KentYaşam

Ankara Gecekondu Sokak Oyunları 90’lar

Ankara gecekondu semtlerinde oynanan milyon tane oyun vardır. Top vardır mesela (dünya dilinde futbol olarak bilinir), kelle vardır, tıp vardır, sadece oynayan çocukları kaçırsa da kızkaçıran vardır, külah vardır, şu an sizin aklınıza gelip, benim de sonradan “aaa bu da vardır” diyeceğim daha milyon tane oyun vardır. Ortak düşmanları, 2000’lerin başında Counter Strike ve Half Life ile kondularımıza giren internet kafeler olan bu güzel oyunlardan, yakından tanıdığım birkaç tanesini anlatayım.

Simit ve Zın Dır Zınba


Simit ve Zın Dır Zınba’yı birbirine benzeyen oyunlar olduğu için iç içe yazabiliriz. Biri diğerinin en fazla bir üst modeli olabilir. Öncelikle simitten bahsedelim. İsminin nereden geldiği hakkında çeşitli söylentiler vardır. İlk söylenti; sadece simit kelimesinin etimolojik yapısı ile ilgilenen alelade seçilmiş bir isim olduğudur. Diğer söylenti ise Ankara simidinin pekmeze batırılmasıyla ilgili. Oyun gözünüzün önüne gelene kadar pekmez ile bir bağlantı kuramayabilirsiniz. Ancak simit, biraz da adamın pekmezini akıtmaya dayalı bir oyundur. 43 numara ayakkabıların sığamayacağı kadar küçük bir çember tebeşir yardımıyla asfalta çizilir. “Yeşil tuttum Allah bir”,  ” Son çöken ebe” gibi cümleler; en uzağa tükürme gibi aktiviteler ile ebe seçilir. Kuralları basittir. Dokunulmazlık kalkanı olarak da düşünebileceğimiz çemberin içinden başlar oyun. Ebe, çemberden “Siimiiiiiiiiitttttt” diyerek çıkar. Amacı nefesi tükenmeden birisine dokunabilmektir. Dokunduğu kişi yeni ebe olur ve dokunulmazlık kalkanına yani çembere ulaşana kadar dayak yeme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Tekme ve tokat serbesttir. Bazı çetin mahallelerde diz ve sağ kroşe de serbesttir. Ebe, nefesi tükendiğinde birisine dokunamadıysa bu sefer çembere ulaşana kadar kendisi dayak yer. Genelde tatsız biten bu oyun çok uzun sürmez.

Zın dır zınba ise, mantık olarak simit ile aynıdır. Sadece çemberden sağ ayakla çıkıldığında senkronize şekilde “Zın,” sol ayakla birlikte “Dır,” ve tekrar sağ ayakla beraber “Zınba,” denildikten sonra tek ayak üstünde kovalamaca başlar. Ebe, tek ayak üzerinde mücadele verdiği için kovalamaca alanı dardır. Bu oyunda da ebenin nefesinin tükenmesi yerine yorulması beklenir. Sonu ise simit ile aynıdır.

Sigara Kağıdı

Sigara kağıdı oyunu bir yaratıcılık eseridir. Çevreye hatta insanlığa katkısı tartışılmalıdır. Oyunun bütün materyalleri simit oyunundan geriye kalmış yorgun bir çember ve kirli sokaklardır. Bu sokaklara saçılmış boş sigara paketleri de oyunumuzun öznesidir. Her somut kavramın elde edilme derecesine göre bir değeri vardır. Sigara kağıtları da özelliklerine göre bir değer alır. Mesela Marlboro’yı altın, Winston’u gümüş, L&M’yi bakır olarak düşünebilirsiniz. Sigara kutuları jelatinden sıyrılır, taş yardımıyla paraya benzetilmeye çalışılır. Benzer de… Tomar tomar sigara kağıdı olan gençlerin saygı gördüğü bu sokaklarda oyun iki kişi arasında oynanır. Rakip çembere riske ettiği kağıtları bırakır. Örnek vermek gerekirse rakibin 2 adet Muratti, 1 adet Yeni Harman (bu da altın kategorisindedir) koyduğunu düşünelim. Bu kağıtlara denk gelecek kağıtlar koymak gerekir. Mesela 3 adet Winston, 1 adet Maltepe güzel bir oyunun habercisi olabilir. Sonra sigara kağıtları çemberin içine dizilir. Burada önem taşıyan konu en değerli kağıdın en alta konmasıdır. Bu verdiğimiz örnek için en alta Yeni Harman, onun üstüne Maltepe, onun üstüne Murattiler ve hepsinin üstüne Winstonlar dizilir. Böyle olmasının nedeni,  en değerli kağıtların elde edilmesinin zor olması gerektiğidir. Oyunun diğer önemli konusu sigara kağıtlarını çemberden çıkarmamızı sağlayacak mermer taşlardır. Kaygan, pürüzsüz ve bir ucunun sivri olması önemlidir. Çembere 10 adım uzaklıktan her kim sigara kağıtlarını çemberden çıkartmayı başarırsa kral odur. Parmağının ucunu yalar, para sayar gibi kağıtlarını sayıp kayıplara karışır. Yeni Harman 5 karat pırlantadır bu arada.

