İnsanMeseleler

42

Büyüdüğümüz evde, salonda kocaman bir pencere vardı. Çocukken oradan sola baksak amcamların evinin ışığını, kafamızı sağa çevirsek Gülten Akın’ın balkonunu görürdük. Dündü.

Bizim için, çoğu kimsenin tanışmayı “hayal edeceği” kişiler teyze ve amca oldu. Sonra, büyüdükten sonra, onlardan bize kalan cümleler “gel yavrum sen ye patates kızartmalarımı” ya da “bu kitabı oku mutlaka, haftaya başkasını vereceğim” kadar gündelik yaşama ait olsa da, onları, cümleleri kuranları yani, ya bir bombayla susturmaya ya da bir yangınla kül etmeye çalıştılar. Başaramadılar, o ayrı.

“Yürür müyüm, durur muyum
Çürür müyüm, kurur muyum
Sensiz kendim’ bilir miyim
Döndüm ben bir düşe, gardaş”

Amcamın, kardeşinin kaybından sonra yazdığı bu şiir benim aklımdan hiç çıkmaz. Kardeşi, benim babam. Yani uğruna şiirler yazılan kişi. Kimi kimselerin tanışmayı hayal ettiği yayıncı. Ölümüyle amcamı düşe çeviren. Oysa ki benim için çok basit bir anlamı olmalıydı. “Baba yaaa noolur” demeliydim mesela. Ondan harçlık istemeliydim.  Annem bir şeye izin versin diye, onunla birlik olup annemi ikna etmeliydim.

“Babababa”. Kuzenimin çocuğu yeğenim Dağlar’ın ilk söyleyeceği şey olacağından adım gibi eminim. Yani baba. Bu kadar basit. Ben hiç söylemedim.

Döndün sen bir düşe baba.

Ablam, bu hayatta çok az şeyle bile keyiflenebilen, yetinmeyi bilen, benim bu hayattaki en sevdiğim insan. Çok az düşü var. Hepsinin ulaşılamaz olduğunu düşünüyor, benimse onları gerçek kılmaktan başka bir isteğim yok.

Bir 24 Ocak’ta, Uğur Mumcu’nun anmasında, Canan’la konuşuyorum ve ablamın bir düşü gerçek oluyor. Ablam Sezen Aksu ile tanışıyor, tanışıyoruz. Kibirsiz bir samimiyetle ve sevgiyle sarıp sarmalanıyoruz. Bu anımızı düşlerimizin “dün” olduğu yere koyuyorum.

Geçen sene babamla pikniğe gittiğimizi düşlediğim bir yazı yazmıştım. Babamı da konuşturmuştum. Derslerimden bahsetmiştik. Üşürsem diye yanına hırka almıştı. Mangalı yakmıştı. Ben sevmem diye benim payıma kekik dökmemişti. Arabayı o kullanmıştı, ben rakı içmiştim. Muhtemelen ilk kadehte sarhoş olmuştum. Yanımda o var diye.

Ben yanımda güvendiğim biri olursa hemen sarhoş olurum zaten.

Dünümde, düşümde dünümle ve düşümle yaşıyorum, çalışıyorum çabalıyorum. Bu düşümün dün olma ihtimali olmadan. Bababababba. Konuşmayı yeni öğreniyor gibiyim bugün.

Baba.

Müsaade edin lütfen. Hiç söylemedim.

Gülmeyin.

“Baba.”

Bu yaşımda “baba” demeyi öğreniyorum.

Ben hiç “baba” demedim, çünkü ben konuşmayı öğrenemeden benim babamı öldürdüler.

Bugün babamın ölüm yıldönümü. O 36 yaşında kaldı, ben 42 yaşıma girdim. Hala baba demeyi bilmiyorum.

Arkada Sezen Aksu çalıyor.  Şiir Gülten Akın’ın. Yani hem dünüm, hem düşüm. Beraber babamı çalıyorlar.

“Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta
Yan garipliğine, yan yürek yan
Gitti giden.”

Alaz Erdost
7 Kasım 1980'de Mamak Askeri Cezaevinde dövülerek öldürülen yayıncı İlhan Erdost'un kızı. 1980 yılında Ankara’da doğdu. İlk, ortaokul ve liseyi Özel Arı Lisesi’de okudu. Hacettepe Üniversitesi Maliye Bölümü’nü bitirdi. Mali müşavir olarak çalışıyor.

    Bir Cevap Yazın

    carl sagan Müzik

    Karanlık bir dünyada Sagan’ın yolu

    Yönetmen ya da senarist künyesinde ismi yer almamasına rağmen, Steven Spielberg olmasaydı, sinema tarihinin mihenk taşlarından biri olan Geleceğe Dönüş filmini muhtemelen izleyemeyecektik. Hatta izleseydik...

    Müzik

    Bir Ankara efsanesi: Süleyman Bağcıoğlu

    Süleyman Bağcıoğlu. Ankara müzik camiasının en önemli ve efsane isimlerinden biri. Kızılay Gölge’de ve ardından Olimpos Gölge’de gözümü kırpmadan izlediğim, her seferinde sanki ilk kez dinliyormuşçasına...