sosyokültürel Tarihi Üzerine Bir Deneme” adını taşıyan belgesel çalışmalarını Koç Üniversitesi VEKAM desteğiyle çektiler. Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesinde ve Güzel Sanatlar Fakültesinde dersler vermekte. 2022’de Fırat Şenol ile birlikte Bein İZTV’de İstanbul’un kent belleğine eğilen 13 bölümlük “Hafıza Durakları” belgeseline ve Luys TV’de “Portreler” başlıklı kültür sanat programına danışmanlık yaptı. Özsu, AICA (Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği) üyesidir.

    Yorumunuzu yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    Kent

    Ankara Yeniden I: Kızılay, Tunalı, Bahçelievler

    2023 yılının kasım ayında, uzun yılların ardından Ankara’ya gittim ve bir ay kaldım. Üniversite okuduğum, büyüdüğüm, özgürleştiğim, kendimi tanımaya başladığım, ilk kez kendi paramı kazandığım,...