Tornet

Tornet bir oyun mudur tam olarak bilmiyorum. Çünkü ciddi bir iştir. Ciddi olan bir şeyin oyun olabilmesi konusunu insandan insana bırakarak sağ dizime bakıyorum. Sağlam sızlıyor… Tornet, dikdörtgen bir tahtayı dik kesen iki sopaya, şimdilerde rulman denilen o zamanlarda bilya olarak anılan tekerleklerin çivilenmesi ile oluşan bir araçtır. Günümüzün kaykayı olarak adlandırabiliriz. Kaykaydan farkı dağlardır. Pek yakışıklı değildir, zanaat ister. Mühendisi, torneti kullanacak çocuktur. Aşınmış asfaltın üzerinde kulakları tırmalayan güçlü bir ses çıkarır. Tornet sürmek için aşağı mahalle ya da yukarı mahallelerden birinde yaşıyor olmak ön koşuldur. Çünkü tornet, bir yokuştan aşağı gidilirse inanılmaz bir haz verir. Nefis yarışlar bu yokuşlarda cereyan eder. Üzerine oturduğumuz tahtanın altına bir çivi ile monte edilen takoz ise fren görevi görür. Günümüzün mühendisleri ya da akıllı bireyleri zamanında bu takoz konusuna önem vermiştir. Ben takozun yokuştan aşağı yaklaşık 50-60 km. hıza ulaşabilen bir alette gereksiz olduğunu düşünmüştüm. Şimdi o günlerde verdiğim bu mükemmel kararı düşününce sağ dizime bakıyorum. Hala sağlam sızlıyor…

Futbolcu Kartları

Futbolcu kartı konusu genel bir kavramdır. Dünyanın her yerinde futbolcu kartları  biriktiren, oynayan çocuklar vardır. Bu kartlar da bunun için üretilmiştir. Ancak bizim çocuklar için bu konu biraz farklıdır. Kartın üstündeki sporcularla ilgilendiklerini hatta şöyle alıcı gözle tanıdıklarını sanmıyorum. Bu sokaklarda en büyük topçular, kartların üstünde değil aşağı mahallelerde olur… “Elde mi yerde mi?” sorusu bu oyunun ulusal marşı gibidir, oyuna başlamadan önce usulen sorulur. Elde denilirse ismiyle müsemma elde, yerde denilirse düz bir zeminde oynanır. Sadece dört büyük takımın (Oysa Ankaragücü 2001 yılında bu dört takımı da yenmiştir) kartları basıldığı için bu kartları iskambil kağıdı gibi düşünebilirsiniz. Kırmızı, siyah, mavi ve bordo kartlar karışık şekilde karılır. Kartlar, hem rakibin hem de kartı atanın göremeyeceği şekilde ters tutularak oyuna başlanır. Yere açılan kartın rengi neyse ağızla tekrar etmek işin heyecanıdır. Mantığı milli oyunumuz pişti gibidir, kırmızının üstüne kırmızı, mavinin üstüne mavi atan kartları alır. Zamanla bu kartlar eskiyince, daha doğrusu Pikachu ve dostları ufak tasoların içinde mahallelere sızınca, unutulmaya yüz tutmuş, ufak bir anne suikasti ile sigara kağıtlarının yanına, çöp kovalarına atılmıştır…

Kapak fotoğrafı: Oğulcan Karaoğlu

Bir Cevap Yazın

Tasarım

Mekanlar ve Hikayeler IV | Dost’un Önü

Adam, duvarda asılı olan Dost logosundaki T harfinin önünde bekliyordu. Hava çok sıcaktı, üzerindeki gri Star Wars tişörtü sırılsıklam olmuş, belirli aralıklarla alnında biriken teri...

Kent

Şehrin Seslerini Aramak

2019 yılıydı sanırım, buluntu fotoğraflardan oluşan bir kısa film yapmak istiyordum. Filmi yapabilmek için de olabilecek en az bütçeyi harcamam gerekiyordu. Elimdeki paranın tamamıyla oldukça...